kapat

17.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )


Sürmanşette bir şair

Dün sabah Hürriyet gazetesini elime alınca şaşkınlıkla sevinç arası bir noktaya sürüklendim. Çünkü büyük gazetelerin birinci sayfalarında, iri göğüslü mankenlere ayrılmış sağ üst köşede Nazım Hikmet'in resmi duruyordu.

Koca şair elini şakağına koymuş, muzip bir gülümsemeyle bakıyordu Türkiye'ye.

Gurbetteki ölümünden bunca yıl sonra, 99. doğum yıldönümünde şiirin zaferini kanıtlar gibiydi duruşuyla.

Onun altında manken Deniz Akkaya, futbolcu Lucescu ve Fatih Terim sıralanıyordu.

***

"İşte özlediğimiz şey bu!" diye düşünmeden edemedim.

Özlediğimiz şey, bu toplumda sarsılmış olan değerler hiyerarşisinin yerli yerine konmasıydı.

Hayatımızda her şeyin bir yeri vardı doğrusu: Ekonomi, siyaset, bilim, şiir, edebiyat, magazin, eğlence, spor, cinsellik, dedikodu vs.

Bunların hepsi insana ait özelliklerdi ve hiçbiri yabancı değildi bize.

Bir kitle gazetesi elbette menkenle de ilgilenecekti, seksle de siyasetle de...

Ama bu dengeler aşırı derecede bozulup da, beyin ürünleri toplumun ilgi alanının dışına itilince karmaşa başlıyordu.

İnsanların televizyonlara itirazı da burada odaklanıyordu işte.

Etiler'deki bar eğlenceleri de yaşamın gerçeğiydi ama bu durum, evine çekilmiş iki büyük şairimizin Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Melih Cevdet Anday'ın dışlanmasını gerektirmiyordu ki.

O "yalan dünya"nın aktörleri ve aktrisleri bir iki yıl içinde geçip gideceklerdi bu sahneden ama 50 yıla dayanmış şairlerimiz, gelecek yüzyıllarda da bu toplumun baştacı olmaya devam edeceklerdi.

İşte sürmanşetten bize bakan Nazım, bunun için sevindiriyordu beni.

Değerlerin yerli yerine konmasının huzuru kaplıyordu içimi.

***

Bu huzuru kimse ideolojik bir çarpıtmaya uğratmasın. Nazım yerine bir başka şairimiz de o köşede yer alsa aynı sevinci duyardım.

Çünkü soğuk savaş koşullarında hapsedilmiş ve ülkesini terk etmek zorunda bırakılmış Nazım'ın en büyük özelliği siyasi kimliği değil; büyük bir şair oluşuydu.

Fazla söze gerek yok: Sovyetler Birliği yıkıldı, izi kalmadı ama Nazım'ın dizeleri dimdik ayakta.

Çünkü o ideolojileri aşan bir sezginin şairiydi, şairin hasıydı.

***

2002 yılı, yani Nazım Hikmet'in 100'üncü doğum yıldönümü "Nazım Yılı" olarak kutlanacak.

UNESCO'nun da 2002'yi "Nazım Yılı" ilan edeceğine inanıyorum.

Keşke yaşayan ve ölmüş şairlerimizle kavga etmeyi bıraksak da bu toplumdaki değerler hiyerarşisini daha fazla sarsmasak.

Bırakın Nazım Hikmet'i, 16 yüzyıldaki Pir Sultan Abdal'la bile çarpışan zihniyet ancak "cehalet"le nitelendirilebilir.

Kral Edward, Kraliçe Victoria, Elizabeth, Newton, Darwin, Amiral Nelson, Wellington, Churchill gibi şahsiyetleri dururken, "Bin yılın en önemli İngiliz'i" olarak Shakespeare'i seçen İngilizler acaba ne yapmaya çalışıyor?

Bunu düşünmekte yarar yok mu?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır