


Uyanıkların ödüllendirildiği ülke..
Selim Edes'in yurda döndükten sonra iki saat ifade verip serbest kalması sizi rahatsız etmedi mi?..
Selim Edes'i tanımam.. Hiç karşı karşiya gelmedik.. El sıkışmadık.. Konuşmadık..
Benim için o bir mahkum.. Maddi gücü fevkalade yerinde.. Uydurmuş işini.. Yurt dışına kaçmış.. Bu ülkede nasılsa on yılda bir af geliyor ya.. Amerika'da safa sürmüş.. Sonra da elini kolunu sallayarak dönmüş..
Selim Edes tek örnek değil.. Cezaevine girmekten kaçarak kurtulan ve afla dönen yığınla insan var..
Şimdi bakın..
Bir yanda, devletinin kurallarına uyan bir vatandaş.. Mahkum olunca, paşa paşa cezaevine giriyor. Ayni suçtan mahkum öteki kaçıyor. Sonra devletim kaçanı ödüllendiriyor.. Yatan yattığı ile kalıyor. Böyle hukuk olur mu?.. Böyle hukuk vicdanı olur mu?.. Hukuk bu olunca, insanın o devlete saygısı, o hukuka inancı kalır mı?..
Ne yapalım efendim af..
Tamam da, şöyle çıksaydı af mesela.. Selim Edes kaçmasaydı, afla serbest kalana dek kaç yıl, kaç ay, kaç gün hapiste kalacaktı, o hesaplansa ve o kadar süre yattıktan sonra, "Af" onun için geçerli olsaydı, o zaman hukuk, o zaman adalet bu ülkenin her vatandaşına eşit uygulanmış olmaz mıydı?..
Hayır.. Türkiye'de sistem kaçanın kurtulması, uyanığın ödülendirilmesidir.
Zamanı gelince askere giden, 24 ay yapar.. Kaçanın askerliği, durmadan iner.. 18 aya.. 12 aya.. 10 aya.. Hatta 1 aya.. Bedelli..
"Efendi sen kaçmasaydın, kendi döneminle askerlik yapsaydın 24 ay yapacaktın. Haydi silah altına" diye bir kural var mı?.. Yok.. Sistem kaçağı alkışlıyor, kaçmayı teşvik ediyor..
Vergi.. Zamanı gelince ödeyen uygar vatandaş resmen enayi yerine konuyor.. Çünkü kaçıran, geciktiren daima karlı.. Affa giriyor, enflasyona giriyor.. Uzlaşmaya, takside giriyor.. Giriyor oğlu giriyor.. Vergisini tıkır tıkır ödeyen de bunları içi sızlayarak izliyor..
Hayır.. Sadece ceza, askerlik, vergi değil.. A'dan Z'ye hep uyanık ödülleniyor. Kurala düzene uyan, uygar, saygılı vatandaş ceza görüyor.. İşte emniyet şeritleri.. Siz şeridinizde adım adım ilerler, sıranızı beklerken, adam, o katil ruhlu, o başkalarının ölümünü dahi umursamaz iğrenç yaratık, o hayvan, boş emniyet şeridine arabasını sürüyor ve gidiyor..
Polis mi?.. Ceza mı?.. Güldürmeyin beni.. Her gün, ayni saatte, ayni yerde emniyet şeridinin ihlal edildiği ezbere bilinen yerlerde bile polis yok.. Olan da, "Dostlar alışverişte görsün.." diye iğreti iş yapıyor.. 50 araba şeritte.. İkisini çevirip ceza yazıyor.. Oldu da bitti maaşallah!..
Yoğun saatlerde kavşağın içine girerken etrafa bakmayan ve önü dolu olduğu için ilerleyemeyen sürücüler var.. Bu yüzden, çapraz geçişi de tıkıyorlar ve durduk yerde trafik kilit oluyor.. Polisim ne yapıyor?..
Trafiği kitleyen hayvana öncelikle yol veriyor.. Yolu açacak ya.. Peki ya o hayvanın bir daha böyle hayvanlık yapmasını önleyecek ceza?.. Polisin böyle bir suç olduğundan haberi dahi yok..
Sola dönmek için şeride girdiniz bekliyorsunuz.. 20'nci arabasınız sırada.. Adam sizin sağınızdan dalıyor.. En başa gidiyor.. İkinci şeridi kapayıp beklediği için düz akış için ayrılmış en sol şeridi de durduruyor. Polis geliyor, bu uyanığı hemen geçiriyor ki, yol açılsın.. Çünkü polisin böyle bir trafik suçundan haberi yok.. Cezayı geç.. "Madem bu şerittesin. Dönemezsin, doğru devam et" dese, her polis böyle dese, o hayvan, o uyanıklıktan vaz geçecek.. Ama benim polisim uyanık hayvanı ödüllendiriyor, siz sırada beklerken kahroluyorsunuz..
Sağ şerit sağa dönüş için ayrılmış boş.. Hayvan düz gidecek, ama o şeritler dolu.. Dalıyor sağ şeride.. Sağa döneceklerin de yolunu tıkıyor.. Polis öyle bakıyor.. "Durma.. Oraya girdin, sağa dön, git" dese, bütün polisler dese, hayvan, belki adam olacak.. Ama polis de görevinin gerektirdiği kurallardan habersiz.. Orda duruyor. Öyle bakıyor. Trafik durduk yerde kitleniyor.. Polis sağa dönüşü tıkıyanı, en öne çekiyor, yolu açmak için. Uyanık hayvana ilk geçiş hakkı veriyor üstelik.. Siz sırasını bekleyen uygar vatandaş görüyor ve kahroluyorsunuz..
Uyanığı ödüllendiren, kurallara saygılı vatandaşa cezalandıran trafik polisi..
***
Ebru Sezgin arabasını evinin önüne park etmek için uygun bir yer arıyordu.. Buldu da.. Ama oraya park etmek biraz zordu. 25 yaşlarında, çok iyi giyimli ve çok kibar görünüşlü bir genç yanına yaklaştı.. "Ben parkınıza yardım edeyim efendim" dedi.. Ebru anahtarı uzattı. Genç arabaya bindi, gaza bastı ve gitti..
Ebru dört dakika sonra karakoldaydı. Dört dakikada hırsız nereye gidebilirdi ki.. Bugünün telsiz, cep telefonu çağında.. Ebru arabasını bir daha göremedi.. Plakası, şekli, markası belli arabayı çalındıktan dört dakika sonra haber almasına rağmen bulacak bir trafik organizasyonumuz yoktu. Ebru'nun bundan haberi yoktu.. Birşeyden daha yoktu.. Olayı polise dosdoğru ve dürüstçe anlattığı için bir de ceza göreceğini daha sonra öğrendi.
Polis olayı "Emniyeti kötüye kullanma yolu ile hırsızlık" diye kaydetmişti. Emniyeti kötüye kullanma yolu ile hırsızlık ise, sigorta kapsamı dışındaydı..
Ebru "Evden çıktım, arabam yok" deseydi, sigortadan parasını tıkır tıkır alacaktı. Ebru, sigorta mevzuatını bilen bir uyanık olsaydı, yalan söyleseydi, milyarlarca lira kayba uğramayacaktı.. Bugün pek çok karakolda kurt polisler, gelen vatandaşı uyarır "Böyle dersen hava alırsın, şöyle ifade ver" derler. Ebru böyle bir polise rastlasa, ya da o karakolda bir tanıdığı olsa ve ifade, sigortaya uygun zapta geçse, arabasına olmasa da, sigortasına kavuşacaktı..
Bu defa Ebru ve ifadesini alan polis, dürüst, doğru ve yasal davrandıkları için, sigortaların hem de nasıl soyulduğu ülkemizde, Ebru, resmen çalınan arabasının kasko bedelini alamıyordu..
Yüzlerce binlerce örnek verebilirim size, bu ülkede doğruların cezalanıp, eğrilerin safa sürdüğünü gösteren.. Gerek yok.. Siz de hergün birkaç kez şahit oluyorsunuz mutlak böyle olaylara..
Ne oluyor o zaman.. Devlete, hukuka, adalete inanç giderek azalıyor.. Giderek siz de "Allahın aptalı ben miyim" demeye başlıyor ve kendinizi, pek de haklı görerek uyanıklar sınıfına taşınmaya başlıyorsunuz..
Giderek Türkiye, kuralsızlar, saygısızlar, uygunsuzlar ülkesi, Türkiye dağ başı oluyor..
Güçlü olanın kahraman, işini bilenin egemen, gemisini yürütenin kaptan olduğu ülke oluyor..
Bu sistemin tümüyle değişmesi gerek.. Devleti yönetenlerin önce bu iğrenç, bu çirkin, bu felakete götüren düşünceyi yok edecek temel zihniyet değişikliğini belirlemeleri ve yönetimin en altından en üst kademesine kadar uygulanmasını sağlayacak önlemleri alabilmesi gerek..
Bizi yönetenlerin bunu başarabileceklerine inanıyor musunuz?.. Bu hükümette, bu Meclis'te "Yahu bu ülke uyanıklar ülkesi oluyor, nereye gidiyoruz" diye düşünen bir kişinin olduğunu zannediyor musunuz?..
O zaman..
Mücadeleyi bırakın..
Kahrolmayı bırakın..
Uygar, saygılı vatandaş olmayı bırakın..
Siz de uyanık olun..
Herkes uyanık olunca, bu ülkede, vergiden askerliğe, cezadan trafiğe herşey tıkanacağından, o zaman önlem almaya mecbur kalacaklar!..
Rezaletin son perdesi, belki de kurtuluşun başlangıcı olacak..
Güzel olmak suç..
Manken olmak ayıp..
Marilyn Monroe, Nigara'daki rolünü kapmak için, ünlü yapımcıların azgın lezbiyen sekreterleri dahil, sinema endüstrisinde kendisine yardım edeceğini düşündüğü onlarca insanın koynuna girmişti..
Sonunda film yıldızı olmayı başardı.
"Sarışın bomba" dediler.. "Yeteneksiz, aptal sarışın" diye aşağıladılar. "Yönetmen yatağından geçerek sinemaya başladı" diye nerdeyse afaroz ettiler.. İntiharına kadar, hakkında tek olumlu yazı, eleştiri çıkmadı, aydın kesimlerden..
Sinema eleştirmenleri, onun nasıl güçlü bir sanatçı olduğunu ölümünden 30 yıl sonra anlatmaya başladılar.. Hala günah çıkarıyorlar..
***
Güzel olanın aşağılandığı tek ülke biz değiliz, onun için verdim bu örneği..
Efendim, eğer entelsen, ilken güzele verilen her fırsata karşı çıkmak olmalıdır. Yeteneği olup olmadığına bakmaksızın.. Medyanın dördüncü gücünü şöyle veya böyle ele geçiren, dünyanın her yerinde artık sakız olmuş klişeleri sıralamaya, güzeli aşağılamaya başlayınca, kendini adam, kendini aydın sanıyor..
***
Fırsat eşitliği diye birşey doğuştan yok.. Birisi Vehbi Koç'un oğlu olarak doğuyor.. Öteki tinerci Mehmet'in.. Biri dünya güzeli oluyor, öteki Notredam'ın kamburu..
Öncelikli ve özellikli doğanlar, tabii bu şanslara sahip olmayanlara göre bazı fırsatları daha kolay ele geçiriyorlar..
Peki, aydının görevi "Sen bu fırsatı nasıl ele geçirdin" aşağılaması mı yapmak, yoksa yaptığı işin ne derece doğru, başarılı olduğunu mu sorgulamak..
***
Duygu Dikmenoğlu'na haber sunma fırsatı verilmiş.. Ne olmuş verilmişse.. Bugün ne oldu?.. Yok.. Başaramadı.. Peki başarsaydı?..
Sırf güzeller diye ekranları onlara kapasak, Defne, Jülide olur muydu peki?..
***
Ben 18 yaşında gazeteciliğe başladım. M.Ali Kışlalı'nın yeğeni olduğum için.. O bana bu fırsatı vermese, kimbilir belki de bugün emekli kaymakamdım.. Kışlalı bu fırsatı bana verdi de, kötü mü oldu?..
18 yaşımda gazeteci, 19 yaşımda spor servisi şefi, 20 yaşımda yazı işleri müdürüydüm..
Hiç kimse "Senin yaşın ne, başın ne" demedi.. Yaptıklarıma baktılar.. Başarıma baktılar..
Neden olumlu baktılar, neden peşin hükümleri yoktu?.. Çünkü güzel yüzlü, güzel memeli, güzel bacaklı bir kız değil, sıradan bir erkektim..
***
Deniz Akkaya'yı bugüne dek bir kez, bir kundura mağazasının açılışında çıplak gözle görmüştüm. Konuşmadık bile.. Onu ilk defa Fatih Altaylı'nın şovunda izledim, dinledim ve hayran kaldım..
Türkçeyi bu kadar hızlı, bu kadar rahat, bu kadar kekelemeden, ııılamadan, eeelemen konuşan bir kızla karşılaşacağımı dünya dursa tahmin edemezdim. Fatih'e teşekkür.. Bir peşin hükmü yendiği için.. Ne der Einstein.. "Bir peşin hükmü yenmek, atomu patlatmaktan zordur."
Nasıl akıllı Deniz.. Nasıl hazırlıklı.. Nasıl konusuna hakim.. Nasıl kendine güvenli.. Nasıl hazırcevap..
Onu tespit eden ve görev veren gazeteciyi ödüllendirmek gerek..
Amerikan Filolojisi Üçüncü sınıf öğrencisi.. Bu da diploma meraklıları için..
Ama iki kusuru var Deniz'in.. Dışlanmak, aşağılanmak için..
23 yaşında ve güzel..
Çünkü bu ülkede gençlere hele güzel kadınlarsa, güvenmek, onlara genç yaşında sorumluluklar vermek söz konusu değildir..
Çünkü bu ülkede genç ve güzel olmak, ayıptır, günahtır ve gerzeklik işaretidir, entellerimize göre..
Gence ve güzele fırsat verdin mi, kıyamet kopar..
Ne kazuletler, ne kompleks dolusu şeyler yazıyorlar yıllardır, kimsenin umurunda değil oysa..
SEVDİĞİM LAFLAR
Kadınlar erkeklerden daha iyidir, diyemem.. Ama kesinlikle derim ki, daha kötü değillerdir.
Golda Meir (1898-1978)
BİZİM DUVAR
Yaparsın, daha gençsin... Fatih'in İtalya'yı fethettiği yaştasın...
Hakan&Utku
TEBESSÜM
Temel iyi fıkra anlatırmış. bir arkadaş toplantısında fıkra anlatmasını istemişler. Anlatmaya her yeltendiğinde bir şey olup sözü kesiliyor, bir türlü anlatamıyor, Temel:
"Benim için hava hoş, ben fıkrayı biliyorum."