|
|
OKAY GÖNENSİN(ogonensin@sabah.com.tr
)
|
  
Postmodern cadı kazanı
Ortaçağ'dan başlayarak Amerika'nın kuruluş yıllarındaki Salem büyücüleri olayına kadar giden "cadı kazanları"na "yaş-kuru" bakmadan herkes atılıverirdi. Soğuk Savaş'ın başında Amerikan toplumu, komünizm korkusunun yarattığı çılgınlığın içine düştü, çılgınlığın başını çeken senatör McCarthy'nin adıyla bilinen bu dönemde her muhalif aydın, her okur-yazar kazana sürüklendi. Sovyetler Birliği ile arası bozulan ve "yalnızlık" korkusuna düşen Çin, McCarthy'den on yıl kadar sonra "Kültür Devrimi" adını verdiği kazana her eline geçeni atmaktan çekinmedi.
Türkiye'nin gerçek bir "temiz eller" döneminden geçmesi gerektiğini herkes kabul ediyor. Ama bu temizlenmenin "postmodern bir cadı kazanı"na dönüşmesinin tehlikeleri de şiddetle ortaya çıkmaktadır. Görüntüler herkesi rahatsız edecek düzeye gelmiştir.
Görüntü: Suçlu
Ekranlarda Devlet Tiyatroları Genel Müdürü, iki polis arasında bazı yolsuzlukların saptandığı Bursa'ya götürülüyor. Olayın sahte faturalarla masraf şişirilmesi, haksız harcırah ödemeleri yapılması soruşturması olduğu açıklanıyor. Olabilir, soruşturma yapılır suçlular tesbit edilir, idari cezalar verilir, gerek duyulursa da dosya savcılığa gönderilir. Ama ekrandaki görüntü öyle demiyor, sanki ağır bir suçu kesinleşmiş bir suçlu götürülüyor.
Üst düzey bir bürokrat son enerji soruşturması nedeniyle gözaltına alındı, kelepçe takıldı, getirildi, götürüldü sonra savcılık hakkında soruşturmaya gerek olmadığına karar verip bıraktı. Bu bürokratın adı, olayın bütün sunuş biçiminde "suçlu" olarak hafızalara kazınmıştır.
Bugün yürütülen soruşturmaların çoğunda "zanlılar" işin en başında, yani "sanık" bile olmadan "suçlu" olarak kamuoyunun önüne atılmaktadırlar. Kamuoyu nezdinde peşin olarak damgalanmaktadırlar. Böyle bir cadı kazanı yaygınlaştığı anda da suç ile kabahat, kabahat ile hata arasındaki ayırımlar kalkar. Sonuçta herkes "potansiyel suçlu" muamelesi görmeye başlar. Bugün bu noktaya çok fazla yaklaşılmıştır.
Başbakan uyarıyor
Başbakan Ecevit dün Bilal Çetin'e "Bana da bir şey bulaşırsa korkusu yaşayan bürokratlar, işadamları, bankacılar"dan söz etmiştir. Bu en üst düzeyden bir alarmdır, ülkede herşeyin durması tehlikesinin alarmıdır.
Postmodern cadı kazanında "dedikodu" sistemleri de çok hızlanmıştır. Telefonların sürekli olarak asılsız söylentileri yaydığı bir ortamda tedirginlik esas olur, her söylenti kazanın biraz daha büyümesine yol açar.
Başbakan, yürütülen soruşturmalardaki "yöntem yanlışlıkları"na ve "kuru ile yaşın aynı kefeye konulma tehlikesi"ne de dikkat çekmiştir. Yöntem yanlışlıkları olayın "esası"nı da kaybettirebilir. Esas olan gerçekten "temiz toplum"a doğru ilerlemektir, çeşitli güdülerin etkisiyle kazanı büyütmek ve sonunda içinden çıkılmaz hale getirmek değil.
At izi it izine karıştı
Türkiye birkaç gündür "28 Şubat postmodern darbesi"ni tartışıyor. Siyaset kendi doğal süreci içinde Türkiye'yi zora sokan bir yönetimi bertaraf edemeyince "postmodern" bir süreç yaşanmıştır. Türkiye "temiz toplum"un gereklerini kendi doğal süreci içinde yerine getirememiş, "at izi it izine karışmış", herkesin gözü önündeki olayların üzerine yönetimler zamanında gidememiştir. Bunun sonucu da bugünkü "postmodern cadı kazanı" süreci olmuştur.
Akıntı köpürüp bütün toplumu altına almadan önce kendi mecrasına yönlendirilmek zorundadır. Bütün ihracatçılar "hayalici", bütün bürokratlar "rüşvetçi", bütün bankacılar "hortumcu" diye diye ilerlersek elimizde Salem kasabası bile kalmaz.
|
 |
Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|