


Memlekette hırsız alarmı
Yetkililer açıkladı, "Kardeşim hırsızı hapse atıyorsun. Cezaevi cezaevi değil ki, terör eğitim okulu. Hırsız oluyor sana terörist!" dediler.
Bütün Türkiye tartıştı, sonuçta af çıktı.
Artık olmuş bitmiş bu af Ğanlaşılan- gerekli pişmanlığı yanında pek getirmedi. İstanbul Emniyet Müdürü Kazım Abanoz uyarmıştı...
"Af sonrası özellikle mala karşı işlenen suçlar artacak ve işimiz zorlaşacak ama yine de üstesinden geliriz" sözleri kendisine ait.
Polisin işi zorlaştı, bu arada İstanbullu'nun da huzuru yavaş yavaş kaçıyor...
Önceleri tek tüktü, şimdi arka arkaya mahallelerde kulaktan kulağa dolaşıyor...
- Yan siteyi soymuşlar.
- Hangi evi?
- Yahu beş ev birden!
- Peki bekçi yok muydu onlarda?
- Vallahi üç bekçi varmış, hepsi de genç adam. Hırsızları kovalamışlar, adamlar kapıdan çıkıp pencereden tekrar girmiş.
- Vay anasını!
Evine alarm taktıranların sayısında patlama var. Siteler, uyuklasa da sevilen emektar bekçi yanına, gözünü kırpmayan tercihan askerliğini komanda olarak yapmış gençler arıyor.
***
Evde ışıkları açık bırakmak aslında evsahibinin yüreğine su serpmekten öte pek işe yaramayan bir hırsız yıldırma yöntemi.
O bakından da pek şanslı sayılmayız...
Enerji fukarasıyız ya...
"Çat" kes elektrikleri.
Zifiri karanlık!
Yol lambaları da zaten üç lambadan biri şeklinde yanıyor... Ortam kediye ciğer gibi!
***
Ne yapmak lazım?
Suç işlemek bir ruh hali!
Aman dikkat her suç işleyen hasta anlamına gelmiyor.
O konuda -ruh hastalarının suç işlemesi konusunda- zaten modern bir yapımız var, Ceza Kanunu madde 46 çerçevesinde "şuuru yerinde olmadığı anda işlenen suçlar" kavramı mevcut. Savcılarla ruh ve sinir hastalıkları hastaneleri arasında işbirliğiyle bu ilişki gereği gibi yapılıyor.
Yukarıdaki çalışmanın en yoğun şekilde yaşandığı Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Arif Verimli'yle görüştüm...
Kendisi aslında, aftan yararlanan suçluların da bir süreçten geçmesinin sonsuz faydaları olacağını söyledi.
Amerika'da yapılan bir çalışma cezaevinde psikolojik yardım alanların cezalarını çektikten sonra suça dönüş oranlarında yüzde 40'lık bir azalma olduğunu tespit etmişler.
Peki 40 küsur bin kişiyi nasıl bu elekten geçirecek de toplumun içine katacaksınız.
Hele zaten şu anda dışardaysalar?
Dr. Arif Verimli'ye bu soruyu sorduğumda, bir şans olduğunu bu şansı da bir telefon hattında bulduklarını söyledi. Şimdi o hazırlık içindeler, aftan yararlanıp (aslında şart da değil ya) çıkanlar suç kendilerini çektiğinde bir özel hattı arayarak psikolojik yardım alabilecekler. Yani devlet affetti ama bizim de toplum olarak hem kendimizi korumak hem de bu insanları aramıza katmak için yapmamız gerekenler yeni başlıyor.
İş anlamında, aş anlamında...
Herhangi bir karakola gidin, polis memuruna sorun (ben yaptım)..
"Çığ gibi arttı, gün geçmiyor ki eski bir suçlu tekrar bizim karakola düşmesin" diyorlar.
"İki misline çıktı mı" diye sorunca cevap "Kaç iki misli..."
"Neden böyle" sorusunun cevabı da düz, basit ve açıklayıcı...
Adamın işi, yok gücü yok. Cebinde parası yok, karnı aç. Tek bir bildiği iş var, yine ona dönüyor işte!
"Bu çarkı da kolay kolay kıramazsınız" diye ekledi yazıcı memur.
***
Paralel gitmesi gereken iki olayımız var..
Bir, eski suçlulara rehabilitasyon çalışmalarını ciddiye almak.
İki, mahallelerde suça karşı modern örgütlenme metodlarını ciddiye almak.
Mahalle polisimiz ne kadar iyiniyetli olursa olsun yetmeyecek. Şikayet edeceğiz, çay içeceğiz "Cana değil mala gelsin" diyeceğiz.
Oysa dünyada mahalleli dayanışmasıyla suça karşı verilen mücadeleler var...
Mahalleli kendi arasında bekçiler seçiyor, bunlar bölgenin karakoluyla bağlantılı güvenilir insanlar oluyorlar. O mahalle evlerinin kapısında da bu bölge "Özel bekçi programı üyesidir" yazıyor. Amerika'da bu uygulamanın adı "Neighbourhood Watch".
Biz de kendimize göre bir sistem yaratabiliriz.
Ayrıca hazır Ceza Kanunu Meclis'teyken mala karşı suçlara da belki yeni ve şartlara uygun bir gözle yaklaşılabilir.
Amerika'daki gibi "Eve girmişti vurdum gitti" yaklaşımının bizde uygulaması faydadan çok sakınca yaratabilir.
Lakin şu anda da evde hırsızla burun buruna geldiğinizde "Bakın hırsız bey bu yaptığınız çok ayıp rica etsem evden çıkar mısınız" demekten öteye geçmeyi denerseniz mahkeme mahkeme dolaşırsınız, üstelik hırsızın hali tavrı da sizinkinden daha önemli olur!
Nasıl deprem önlemi tartışıyoruz, bu alanda haklarımız nedir, ne tedbir alınabilir (bekçilere silah izni verilebilir mi?) tartışalım.
Demokrasi diye sabahtan akşama tartışıyoruz...
Demokrasi temelinde toplumun kendi dertlerine kendisinin çözüm üretmesi değil mi?
Üstelik mahallede başlar!