


Halledemeyince hallediyorlar...
"Ülkelerin "çoğulcu" bir yapı oluşturamamasının ne kadar büyük sıkıntı yarattığının önemli bir örneğini bizi iyice bunaltan "Ermeni Soykırımı" tasarısı örneğinde görmekteyiz.
Ankara, tüm Cumhuriyet döneminde "resmi tarihi" olduğu gibi "dış politika" yı da tartışılmaz bir "tabu" olarak dayattı. Toplumu, çok farklı sosyal katmanlardan, değişik düşüncelerden oluşan geniş bir mozaik olarak algılamak yerine, halkı "dış düşmanlara" karşı bir "tek insan" gibi davranmaya zorlamayı "ulusal politika" kabul ettik. O bir "tek insan"da Ankara'nın söylediklerini ezberleyen insan demekti.
1915 yılında meydana gelen Ermeni Techir Olayı da Ankara'nın resmi görüşünü tekrarlama dışında farklı yaklaşım yapılamayacak konulardandı. Bu olayı tartışamadık, değişik cephelerini göremedik. Toplum, herhangi bir şekilde konunun güncelleşmesi halinde buna vereceği farklı cevapları oluşturamadığı gibi resmi yaklaşım dışındaki tarihsel doğruları da derinliğine inceleyemedi. Zihinsel gelişmesini gürbüzleştiremediği için Türkiye güçsüzleşti. Şimdi, o güçsüzlüğü müthiş bir alınganlıkla yaşamakta. Cumhuriyet öncesinde meydana gelmiş, boyutları pek de aydınlatılmamış bu olay nedeniyle Ankara, Cumhuriyet dönemi, boyunca "tek istikamet" olarak gösterdiği Batı'ya arkasını dönme noktasına doğru kayıyor. Halbuki özgün bir toplumsal ortam yaratılmış olsa böylesine alıngan davranmaya da gerek olmayacaktı. Toplum bu konuyu özgürce tartışmış gelişmelere karşı kendini koruma reflekslerini de oluşturmuş olacaktı."
Yukardaki girişi, geçtiğimiz Ekim ayında yazmışız. Aşağıdaki yazıyı ise 1998 yılında Ermeni Sorunu Fransa Parlamentosu'nda iki yıl önce ilk kez kabul edildiğinde.. Sorunlar çözülmüyor, yazıların içeriği de değişmiyor... Bu güçsüzlük kuşatılmamızı hızlandırıyor.
ERMENİ SORUNU
Milattan önce 6'ncı Yüzyıl'da kurulan Urartu Krallığı ile netleşen Ermeni tarihinin Osmanlı İmparatorluğu ile 16'ncı Yüzyıl'da kesiştiğini görüyoruz.
16 ve 17'nci Yüzyıl boyunca Ermeniler, Osmanlı Devleti ile İran'ın çekişme alanında kalarak yaşıyor.
Bu süre zarfında Batı ile Doğu arasındaki ticarette önemli roller oynuyorlar.
Osmanlı'da daha ziyade tüccar ve zanatkar olarak yaşıyorlar. Tanzimat'tan sonra ise memur Ermeniler'in sayısında da yükselme gözleniyor.
Yunan isyanından sonra, Ermeniler'in devlete bağlılığını vurgulamak için kendilerine "millet-i sadıka" deniyor. Türkçe yaygın dilleri oluyor.
***
19'uncu Yüzyıl, milliyetçilik hareketlerinin yükseldiği bir dönem.
Aydınlanma Ermeniler'i de etkiliyor. Ermeni kültürü yeniden canlanırken, Osmanlı Devleti'ndeki Ermeni nüfusa uluslararası ilgi de artıyor.
1877 yılındaki Osmanlı Rus savaşı ertesinde imzalanan Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması ile "Ermeni Sorunu" resmen doğmuş oluyor. Rusya sorunu sahipleniyor.
TARİHTE ERMENİLER
1880'lerin sonlarına doğru Rusya'nın himayesinde, Doğu vilayetlerinde Ermeniler arasında milliyetçilik eğilimleri iyice yoğunlaşıyor.
Bu yoğunlaşma iki Ermeni partisi doğuruyor. Ermeni dilinde "çan" anlamına gelen Hınçak 1887'de, "ittifak" anlamına gelen Taşnak da 1890'da kuruluyor.
Bu gelişmeler II.Abdulhamid'i hiddetlendiriyor. Sultan, Ermeniler'in yaşadığı bölgedeki aşiretlerin kızgınlığını kullanırken, Ermeniler'in vergilerini de artırıyor.
Radikal Ermeni milliyetçileri bunun üzerine ayaklanıyorlar. Sasun'da vergi vermeyi reddeden Ermeniler'in hareketini 1894 yılında Hamidiye alayları bastırıyor.
Çatışmalarda çok sayıda insan ölüyor, köyler yakılıyor.
***
1896 yılında Rusya'dan gelen Ermeni eylemciler Osmanlı Bankası'nı işgal ediyor. Rusya'nın müdahalesiyle hiç bir ceza almadan yeniden Rusya'ya dönüyorlar.
I. Dünya Savaşı sırasında ise, Kafkasya'daki Ermeniler, Osmanlılar'a karşı Rusya'ya yardım etmek için gönüllü taburlar kuruyorlar.
1915'in başlarında ise, Osmanlı hatlarının gerisindeki Ermeniler de gönüllü taburlar oluşturarak yöredeki Müslüman nüfusa karşı eylemlere girişiyorlar.
Osmanlı Hükümeti, Ermeniler'in Suriye ve Filistin'e nakledilmesi kararı alıyor.
ÖLENLER, ÖLDÜRENLER
Ana Britannica Ansiklopedisi bu kararın ertesindeki gelişmeleri şöyle yansıtıyor:
"Ermeniler'in soykırım iddialarına yol açan bu zorunlu göç sırasında ölen Ermeniler'in sayısı bugün de süren bir tartışma konusudur.
Ermeniler'in daha yüksek sayılar vermesine karşılık, A.J. Toynbee gibi bazı Batılı tarihçiler göç sırasında 600 bin Ermeni'nin öldüğünü ileri sürmekte. J.Mc Carthy ise bütün I. Dünya Savaşı boyunca ölen Ermeniler'in sayısını 600 bin olarak vermektedir.
Kamuran Gürün, 1914'te Osmanlı Devleti sınırları içinde 1.3 milyon Ermeni olduğundan hareketle, göç ettirilenlerin sayısının 702.900, savaş boyunca ölenlerin sayısının 200 bin dolaylarında, göç sırasında ölenlerin sayısının ise 100 binin çok altında olduğunu hesaplamaktadır. Daha sonra çok sayıda Ermeni, Sovyetler Birliği ile Avrupa ve Amerika'ya göç etmiştir."
***
1918 yılında Ermeniler, Gürcüler ve Azeriler, Transkafkasya Federal Cumhuriyeti'ni kuruyorlar. Ama bu birliğin ömrü ancak birkaç ay oluyor.
1918 yılının Mayıs ayında ömrü gene uzun olmayan bir Ermeni Cumhuriyeti kuruluyor. 1920'de Ermenistan'ı Sovyet Ordusu işgal ediyor. 1922'de Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan ile birleşiyor.
1936 yılında ise, kabul edilen yeni Anayasa ile Sovyetler içinde ayrı bir cumhuriyete dönüşüyor.
***
Fransa'da kabul edilen "yasa tasarısı", Ermeni sorununu yeniden gündeme getirdi.
Dünkü sorunların temelinde "uluslaşma" sürecinden kaynaklanan "milliyetçilik" olduğu görülüyor.
Ne yazık ki, bu konuya bugün yaklaşanlar da aynı şartlanma içinde.
Geçmişteki talihsiz bir olayı soğukkanlılıkla değerlendirmek bugün için de pek mümkün gözükmüyor.
Halbuki tarihe objektif olarak bakılabilse inatlaşmanın yerini sağduyulu değerlendirmeler alabilir. Bu da düşmanlıkları yok eder. Ama eski şartlanmalar halâ her yerde en önde gidiyor gibi görünmekte.