Şükrü Sina Gürel'in net açıklamasıyla, esrarengiz bakanın aşk skandalı haberinden epey ekmek yiyeceklerini düşünenlerin hevesleri fena halde kursaklarında kalmış olmalı.
Öyle ya... Ne tadı kaldı şimdi?
Bakan biraz daha "yüzsüz" kalacaktı ki, oyunun kuralları işlesin. Önce silueti verilsin, ardından Bakan-Toto oynanıp tahminlerde bulunulsun, sonra biraz çıtlatılsın, daha sonra bu ipuçları ışığında ihtimaller iki-üçe indirilip kamuoyu anketleri yapılsın. Sonunda "Aşık Bakan"ın adı tantanayla açıklansın. Hatta tercihen, esrarengiz bakan, adı açıklandıktan sonra da, inkar etmeye devam etsin. O inkar ettikçe, yine siluet halinde tanıklar ortaya çıksın... Tanıklar anlattıkça hikaye ballansın... İnkarcı bakan kamuoyu önünde yalancı durumuna düşmüş olsun. Ondan sonra da şöyle gürültülü bir istifa kampanyası açılsın. Kamuoyu, "istifa etsin/etmesin" diye ikiye bölünüp birbirine girsin. Ateş Hatları, Teke tekler, Siyaset Meydanları birbirini izlesin.
Ama olmadı işte. Gazete yazı işlerindeki hesaplar çarşıya uymadı. Sayın Şükrü Sina Gürel "O bakan benim" deyiverince kampanya fos diye söndü. Geriye sıradan mı sıradan bir hikaye kaldı: Evli bir adam bundan bir yıl kadar önce tanıştığı bir kadını sevmiş. İlişkisini karısından bir süre gizlemiş. Ortaya çıkınca da karısını terkedip sevgilisine gitmiş.
Besbelli ki, hergün yüzlercesine rastladığımız bu ihanet suçu, bir politikacıyı yıpratmak için yeterli değil. Sevgililer arasındaki yaş farkı da yaşanan aşkı bir skandal boyutuna taşımak için yetmez. Aldatılan eşin "yuvasını kurtarmak için" kocasına parti liderinin eşi kanalıyla baskı yapmaya kalkması ise, aşk skandalı haberini beslemez, olsa olsa o partinin feodal niteliği üzerinde tartışma yaratır.
Peki ya sevgili kandırılmış-aldatılmışsa? Yani o da tıpkı eş gibi, bir kurbansa? İşte o zaman hikaye tadından yenmez.
"Bu profesör kızımızı kandırdı. Dışişlerinde göreve aldıracağı vaatleriyle kandırdı."
Zeliha Sarkmaz'ın "adı açıklanmayan" bir akrabasının yaptığı bu açıklamayla bu hikaye yeniden doğar.
Çünkü "kandırılan sevgili" kamuoyunun "aldatılan eş"ten çok daha fazla sevdiği bir hikayedir. Halkımız, kadınları sekste aldatılan, kandırılan, kullanılan, baştan çıkartılan, kirletilen, tuzağa düşürülen taraf olarak görmeye bayılır. Bu yüzden de bütün seks ve aşk skandallarında kazık kadar kadınlar, kah evlenme vaadiyle, kah artist yapacağım diye, kah cinleri kovma bahanesiyle kandırılır, tuzağa düşürülür. Kadını erkeğiyle koca bir toplum, kadını seksin bir tarafı değil, kurbanı olarak görmek için çırpınır durur.
Tabii bu sebepsiz değildir. Böylece bir taşla iki kuş vurulmuş olur. Hem kadın, ne yaptığını bilmeyen, her türlü istismara açık, kolaylıkla kandırılabilen aciz bir yaratık yerine konularak "İkinci Cins"liği bir kez daha tescil edilir, hem de kadının tıpkı erkekler gibi, cinsel istekleri olan eksiksiz bir insan olduğu bir kez daha inkar edilerek yürekler ferahlatılır.
Seks skandallarının "kurbanı" olan, yani "kandırılan" her kadınla birlikte, kadın doğasının monogamik karakterine duyulan inanç bir kez daha tazelenir.
İşte bu böyle bir hikayedir...