kapat

18.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
GÜNGÖR MENGİ(gmengi@sabah.com.tr )


Taktik mi acaba?

Koalisyon liderleri, Avrupa Birliği'ne adaylık sürecinin çıkış noktası olan "Ulusal Program"ı kesinleştiremeyip erteledi.

Türkiye 2000'e büyük umutlarla girmişti.

AB üyeliğimiz kabul edilmiş, enflasyonla mücadeleyi temel alan istikrar programı IMF desteğinde yürürlüğe girmişti.

Yeni yüzyılda Türkiye'ye biçilen önemli role hazırlanmak yolunda büyük bir kapının açılması demekti bu..

"Ulusal Program"ın çıkmaması, şimdi Avrupa ile bütünleşmeye muhalif olan çevrelerin başarısı mı oluyor?

Mesut Yılmaz "Eğer Avrupalıların bir kısmı bizi istemiyor diye bu işten vazgeçersek kendimize ve kendi geleceğimize zarar veririz" diyor. Haklı..

"Böyle bir durumda sonumuz, AB üyesi güçlü bir Türkiye olmaz, Baas tipi demokrasiyle yönetilen bir Orta Doğu cumhuriyeti olur.." Bu da doğru..

AB üyeliği, cumhuriyet tarihinin en büyük ve en yaşamsal çağdaşlaşma projesidir.

Türkiye'nin iradesinde sapma şüphesi yaratmak, en çok bizim AB'ye alınmamızı istemeyen dış çevreleri mutlu edecektir.

Askerlerin Kürtçe yayın konusundaki itirazlarının belirleyici olduğunu düşündürücektir.

Bu durum, askerlerin rejim üstündeki ağırlığının itirafı sayılacaktır.

Bir teselli kapısı..

AB Türkiye'nin hasmı değil, ortağıdır.

İstenen şeyler taviz değildir.

Daha iyi bir demokrasi, daha sivil bir rejim kim istemez? Türkiye için atacağımız adımın ölçüsü PKK olamaz. Olmamalı..

AB ile bütünleşme, koalisyon protokolunun öncelikli hedefi değil miydi?

Hiç bir ülke AB'ye girdikten sonra kötüye gitmedi, bölünmedi..

Portekiz, İspanya, İrlanda, Yunanistan, hepsi zenginleşti, daha özgürleşti ve bütünlüğüne yönelik tehditlerin üstesinden gelebildi.

Evet, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye tavrı cesaret verici değil. Nitekim 30 Ocak'ta Stokholm'de üye ve aday ülkelerin katılımı ile yapılacak toplantıya Türkiye çağrılmadı.

"Ulusal Program"ın bu şaşı bakış değiştikten ve mali yardımların çerçevesi belirlendikten sonra verilmesi kararı, eğer sadece bu bilince dayanıyorsa bir teselli vardır.

AB'ye karşı taktik..

Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı Kâmran İnan, bunun böyle olduğuna inanıyor ve kararı gerçekçi buluyor.

İnan'a göre AB üyeliğine yönelik istek ve heyecanımızı çok belli etmemiz, pazarlıkta zararımıza oluyor. Karşı taraf ağırdan alıyor ve taviz isteklerini arttırıyor.

"Türkiye ne kadar verirsem o kadarına razı olur; ne taviz istersem verir" yolunda oluşmuş kanaati değiştirmekte İnan'a göre büyük yarar vardır.

Tecrübeli bir diplomat ve devlet adamı olan İnan, hükümetin işi yavaştan almasını bu yönden olumlu buluyor ve destekliyor.

Bu görüşün haklı çıkmasını diliyoruz.

Çünkü AB'nin alternatifi olan kader, bizim kuşağın çocuklarına karşı işleyeceği en ağır ihanet suçu olacaktır.

Son ayların olayları, Türkiye'de Baas tipi bir rejim mikrobunun uyanmak için pusuda beklediğini gösterdi!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır