kapat

19.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )


Çankaya'nın "en"leri

Bazı televizyon kanallarının okur anketleriyle yürüttüğü reyting yarışının sarsıntısından yeni kurtulmuştum ki, bu defa da devlet nezdindeki itibarımızı ölçen Çankaya Resepsiyonu seçmelerinde elenmiş olmanın utancıyla ezildim.

Ne toplumun, ne de Çankaya'nın "en"lerine giremedim!

Ama sizi temin ederim ki, aşağıda okuyacağınız yazının bu kuyruk acısıyla en ufak bir ilgisi yoktur. Kişisel duygularım tamamen bir kenara bırakılarak, sadece ve sadece "ideolojik devlet-yansız devlet" tartışmasına katkıda bulunmak amacıyla yazılmıştır.

***

Kimileri davetli tartışmasını, devletin tepesinin popülist mi yoksa elitist mi davranması gerektiği noktasına bağlamayı seviyor. Onlara bakılırsa bu davetli listesi, devletin geçmişteki elitist tutumuna döndüğüne dair bir işaret. Bazı ünlü popçular ve türkücüler listeden çıkarılırken, tiyatro, klasik müzik, bale, fotoğrafçılık gibi "yüksek sanat" dallarında faaliyet gösterenlerin listeye dahil edilmesi, Sezer'in Özal'la birlikte başlayan ve Demirel döneminde de süren "popülist sapma"yı düzeltme çabası olarak değerlendiriliyor.

Kimi yazarlarımız ise meseleye israf açısından bakıyor.

Ben şahsen bu açıyı pek önemli görmüyorum.

Devletin bütün o akıl almaz irrasyonelliklerini düşünürsek, böyle bir daveti yapmayarak tasarruf edeceğimiz para devede kulak kalır.

Yani yapılsa da olur, iptal edilse de...

Bence önemli olan, yapılıp yapılmaması değil, bizim o davete yüklediğimiz anlam... O resepsiyonun davetli listesine girmeyi bir "saygınlık yarışı" haline getirmemiz...

Birkaç gündür çıkan haberlere ve yorumlara bakınca, davet edilen-edilmeyen hemen herkes tarafından, listenin devlet nezdinde 2000'in "en"leri olarak değerlendirildiği görülüyor. Bakıyorsunuz, davet edilenler mutlaka bir punduna getirip listede olduklarının kamuoyu tarafından bilinmesini sağlıyorlar. Araya sıkıştırdıkları bir cümlecikle ya da "kusura bakmayın gelemedim" deme bahanesiyle davetli olduklarını çıtlatıyorlar. Listeye giremeyenlerden bazıları üstü kapalı sitem mesajları gönderirken, bazıları alenen telefona sarılıp hesap soruyor. İşin tuhafı, bunu yapanların bir kısmı, her fırsatta devletin hayatımızdaki ağırlığının azalmasını savunan kişiler.

O zaman aklıma takılıyor: Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu...

Hani biz devletin küçülmesini, ideolojik tavrı olan bir devlet olmaktan çıkıp "teknik" bir karakter kazanmasını, toplumun efendisi değil hizmetkarı olmasını istiyorduk? Onun, sadece ekonomik hayatımızdan değil, aynı zamanda kültürel dünyamızdan da elini çekmesini, hegemonya kuran, değer oluşturan, norm belirleyen bir pozisyondan çıkmasını talep ediyorduk?

Öyleyse bu "devlet seçmenleri"ne neden bu kadar önem veriyoruz?

Hani biz devletin 'yansız' olmasını telep ediyorduk?

Hem yansız olmasını isteyip hem de Türkiye'nin en itibarlı sanatçılarını, gazetecilerini ya da işadamlarını seçme yetkisi varmış gibi davranmak pek garip olmuyor mu?

Hem hizmetkar devlet isteyip de hem de hizmetkarın seçtiklerine "2000 Türkiyesi'nin en itibarlıları" muamelesi yapmak pek çelişkili değil mi?

Düşünün, Köşk'ün protokol müdürünün önüne bir sanatçılar listesi geliyor. Bunlardan 10'unu seçip 90'ını eleyecek. Sonra bu 10 isim Cumhurbaşkanının önüne gidecek. O da veto yetkisini kullanıp kimi isimlerin üstünü çizecek ve yeni bazı isimler ekleyecek.

Böylece, Türkiye'nin devlet nezdinde en itibarlı ilk 2000 kişisi seçilmiş olacak¥

Peki prtokol müdürü ya da Cumhurbaşkanı, neye göre yapacak bu itibar sıralamasını? Neden popçu A'yı çizip de klasik müzikçi B'yi ekleyecek? Kendi beğenisini kıstas alarak mı? Yoksa pop müziği devlet ciddiyetine yakıştıramadığı için mi?

Kıstası ne olursa olsun, yaptığı sonuçta sübjektif bir değerlendirme olacak.

Oysa biliyoruz ki, objektif yani yansız ve ideolojisiz devlet hangi sanatçının daha değerli, hangisinin daha değersiz olduğuna karar veremez. Çünkü onun fikirler karşısında bir tercihi, kendine özgü bir estetik anlayışı, bir beğenisi yoktur.

O sadece bir sistemdir. Mükemmel işleyen bir mekanizmadır.

Ama ancak biz onu öyle görürsek öyledir.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır