BÜTÜN medya şaibe altında..
Bütün yöneticiler, yazarlar, muhabirler şaibe altında..
Çünkü, iddia çok büyük..
Hakkında 3 bin 600 yıl hapis cezası istenen Yurtbank'ın sahibi Ali Balkaner'in bazı gazetecileri maaşa bağladığı iddia ediliyor..
Daha da ötesi İstanbul DGM Başsavcılığı'nın elinde maaş dekontları olduğu belirtiliyor..
Söylendiğine göre, rüşvet kanıtlanmış.. Belgesi bile bulunmuş..
Bu gazeteciler kim?
İşte bu sorunun yanıtı yok..
Aman bir oyun olmasın.. Basını sindirmeye, kafaları karıştırmaya yönelik bir komploya alet olmayalım. Balkaner iftira atmasın..
İddia çok büyük ama ortada isim yok.. Bazı gazeteciler deniliyor o kadar.. Haberin kaynağı adını açıklamayan üst düzey bir yetkili..
'Andıç'ların verdiği zararın yaraları henüz sarılmadan basın ikinci bir sarsıntı yaşamamalı. Bu kez çok dikkatli ama çok dikkatli olmalıyız..
Bunun da bir tek yolu var. İsimler hemen açıklanmalı. Gazeteciler Cemiyeti, bunun için devreye girdi.. Ancak, savcılar "bu suç değil, sadece etik bir sorun" diyerek isim açıklamaktan kaçınabilirler. Kaçındıkları sürece de basın kurumu yıpranır, yara alır.. Dedikodu alır yürür, bütün gazeteciler aynı kefeye konur..
Bu olay da MİT'çi gazetecilere benzemesin.. Ne oldu?.. Günlerce tartıştık.. Sonuç yok.. Hatırlayın, o günlerde resmen ama resmen basın üzerine oynandı..Kalan miras itibar zedelenmesi oldu..
Ancak hiç kimse şunu unutulmamalı.. Bu itibar zedelenmesi basına değil, Türkiye'ye zarar verir. Bunu da en iyi siyasetçiler bilir.. ANAP lideri Mesut Yılmaz bilir..Yılmaz geçen hafta, "Siyaset kurumu yıpratılırsa, siyasetçiye duyulan güven sarsılırsa demokrasi yara alır. Çünkü, demokrasilerde siyasetin yerine konulacak kurum yok" diyordu..
Uyarılarında haklıydı.. Bütün siyasetçiler aynı diye genelleme yaparak işin kolayına kaçarsanız en çok ihtiyaç duyduğunuz gün o kurumu bulamazsınız..
Bu sadece siyaset kurumu için geçerli değil.
Adliye için de.. Polis için de.. Asker için de.. Basın içinde geçerli..
Şimdi basın kurumu hedefte.. Bazı gazeteciler maaş alıyor diyerek tüm kurum yıpratılıyor. Bu kez biz söylüyoruz..
Gazeteciye duyulan güven sarsılırsa demokrasi yara alır. Çünkü güçlü, güvenilir, saygın bir basın kurumu demokrasi çıtasını da yükseltir.
Güvenilir bir medyaya bu topraklarda yaşayan herkesin ihtiyacı var.. Fikirleri yaymanın, yanlışları söylemenin, bazı şeylere karşı çıkmanın başka aracı yok.
Gelin o aracı her türlü şaibeden kurtaralım.. Bunun yolu bugün siyasetçilerden geçiyor.. Neden mi?
Bazı gazetecilerin maaş aldığı iddiasını ortaya atan gazeteci Saygı Öztürk, İçişleri Bakanı Tantan'a "doğru mu" diye soruyor?
Tantan "evet" diyor.. Haberi doğruluyor.. Ama isim vermiyor..
"Kamu davası açılınca görürsünüz" diyor..
Ama biz o kadar bekleyemeyiz.. Bunca yönetici, yazar, çizer, muhabir şaibe altında kalamaz..
Doğruysa isimleri hemen açıklayın. Kanıt yoksa çıkın yok deyin. Ama sürüncemede bırakmayın..
Bırakırsanız siz de zan altında kalırsınız..İçimizdeki üç beş çürük Susurluk'tan beri çetelerle mücadele kavgasına yelken olan basının mendireğini kırmasın..
Biz çürükleri temizleriz yeterli belgi ve belgelere ulaşalım..