


Devenin yok boynuzu, demişler..
Lafın gerisini de "Boşa oynatır omuzu" diye bağlamışlar.. Bizim medya içindeki "televole kavgası" da buna benziyor... Kendine boğa süsü verenler omuz oynatırken, Abdurrahman Çelebi kadrosundaki keçiler de kafa sallıyor...
Bizim yazı işleri işsizlikten mi bunaldı yoksa birilerinin gazına mı geldi bilmem artık.. Tuttu, Televole diye bilinen programlarla kavgaya girişti.. Ama ne kavga..
Birinci sayfayı yukarıdan aşağıya bölüp; üst yarısına bu kavganın başlıklarını koydular, aşağıdaki yarıyı da benim fotoğrafımla idare ettiler..
Başlıklar "Televole kültürünün" akla ne kadar ziyan olduğunu anlatan uzman görüşleri ile süslendikten sonra, fetva yerine geçen bir de hüküm verildi:
- "Bu televole programları ahaliyi ya komünist yapar ya şeriatçı.."
ooo
Gazeteci milleti bir tartışma açar da bilgisini göstermek için içi içini yiyen, oturduğu yerde eşelenen aydınlar rahat durur mu? Anında topu birden konuya maydanoz oldu..
- "Bu dejenere bir eğlencedir.."
- "Bunların ekrana getirilmesi halkı olumsuz etkiler.."
- "Vatandaşı televoleye karşı korumak lazım.."
Kimi kimden korumalı?
Ben tabiatım icabı, aydın kısmı bir meseleye taraf olmuşsa katılmam.. Beklerim.. Çünkü bunların taraf olduğu bir şeyin haklı çıktığı pek görülmemiştir..
İki laflarından birisi "Vatandaşı bir şeye karşı korumak.." ya! Bundan ürkerim.. Benim fikrim, vatandaşın korunmaya ihtiyacı olmadığı şeklindedir.. Aksine birşeyleri vatandaştan korumak lazım..
Temsil, gecekondu denilen çarpık yapılanma vatandaşın işi.. Ormanların orasını burasını yakıp üzerine gecekondu dikmek de vatandaşın işi.. Çöpünü naylon torbaya tıkıp denize atmak da vatandaşın işi..
Öyle ya! Bütün bunları bürokratlar, kahraman silahlı kuvvetlerimizin mensupları, üniversite öğretim görevlileri yapmadığına göre "vatandaş" tarifine girenler yapıyor..
O zaman ortaya şöyle bir soru çıkıyor.. "Vatandaşı vatandaştan kim koruyacak?"
Bir zamanlar Günaydın'da çalışıyorduk.. Patronumuz Haldun Simavi de fiilen genel yayın müdürlüğü yapıyor..
Lakin öyle bir genel yayın müdürü ki rahmetli padişahımız Yavuz Sultan Selim'den bir farkı yok.. Yavuz'un şiddeti ahaliye mesel olmuş.. O vaktin aklı erenleri kızdıklarına:
- "Yavuz'a vezir olasın inşallah!" diye beddua edermiş.. Boru değil, altı tane vezir boğdurmuş.. Bizim patronun editör boğazlatma takıntısı yok ama şiddet açısından Yavuz ile aynı rihterde.. Kime ve neye kızacağı, ne zaman gürleyeceği belli değil..
ooo
Haldun Bey, böyle bir esintili gününde toplantıya gelmiş ve elindeki gazeteyi gösterip, yazıişleri masasının etrafındakilere "Bu başlığı kim attı?" diye sormuş.. Başlıkta aynen şöyle yazıyormuş..
- "Halk plajlara hücum etti, vatandaş açıkta kaldı.."
Havaların sıcaklığını anlatan bir yazlık magazin haberi.. Aynı sayfadaki diğer bir başlığı göstermiş:
- "Peki bu başlığı kim attı?"
Onda da "Polis yakaladığı otomobilin bagajından bir kamyon dolusu kaçak eşya çıkardı.."
Otomobil bagajı ile kamyon kasası arasındaki başlığa yansıyan böyle bir orantının ne gibi sonuçlar getireceğini kestiremeyen yazı işleri suspus.. Patron ise ısrar ediyor:
- "Yahu söylesenize kim yazdı bunları?"
Kimse sahiplenmeyince patron gülmeye başlamış.. "Bayıldım.." demiş.. "Çok zekice.."
Yazı işlerinin tutulan nutku, patronun öfke krizi göstermeyeceği gülmesinden belli olduktan sonra açılmış..
Aman beni korumayın..
Bizim ahaliyi televole ahlaksızlığından koruma politikası da buna benziyor.. "Çok dejenere eğleniyorler.." dediklerimiz "koruyacağız" diye dertlendiğimiz ahalinin ta kendisi..
Televoleye konu olanlar uzaydan gelen yaratıklar değil ki.. Kimi çevirsen üzerinde TC yazan ay yıldızlı kafa kağıdımız çıkar..
Yok yerlere kağıt peçete atıyorlarmış, yok masa yakıyorlarmış, yok ceket yakıyorlarmış.. Böyle eğlenilir miymiş?
Eeee! Nasıl eğlensinler yani? Diğerleri yemeklerini yerken, biri masanın üzerine çıkıp rahmetli Mehmet Akif'in Safahat'ından parçalar mı okusun? Yahut Dede Efendi'den icra edilen bir parçaya sessizce kafa mı sallasınlar?
Sıkılmasalar devlete "eğlence talimatnamesi" hazırlatıp, mekanlara astıracaklar..
Gerçi devletimiz de her şeye karışmaya meraklıdır.. Yarım günde yapar böyle bir talimatnameyi.. İçine her türlü detayı koyar.. Aşka gelip göbek atanların kalçalarını hangi seviyeden, en fazla kaç kez titreteceğini dahi tarif eder..
Nitekim bizim babaları tutan yazıişlerinin attığı manşetin mürekkebi soğumadan Maliyeciler'den cevap geldi..
- "Eğlence yerleri çok sıkı denetlenecek.."
ooo
Maliye'nin ajanları mekanlarda dolaşacak.. Diyelim ki Fatih Ürek sahneye çıktı.. Çıkmasıyla birlikte kafasından aşağıya yetmiş paket kağıt mendil atılması bir oldu..
Kadınlar masalara çıktı.. "Salla salla! Kavunları salla.." türküsüne uyup, oralarını buralarını ırgalıyor.. Erkeklerin çoğu, içlerinde saklı kadını göstermek istercesine kalça titretiyor..
İşler tam buraya geldiğinde, etraf bembeyaz peçeteye kestiğinde bakanlığın ajanı telefona koşup "Ortam hazır, yetişin.." işaretini çakacak.. Maliyenin sekbanları da kapıya doluşacaklar..
Dışarı çıkanı bekleyecekler.. Adam manitası yanında çıktı, değnekçinin getirdiği jipine binerken maliyeci peydahlanacak.. "Bu sizin jipiniz mi?" diye soracak..
Jipin sahibi onu muhtemelen bahşiş isteyen başka bir değnekçi sandığından eline para tutuşturmaya kalkışınca da isyan edecek..
- "Sen şerefli bir memura rüşvet veremezsin arkadaş.. Söyle bakalım bu jipi nereden buldun?" diye soracak..
Evet.. Televolelere hasım olan gazeteci milletinin Maliye'ye verdiği akılların getirdiği tedbir bu..
Eğlence yerlerini böyle denetleyeceğini açıklayan Maliyeciler bizimkilerle kafa mı buldu bilemem..
Bildiğim, yazılı basının Televole bahanesi ile görsel basına savaş açtığıdır.. Çoğu yerde ikisinin de patronu aynıdır..
Kıssadan Hisse: Düğün bizim, oyna kızım..