
Halk mahkemesi
Adalete dayanmayan kuvvet zorbalık yapar. Devlet adil olmadığı zaman, yalnız halkını değil kendini de tahrip eder.
Yolsuzluklar nedeniyle köpüren toplum öfkesini yatıştırmak uğruna henüz şüpheli durumdaki kişilere reva görülen muamelenin yanlışlığını düne kadar kimse eleştirme cesareti gösteremiyordu.
Evlere yapılan gece baskınları.. Kelepçeli, itip kakmalı sevkler.. Mahkemeye gitmeden poliste verilen mahkumiyet kararları ve yargısız infazın bilumum haksızlıkları..
Halk mahkemesi cinnetinin hukuku sindirdiği bir yer olmamalı bu ülke. Ama oldu.
Ve bu hava, devlet çarklarını, ekonominin işleyişini durduracak ciddi bir tehlike boyutuna gelip dayandı.
Başbakan Ecevit'in SABAH'a şu sözleri hem uyarı, hem itiraftır:
"Genel bir korku havası yayılıyor. 'Bana bir şey bulaşırsa' korkusu yaşayan bürokrat ve işadamları var. Kusuru olmayanlar yollarına devam etmeli, yatırım hevesi kırılmamalı. Soruşturmayı yürütenler de yaş ile kuruyu aynı kefeye koymamalı.."
Haraç rüşveti geçti..
Popülizmle sulanan adalet, önce mücadele ettiğini sandığı davaya zarar verir.
Cadı avı sırasında yakalanıp içerde unutulanlar bir an önce yargılanma hakkına kavuşmalıdır. Adalet kompleks kaldırmaz.
"Hemen bırakırsak niye içeri aldınız sorusuna cevap veremeyiz" gerekçesi, hukuk devletine yakışmaz.
Yaratılan linç havası yüzünden, hiç durmaması gereken bürokrasi de, ekonomi de kilitleniyor.
Yolsuzluğun iki aleti var.
Biri, haksız bir çıkarı elde etmek için ödenen para, rüşvet.. Öteki, verilmeyen bir hakkı alabilmek için ödenen para, haraç..
Haraç bir süredir rüşvetin önüne geçti.
Dün büyük bir müteahhit şunu anlattı:
"Devlet 8 aydır, kesinleşmiş hak edişleri ödemiyor. Bu yüzden 1 trilyon lira faiz ödedim cebimden. Devletin benimle yaptığı sözleşmeye uymaması, bana evimi sattırdı, 1 trilyon lira zarara soktu. Bu anda bir adam geliyor ve 'Bana yüzde 10 verirsen, bu parayı bir haftada alırım' diyor. Siz olsanız 'vermem' der misiniz?."
Fırsat heba olmasın..
Halkı tatmin etmek uğruna haksızlığı göze alan adalet anlayışı, işte böyle rüşvetle mücadele ettiğini zannederken, haraca daha büyük kapılar açıyor.
Çare, öncelikle insan haklarına saygılı bir hukuk devleti işleyişine yönelmektir.
Bu arada yolsuzluğu sistemin ürettiği gerçeğini görmek ve hak edilmiş paraları ödemekte devleti namuslu bir tüccar gibi davranma mecburiyeti ile bağlamaktır.
Yolsuzluklara karşı en yürekli yasal tedbirler bu hükümet zamanında alındı.
Operasyonlar ve soruşturmalar, bu iktidarın iradesine dayanarak başlatıldı.
Ama bu operasyonların prestij rantını kapmaya dönük ihlâllerin yarattığı zararların faturası yine bu hükümete çıkacaktır.
Bürokrasiyi ve ekonomiyi kilitleyen haksızlıklar önlenmez, haraç kapısı kapatılamazsa, temizlenmek yolunda elde edilmiş fırsata yazık olacaktır!