


İnsanı yaşat ki devlet yaşasın
Geçenlerde Ankara'da Kültür Bakanlığı tarafından "Dede Korkut Sempozyumu" düzenlenmişti.
Uluslararası bilim adamlarının katıldığı bu nitelikli sempozyumu yönetme görevi de acizane bana düşmüştü.
İki gün boyunca Dede Korkut'un gerçek bir kişilik olup olmadığı ve halkın "epope" yaratma süreçleri konuşuldu.
Homeros destanları için de aynı tartışma söz konusudur. Sözlü kültür yaratılarının çoğu, değişik anlatıcıların ağzında değişerek ve olgunlaşarak ortaya çıkmıştır.
Gılgamış da bir yazarın yaratısı değildir, Fransızlar'ın "La Chanson de Roland"ı da...
Sözlü kültürde anonim ve kişisel yaratıların birbirine karışması doğaldır.
Bu gerçek, bütün dünyada bilinir ama bu durum destanlardan, şiirlerden alıntılar yapılmasına engel olmaz.
Durum bizde de böyledir. Yunus Emre'nin bir şiiri zaman içinde başka bir şaire maledilir. Birçok anonim ozanın şiiri Karacaoğlan imzasıyla sunulur. Bazı şiirler hem Pir Sultan hem Karacaoğlan külliyatlarında yer alır.
Sözlü kültürün yarattığı karmaşa, bu metinlerden cümleler alınıp kullanılmasına, edebi ve bilimsel makalelerin bu dizelerle süslenmesine engel olmaz.
***
Bir süredir devam eden Şeyh Edebali tartışmasına da bu gözle bakmak gerekir.
O sözler, elbette 13. yüzyıl Türkçesi değildir; değiştirilmiştir, kalıptan kalıba sokulmuştur, işlenmiştir ama sonuçta ortaya çıkan metin o yüzyılın "insanı her türlü değerin ölçüsü" olarak gören anlayışını yansıtmaktadır.
Bu insan odaklı akımın; ırk, din ve cinsiyet ayrımını reddedişinin ifadelerinden biri olmuştur.
Dört yıl önce bu metni yayınlarken, anlamına dikkat çekmiş ve hiçbir zaman "Şeyh Edebali'ye ait bir metni Dresden Kütüphanesi'nde şu kayıt numarasında bulduk!" gibi bir iddia ileri sürmemiştik.
Çünkü amacımız bir tarih araştırması değil, 13. yüzyıl Anadolu felsefesinin ışığını taşıyan şiirsel metinlere gönderme yapmaktı.
O zaman çok iyi algılanmıştı bu yayın.
***
Ne var ki bu sefer işin siyasi boyutu tartışmalara neden oldu.
Deniz Baykal'ın bu metni odasına asmış olması bir polemik başlattı.
Tarihçiliğine güvendiğim bir arkadaşım metni İttihatçılara maletti. Bir başka yazar çıkıp Tarık Buğra dedi.
Demek ki bu konularda da bir kesinlik yok.
En iyisi metnin orijinalinin tespiti işini tarihçilere bırakıp, kimlerin elinde geliştirildiğin bilemediğimiz bu güzel metnin yansıttığı aydınlığa dikkat çekmek.
"İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!" görüşünün aydınlığına.
Yüzyıllar öncesinin kaynaklarına göndermeler yapmak ne bir tarih araştırmasıdır ne de bugünün sorunlarını 700 yıl öncenin şiirleriyle çözme denemesi.
En azından, "La Chanson de Roland"dan alıntı yapan bir Fransız yazarının özgürlüğüne sahip olma meselesidir bu.