ANAP lideri ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, partisinin Meclis grubu toplantısında yaptığı konuşmada, hükümet ve Genelkurmay arasında gerginliğe yol açan yolsuzlukla mücadele konusunda önemli mesajlar verdi.
"Bizim demokratik çıkışlarımızda yolsuzlukları örtbas etme gayreti arayanlar var" diyen Yılmaz, halbuki hiçbir yolsuzluğun örtülü kalmasının mümkün olmadığını söyledi. Yolsuzlukla mücadelenin "hükümet dışındaki birtakım kişi veya kurumlar tarafından değil", hükümetin kararıyla yürütüldüğünü de vurgulayan Yılmaz, "Yolsuzluklarla mücadeleyle siyaset kurumunun konumu birleştirilmek istenmekte, siyasetçileri yıpratma gayretlerinin bir başka tezahürü ortaya çıkmaktadır. Biz siyaset kurumunun daha güçlü olduğu Türkiye'de yolsuzlukların üzerine de çok daha kararlılıkla gidilebileceğini söylüyoruz. Bunun yanlış olduğunu savunanlardan da alternatifini göstermelerini istiyoruz" diye konuştu. Yılmaz'ın verdiği mesajlar özetle şöyle:
Mesele siyaseti yıpratmak: Dedikodu balonları yeri göğü kapladı. Aslında yapılmak istenen, olayların aydınlanması yerine siyaset kurumunun sis perdesinin altında kalmasıdır. Çünkü onlar için önemli olan, meseleyi siyaseti yıpratma malzemesi haline getirmektir. Rakiplerimiz de bu durumdan istifade etmeye çalışıyor.
Üzerine gideceğiz: Yapmamız gereken şey, bu iddiaların üstüne kararlı bir biçimde gitmektir. Bakan arkadaşlarımızdan, ne kadar önemsiz olursa olsun her şikayet ve ihbarı sonuna kadar takip etmesini ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmasını istiyorum. İkinci ölçümüz, soruşturmayı yürütenlere her tür yardımı yapmaktır. Üçüncü ölçümüz, hiç kimse ve kuruma istisna tanımamaktır.
Mavi, mor demeden: Bu ölçüleri ortaya koyduktan sonra buradan bütün yetkili makamlara çağrı yapıyorum; Mavi, yeşil, mor demeden bütün yolsuzlukların sonuna kadar üzerine gidin. Yolsuzluklar konusunda yetkisiz olan, ama orada burada ahkam kesen, ANAP'ı, siyaseti karalamaya çalışan herkese çağrı yapıyorum; elinizdeki her şeyi yetkililere verin. Ve iddia ediyorum, yolsuzluk yapanların ANAP'ta barınması mümkün değil.
Yitirilen saygınlık: Fransız düşünürü Montaigne, fanilerin yaptığı her işte kusurlar olabileceğini işaret eder ve bir düzeni kusurlu göstermenin ne kadar kolay olduğunu söyler. Ama aynı düşünür, 'bir halka eskiden saygın olarak gördüklerini küçümsetmek, hiç de zor bir iş değildir, ama yıkılan saygının yerine yenisini getirmek çok zordur' der. Bu yaklaşım son dönemde ülkemizde yaşanan gelişmeleri anlamak bakımından da çok önemlidir. Siyaseti etkisizleştirme çabaları belki de hedefine ulaşacaktır. Bu işe bu kadar insan emek verdiğine, basın da üzerine şevkle gittiğine göre bu gayretler herhalde netice vermeden kalmayacaktır.
Alternatif yok: 1960'lı, 1980'li yılların tecrübeleri göstermiştir ki, yıpratılan, etkisizleştirilen siyaset kurumunun yerine, kalıcı olabilecek herhangi bir alternatif ikame edilememiştir. Toplum iradesi ne zaman serbest bırakılırsa, yeniden siyaset kurumuna destek vermiştir. Hem de bir önceki dönemin siyasetçilerine iade-i itibarlarını en üst düzeyde sağlayarak yapmışlardır. Bizim yapmaya çalıştığımız; Türkiye'de siyaset alanını siyaset dışından, yani dışarıdan dizayn edilme çabalarına işaret etmektir, sağduyu sahiplerine bu konuda ikazda bulunmaktır.
Ciddi tesbitler var: Bu çabaların izlerini siyaseti ve siyasetçileri güçsüzleştirme girişimlerinde bariz olarak görmek mümkündür. Bu çabanın içinde birbirinden farklı, değişik çevreler olduğuna dair de ciddi tespitlerimiz vardır. Biz siyasetin kendi tabii akışı içinde kendi kendini dizayn etmesinden yanayız. Bunun, demokrasinin olmazsa olmaz şartı olduğunu söylüyoruz. Bazı basın yayın organlarının, etkili çevrelerin gayretlerine rağmen inanıyorum ki milletimiz bu gerçeği görmeye başlamıştır.
Gelecek yönetimi: AB'nin bütün ülkeler için getirdiği kriterlere bizim de uymamız gerekir. Bu noktada demokrasinin, hukukun ve ekonominin evrensel kurallarına uymanın tartışılmazlığını da artık kabul etmek mecburiyetindeyiz. Türkiye, geleceğine kendisi hakim olmak zorundadır. Ülkemizin gidişatındaki rastgeleliğe karşı siyasi irade ortaya koymak için çaba göstermek zorundayız. Bunun için AB'ye üyelik çabaları ile birlikte gelecek yönetimi kavramını da ülkemizde siyasette hakim bir anlayış haline getirmek zorundayız.
AB'de 3-5 mesele: Ulusal Program'ın yüzde 95'i üzerinde partiler ve devletin kurumları arasında önemli bir ihtilaf yok. İhtilafa konu az sayıdaki hususun ise uzlaşmayla çözülebileceğine inanıyorum. 3-5 meseleye takılıp kalmak, ormanın tamamını görmeyi engeller. AB sürecini biz yönetmezsek başkaları yönetecektir. Bu durumda sonumuz AB üyesi güçlü Türkiye yerine, BAAS tipi demokrasiyle yönetilen ortadoğu cumhuriyeti olmaktır.
Sivil siyasetin gücü: Gelecek yönetimi ve AB hedefimizin bir başka önemli kesişme noktası da demokratik kurumların, özellikle sivil siyasetin güçlü olması gereğidir. Sivil siyaset diye belirtme ihtiyacı duyuyorum. Çünkü maalesef ülkemizde siyaset, siyasetçilerin işi olmaktan çıkmış gözükmektedir.
İcazet makamı: Eğer bir rejimin adı demokrasiyse o rejimin tek bir icazet mercii vardır, o da millettir. Ve yine bir rejimin adı demokrasiyse o rejimin bir tek vesayet makamı vardır, o da millettir. Eğer siyasette milletin dışında herhangi bir icazet ve vesayet kavramları oluşturulursa o rejime demokrasi adı vermek mümkün değildir. Yanlışa yanlış, doğruya da doğru dememiz lazımdır. Bundan da önemlisi yanlışa yanlış dedikten sonra doğru demememiz.
Geç kalan destek: Bizim demokrasi çıkışımızı inandırıcı bulmadıklarını söyleyenler var. Gereken yerde ve zamanda verilmeyen ve esirgenen demokratik desteğin, iş işten geçtikten sonra hiçbir anlamının kalmayacağını da bu kişilerin anlaması gerekir.