


Beş perdelik komedi
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan "kafam bozuk" dedi.
- Hayırdır Sayın Bakan.
- Ne hayırı... Hayır falan değil... Tam tiyatro.
- Ne tiyatrosu?
- Komedi... Rezalet.
- Ne komedisi?.. Ne rezaleti?
Okuyan "al" dedi, bir dosya verdi:
- Oku... Ne filmler çevriliyor, gör.
"Tutanaklarla... Müfettiş raporlarıyla... Bilgi notlarıyla... Yazışmalarla... Hastane kayıtlarıyla" dolu, kalın bir dosya.
Bir yandan Okuyan'ı dinledik.
Bir yandan dosyayı inceledik.
Sonuç:
"Beş perdelik komedi."
Birinci perde
Mustafa Kızılhan "hemofili hastası" bir Bağ-Kur'lu.
Denizli Devlet Hastanesi "bu hastayla" ilgileniyor.
Ve hasta "İstanbul'a" gönderiliyor.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'ne.
Hastanede "26 gün yatarak tedavi görüyor."
Bu arada da ameliyat ediliyor.
Ameliyat tarihi "11.8.1999"
Tabii bu arada hastanın "ilaç alması da" gerekiyor.
"Octanine 500" adlı ilacı.
İlaç için "üç ayrı reçete" düzenlendi.
Ve "oyunumuzun" birinci perdesi burada kapandı.
İkinci perde
İstanbul'daki eczane "üç ayrı reçete de yazılı ilaçların bedelini" Bağ-Kur'a fatura etti.
"Dönem" Yaşar Okuyan dönemi.
Okuyan'ın "yolsuzluğun, hırsızlığın üstüne gittiği" bir dönem.
İşte bu dönemde "Faturadan... Faturadaki rakamın yüksekliğinden" şüphe edildi.
"Konuyu" Bakan öğrendi.
Ve "talimatı" verdi:
- Derhal üzerine gidin!..
"Derhal" olayın üzerine gidildi.
Gidilince de görüldü ki...
"Octanine 500 ilacını kapsayan 21.7.1999 ve 26.7.1999 tarihli reçetelerin ilgili doktorlar tarafından düzenlenmediği ve sözkonusu ilacın, Hemşire Gözlem Kağıtlarına sonradan ilave edildiği..."
Yukarıdaki ifadeler "Bakan'ın bize verdiği dosyadan" alındı.
Tabii ortaklık karıştı.
Ortada bir "yolsuzluk" vardı.
"Dosyaya göre" tam 48 milyar, 11 milyon, 334 bin, 472 liralık "ilaç yolsuzluğu."
Bakan dedi ki:
- Sayın Teftiş kurulu başkanı... Derhal müfettişe görev veriniz... Herkesin ifadesi alınsın... Gereği yerine getirilsin.
"İkinci perde" bu kadar.
Üçüncü perde
Müfettiş gece demedi, gündüz demedi, çalıştı.
"Çok kişinin" ifadesini aldı.
Örneğin...
İfade sahibinin adı soyadı:
Aziz Ocakoğlu.
Mesleği:
Doktor.
Doğum Yeri ve Tarihi:
Şanlıurfa-1974
Sicil No:
5108 Ğ 2974.
İfadesi:
- .......... Yaklaşık 14 aydır Cerrahpaşa'da doktorluk yapıyorum... Sözkonusu reçeteyi kesinlikle ben yazmadım... Reçetedeki yazı da bana ait değil.......... Zaten hekimlik hayatımda bu kadar yüksek bir dozda ilaç yazmadım..... Dedi...... Başkaca bir diyeceğim olmadığını beyan ederek, okuduğu ifadesinin doğruluğunu imzası ile tasdik etti. 24.09.1999.
Yine bir doktorun (Ethem Ünal, Baba adı Ahmet, Üsküdar Ğ1973) ifadesinden:
- .......... Hastayı tanımıyorum....... Reçetedeki yazılar bana ait değildir....... Bu ilacı tanımıyorum ve kullanmıyorum....... İlacı veren eczaneyi bilmiyorum, sahibi ile de hiçbir tanışıklığım yoktur....... Dedi ve başkaca diyeceğinin olmadığını beyan ederek....... 06.10.1999.
Elimizdeki dosyada "bu şekilde" pekçok ifade var.
Ayrıca...
"Emniyet'e yazılan yazılar" var.
"Şu yazı şu kişiye ait mi?.. Lütfen elyazısı incelensin" yazıları.
Ve anlaşıldı ki...
Ortada bir "soygun" var.
"Üçüncü perdenin sonu."
Dördüncü perde
Günler, haftalar, aylar geçti.
"Geçenlerde" Yaşar Okuyan'ın aklına "bu olay" geldi.
Hemen "ilgilileri" çağırdı:
- Sahi, ne oldu 48 milyarlık ilaç yolsuzluğu?
İlgililer "efendim" dediler:
- Müfettiş çalışmasını bitirdi... Raporunu yazdı... Raporun gereği yerine getirildi.
Bakan:
- Merak ettim, şu raporu bir de ben göreyim.
Bundan sonrasını "Bakan'ın ağzından" sunuyoruz:
- Günde 18 saat çalışıyorum... Bin tane işim var... Herşeyi bizzat takip etmem imkansız... Ama merak bu... Müfettişin raporuna ve bu rapora göre yapılan işleme bakınca... Kan beynime sıçradı... Resmen fıttırdım.
- Rapor ne diyor? Yapılan işlem nedir?
- Rapor diyor ki... Reçetedeki imza sahte... Doktor, hastaya öyle bir ilaç yazmamış.
- Sonra?
- Hasta ile konuşulmuş... Hasta diyor ki... Ben, bu iki reçetede yazılı olan ilaçları almadım.
- Sonra?
- Bunlar suç... Rapor diyor ki... Savcılığa suç duyurusunda bulunulmasına...
- İyi işte.
Okuyan:
- Dur, dinle... Asıl bundan sonrasına bak... Rapor diyor ki... Sahte reçetenin bedeli olan 48 milyarın da eczaneye ödenmesine... Ve Bağ-Kur da, müfettişin raporunun gereğini yerine getiriyor... Ezcaneye parayı ödüyor... Yahu ölür müsün, öldürür müsün?.. Deli olmak işten değil.
"Dördüncü perdenin sonu."
Beşinci perde
Yaşar Okuyan "kendi ifadesiyle" çıldırıyor.
"Teftiş Kurulu Başkanı" ile "raporu yazan müfettişi" teftişe veriyor.
Sonuç...
Okuyan:
- Mevzuat fi tarihinden kalmış... Yasa eksik, yönetmelik noksan... Teftiş Kurulu Başkanı ile müfettiş "uyarı cezası" alıp, sıyırdılar.
- 48 milyar ne oldu?
- Derhal yeni suç duyurusunda bulunduk. Paranın eczaneden geri alınması için yasal işlem başlattık.
- Alabilecek misiniz?
- 48 milyarı ben 48 senede geri alamam. Devleti gelen öpüyor, giden öpüyor... Teftiş, müfettiş diyorum... Sonucu görüyorsunuz... Paralar, rahmeti rahman...
Sohbet sırasında Okuyan'dan "birşey" öğrendik.
Bakan, birkaç gün içinde "düğmeye" basacak.
"Büyük bir yolsuzluk" ortaya çıkacak.
"Tam bir bomba."
Okuyan dedi ki:
- Aman yazma.
- Neden?
- Adamlar hemen önlemini alır... Görmüyor musun nasıl bir şebeke ile karşı karşıyayız.