Politikacının yasak aşkı
Erkekle kadının birlikte bulundukları her yerde aşk da doğuyor. Ancak taraflardan biri politikacı, ilişki 'memnu' , mekan da Ankara ise ortaya bir tek şey çıkıyor: Skandal! İşte ilk örnek: H.F. Güneş ve Aynur Aydan
Düşünceler kayboluyor parça parça / Hatıralar siliniyor gözlerimden / Kaç kere yemin ettim seni unutmaya / Lanet olsun seni gördüğüm güne
Bu şiir Türk siyasi tarihine "Bakan düşüren kadın" olarak geçen manken ve oyuncu Aynur Aydan'a ait. 1979'da dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş ile Aydan'ın beraberliğinin ortaya çıkması, Türkiye'nin gündemine düşen "yasak aşk" ilişkilerinin ne ilki ne de sonuncusu oldu.
13 yaşındayken artist olmak için evlenen ve bir daha da evlenmeye tövbe eden Aydan, İçişleri Bakanı Güneş'i koltuğundan ettiği skandal ile, bugün bile anılıyor. İstanbul'da beraber görüntülenen ve dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in isteği ile bakanlık koltuğunu bırakan Güneş, bu skandalın ardından siyasi yaşamına da bir süre ara verdi. Evliliğini kurtarmasına rağmen yıllar sonra bile TBMM kürsüsündeyken muhaliflerinin "Aynur Aydan'ı anlat" sözlerine muhatap oldu. Verdiği cevap da her zaman aynıydı: "O konu beni ve ailemi ilgilendirir..."
Siyasetin en ünlü aşk hikayelerinden biri olan Hasan Fehmi Güneş ile Aynur Aydan'ın ardından yıllar sonra aynı durum bu kez yine Ecevit kabinesinin bir başka bakanının başına geldi. Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel, Fransa Büyükelçiliğinde görevli ve kendisinden 20 yaş küçük bir kadın ile yaşıyordu. Bakan Gürel, aşık olduğu Zeliha Sapmaz için evini terketmiş, yıllar önce severek evlendiği Fulya Gürel'den boşanma aşamasına gelmişti. Gürel ile Sapmaz aşkı Meclis kulislerinde bir süredir özellikle DSP'liler arasında gizliden gizliye konuşuluyordu.
Bakan eşi Fulya Gürel'in Başbakanın eşi Rahşan Ecevit'e giderek yuvasını kurtarmak için yaptığı son hamlenin ardından kulisler iyice artmıştı. Sonuçta olayın basına yansıması ve Gürel'in bu ilişkiyi kabul etmesi "Beyaz enerjiden" ekonomik sıkıntılara kadar birçok sorunla uğraşan hükümeti de salladı. Ama bu olayın ince bir detayı vardı. Bugüne kadar ilişkilerini inkar eden politikacılara alışkan olan Türk toplumu bu kez "Evet benim, seviyorum" diyen bir Bakan ile tanışıyordu.
Bölükbaşı: Platonik aşık!
Geçelim güzelim gel bu sevdadan
Bende saç ağarmış gönül tüter mi?
Bu dizeler ise 1960'lı yılların ünlü politikası Millet Partisi Genel Başkanı Osman Bölükbaşı'na ait. Bugün Şükrü Sina Gürel'in aşkını kulislerde tartışan politikacılar yine aynı Meclis'te 1960'lı yıllarda da bu şiiri dillerinden düşürmüyorlardı.
Çünkü iddiaya göre Bölükbaşı bu şiiiri dönemin ünlü ses sanatçısı Behiye Aksoy için yazmıştı. Bölükbaşı ile Aksoy arasında bir aşk varmıydı bilinmez ama platonik de olsa bir ilişkinin varlığı o günlerde kulisleri sarsan bir hoş seda olarak kaldı...
Çağlayangil'in 'meşk lastikleri'
"EKOSE etekli levrek" partileri ile anılan Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil "aşk iftirasına" uğrayanlar arasındaydı. Dönemin Bursa Valisi Çağlayangil politikaya atılmak istemiş ve milletvekili adayı olmuştu. Mitingler düzenleyip oy istiyordu. Ancak rakibi onun hakkında şöyle diyordu:
"Biraz önce burada konuşan aday, valilik döneminde isteyenlere araba lastiği verirdi ama karşılığında kadın isterdi..."
Bu sözler Çağlayangil'i çok etkiliyordu. Bir gün o da kürsüye çıktı ve şöyle dedi:
"Biraz sonra bu kürsüye bir başka aday çıkacak ve benim araba lastiği karşılığında kadın istediğimi söyleyecek. Ama şunu bilin ki bu adayınıza da ben dört tane araba lastiği verdim..." Çağlayingil'in karşısındaki rakip o dakikadan sonra sustu. Bir daha bu konuya hiç değinmedi.
Meclisi çınlatan sevgi ve nefret kurşunları
DYP'nin Samsun Milletvekili İlyas Aktaş, sekreteri Fatma Akıntürk ile birlikteydi. Vaadlerini yerine getirmeyeceği ortaya çıkınca Akıntürk 7.65 çapında bir mermiyle uyardı
Osman Bölükbaşı'nın kulislerde çınlayan şiirinden yıllar sonra Meclis kulislerinde kulakları tırmalayan 7.65 çapındaki bir kurşun ise yeni bir aşkın habercisiydi.
DYP'li Plan Bütçe Komisyonu Başkanı ve Samsun miletvekili İlyas Aktaş, sekreteri Fatma Akıntürk tarafından makam odasında dizinden vurulmuştu. Fatma Akıntürk de olayda kolundan yaralanmıştı. İlk iddialar olayın bir kaza olduğu ve tabancanın aniden ateş aldığı biçimindeydi. O günler için davacı ve şikayetçi de yoktu.
ADETA BİR SİVRİSİNEK!
Bu iddia kimseye inandırıcı gelmemiş ancak hem Akıntürk hem de Aktaş ile TBMM Emniyet görevlileri "kaza" diye ısrar etmişlerdi. Olaya el koyan Cumhuriyet Savcısının ise kafasında bir kuşku vardı. Mecburen takipsizlik kararı vermesine rağmen şöyle diyordu:
"Bu nasıl bir mermi ki sivrisinek gibi odada uçup iki kişiyi birden vuruyor?.."
Sonuçta olay aydınlandı. Akıntürk Aktaş ile aşk yaşıyordu. İlerleyen ilişkide karşılıklı beklentiler vardı. Bu gerçekleşmeyince de sekreter Akıntürk, Aktaş'ı makam odasında vuruyordu. İlk etaptaki "Kaza" iddiasının doğru olmadığı Akıntürk'ün aylar sonra yaptığı itirafları ile çürüdü. Dosya yeniden açıldı, Aktaş'ın politkik hayatı ise sona erdi...
|