


Porto Alegre: İstenirse oluyor!
Şimdi bir ülke düşünün...
Yıllar boyu hiperenflasyonla boğuşmuş. Yoksulluk diz boyu... Devletin örgütlediği idam mangaları kimsesiz çocukları sokaklarda kurşuna diziyor.
Futbol ve ülke müziğinin sıcak ritmleri olmasa, teneke mahallelerde yaşayanlar soluk bile alamayacak.
Orta sınıf çalışıp didiniyor ve kazancının yarısı rüşvete, yolsuzluğa gidiyor. Zenginler hükümetle işbirliği içinde ülkenin ormanlarını ve madenlerini yağmalıyor.
Berbat bir tablo. Ama hayat bu! Yaşanıyor, acı çekiliyor, eğleniliyor ve bu dünyaya yeni çocuklar getiriliyor.
Aynı ülkede şöyle bir kent düşünün...
Nüfusu 1.5 milyon. Yirmi beş ayrı etnik grup yaşıyor kentte. Hayır, sandığınız gibi değil. Kavga dövüş içinde değiller; tersine hep birlikte huzurlu bir toplum hayatının temellerini atıyorlar. Uluslararası gözlemci kuruluşlara göre kent yönetimi içinde yolsuzluğa rastlanmıyor.
Orman katliamında şampiyonluğa koşan bir ülkede en ağaçlı kent...
İnsan Hakları Endeksi'nde en yukarılarda...
"Yaşam Kalitesi" sıralamasında ülke birincisi...
Kenti yıllardır bir sol koalisyon yönetiyor. Ama asıl olarak kent halkının kurduğu meclislerin ve daha da önemlisi "katılımcı bütçe"nin payı büyük... Yani ihtiyaçları (her türden altyapı uygulamaları) mahalle meclisleri tayin ediyor; yatırımların finansmanı çoğu zaman kent sakinleri ve sivil toplum örgütleri tarafından sağlanıyor.
Bu ülke Brezilya!
Bu kent Porto Alegre.
Yani istenince, ısrar edince ve tabii politik bakımdan doğru kararlar verilince oluyor!
Yani, bütün zorluğuna karşın bazen sosyal çöplüğün içinden el birliğiyle gül bahçesi çıkarmak mümkün...
Yani, bir yerden başlanabiliyor...
***
Nereden aklıma geldi Porto Alegre?
Birincisi... Gazeteye gelince ajans gündemini açtım. Samsun'dan gelen haber dikkatimi çekti. Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz yerel yönetime halkın katılımını sağlayacak "meclisler" oluşturulacağını söylemiş. Aklıma Porto Alegre düştü...
İkincisi... 25-30 Ocak arasında Porto Alegre'de Dünya Sosyal Forumu toplanacak. Eduardo Galeano, Samir Amin, Ben Bella gibi aydınlar da bu foruma katılacaklar. Dünya Sosyal Forumu gelişen küreselleşmenin insanlığa bir yararı olacaksa, bunun sosyal adalet üzerinde gerçekleşmesi gerektiğini düşünenlerin tartışma ve yeni ekonomik alternatifler üretme platformu.
Üçüncüsü... Burada yapılan Habitat'da Porto Alegre deneyimiyle tanıştıktan sonra, ne zaman Ege şehirlerine yolum düşse, "Ah!" derim; "Siz bunu becerebilirdiniz! "
Neyse...
Dalga mı geçiyorsunuz?
Bakanların, bürokratların eğrilerini doğrularını, yaptıkları işleri ne zaman doğru düzgün konuşabildik; ne zaman masaya çırılçıplak yatırıp tartıştık da, sıra aşklarına mı geldi?..
Bakanın aşkı haberdir; gizli ilişkisi haberdir; boşanması haberdir. Tamam!
Ama "İlişkisini eşinden saklayan bakan istifa etmeli" tartışması komik kaçıyor.
Konunun iki yönü var: İlki "eşine yalan söyleyen halka da söyler mi?" sorusu... Bu, üzerinde durmaya değer bir soru.
Fakat açık söyleyeyim; bizim hem medyamızda hem de kamuoyumuzda "haince" bir fırsatçılıktan başka anlam ve önem taşıyacağından kuşkuluyum. Biz politika etiğini ne kadar tartıştık da, sıra buna geldi?
Bir Amerikalı "ağabeyim hekim; ona gelen ve aslında reçeteyle satılması gereken ilaç örneklerini kullanıyorum. Bunda etik bir yanlışlık var mı?" diye dertlenip, New York Times'ın etik uzmanından konuya açıklık getirmesini istiyor.
Biz, böyle soruları herkesin önünde sormak bir yana, aklımızın ucundan hiç geçiriyor muyuz? Hayır!.. Eh, o zaman da bana, bir ahlak sorusunu kovalıyor gibi değil de, "aşk suçlusunu" mahkum etmenin alçak zevkini(!) çıkartıyoruz gibi geliyor...
Bir de "istifa" konusu var. Bu ülkede bakanlar, bürokratlar işlerindeki yanlışlara, rezaletlere rağmen istifa etmeyecekler de, "eşlerine yalan söyledikleri" için mi istifa edecekler?..
Dalga mı geçiyorsunuz?
OKURKEN
Cumalı'nın kitapları
Ölümünden sonra yazılanları okuyup içlerinde merak doğsa genç okurların ve bir kitabevine gitseler Necati Cumalı'nın kitaplarını bulabilirler mi?
Geçenlerde Doğan Hızlan köşesinde Cumalı'nın kitaplarını bulmanın zorluğundan yakınmıştı.
Gerçekten öyle miydi?
Akşam İstiklal Caddesi'nde yürürken durup Arkadaş Kitabevi'ne girdim ve sordum:
Kaç kitabı var sizde Cumalı'nın?
Hemen ilgilendiler ve dökümü önüme koydular: "Şu anda Necati Cumalı'nın farklı başlıklarda 12 kitabı raflarımızda."
Gayet iyi.
Baktım; 14. basımı yapılan "Zeliş" ve 1995'te Orhan Kemal, Yunus Nadi gibi roman ödüllerini almış "Viran Dağlar" da duruyor rafta.
Beyoğlu'ndaki başka kitapçılarda da Cumalı'nın yapıtlarını gördüm. Demek ki; arayanlar, merak edenler, okumak isteyenler için sorun yok!
Sadece yeniyetmelik dönemimde biraz da "erotik" kitap yerine koyduğumuz öyküler kitabı "Ay Büyürken Uyuyamam"a rastlayamadım raflarda.