kapat

18.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
OKAY GÖNENSİN(ogonensin@sabah.com.tr )


Gecikmenin bedeli ağır

Traş olmam gerek, ama sonra bir ara olurum... Saçlarım kirli, bir ara yıkanırım... Gömleğim kirli, yarın ya da haftaya değiştiririm... Çeketimin düğmesi kopmuş, acelem yok sonra dikerim... Pantalonum çamurlanmış, ne zaman olsa silerim... Ayakkabılarım boyasız, ne önemi var ilerde bir gün boyatırım... Yapmam gereken işleri yapmadım, olsun kovarlarsa kovsunlar, zaten pek sempatiyle bakmıyorlardı...

Avrupa Birliği ve Türkiye'nin çağdaş, evrensel kurallara uyumu, idaresini düzeltmesi, hukuğunu dünyaya uydurması konusunda ne yazık ki "kendini salmış insan"dan bir adım öteye gidemiyoruz.

Ulusal belge?
Koalisyon liderleri önceki gün toplandılar ve Türkiye'nin kendisine "çekidüzen" vermesi konusunda anlaşamadılar. Ulusal belge denilen 1.500 sayfalık metin, Türkiye'nin söküklerini dikme, eksiklerini giderme, kısacası çağdaş ve ileri bir toplum olarak yaşama, yönetilme ve dünyada varlığını gösterme iradesinin "çalışma programı"dır. Bazı liderlerimiz ve "etkili çevreler"imiz bu belgeyi bir dayatma olarak görüyor ve göstermeye çalışıyorlar.

Daha 10 yıl önce demokratik düzene geçmiş ülkelerin kompleksiz ve sorunsuz uyguladıkları demokratik kuralları Türk halkına"fazla" görmek "vatanseverlik" olabilir mi?

Hukuk devletinin evrensel ilkelerinin tümüyle Türk halkı ve Türk devleti için geçerli olmasını engellemek ve geciktirmek "vatanseverlik" olabilir mi?

Ayak sürüme
Ulusal belge, Türkiye'nin kendini düzeltme programı yine fiilen ertelenmiş olmaktadır. Ertelenen Avrupa Birliği ile üyelik süreci değildir, ertelenen "gelişmiş Türkiye"dir. Fatura bir kuşağın daha "geri" koşullarda yaşamasıdır.

"Ayak sürüyenler" birkaç noktada "işi" tıkama peşindedir. Bu tıkama noktalarından beri Devlet Güvenlik Mahkemeleri'dir. DGM'ler olağanüstü yargı kurumlarıdır. Hukuk devletinde "olağan" ve "doğal" yargı düzeni vardır. Ve olağanüstü durum sona erdiğine göre kaçınılmaz olan "doğal yargı" düzenine dönüştür.

Kürtçe TV "geyiği"
"Ayak sürüyenler"in favori konusu "Kürtçe yayın ve dil eğitimi yapılırsa Türkiye bölünür" paranoyasıdır. Demokratik ülkelerde resmi dil dışında yayın da yapılmakta, isteyen istediği dili de öğrenmekte, hiçbiri bölünmekten korkmamaktadır.

Yüzlerce kez yazıldı, söylendi: Türkiye'nin Kürt kökenli vatandaşlarının onbinlercesi evlerinin tepesine çanakları koymuş, dışardan yapılan Kürtçe yayınları izlemektedirler.

Bu olay ne İran'da önlenebilmiştir, ne Çin'de. Türkiye'de de önlemenin mümkün olmadığını herkes bilmektedir.

O zaman neden sonunun yasal çözümü engellenmektedir?

Bölücülüğün en büyük teşvikçisinin demokrasi değil demokrasi eksikliği, vatandaşına güvenen yönetim değil, güvensiz kötü yönetim olduğunu görmek için sağına soluna biraz bakmak yeterlidir.

Yönümüz hangisi?
Türkiye'nin iki yönü var, üçüncüsü yok. Biri Avrupa Birliği standartlarında çağdaşlık yönü. İkincisi Suriye, Irak hatta İran, hatta Pakistan.

Birinci yönde ilerlemeyi engellemek, geciktirmek için ayaksürüyen, çamurlu derelerden su taşıyanlar Türkiye'nin yönünü Suriye'ye çevirmek, paranoyalarına kapanmış, herkesin herkese düşman oduğu, herkesin herkesten korktuğu bir dünyada yaşamak istiyorlarsa, açıkça söylesinler.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır