kapat

16.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


Bakın, alıştınız bile!

"Alışırlar, alışırlar" demişti rahmetli Turgut Özal, hiç alışılmayacak uygulamalar yaptığında.. Birkaç itiraz sesi çıkıyor ve sonra bu sesler kaybolup gidiyordu. Kimsenin toplumun tepkilerine, isteklerine, istemediklerine aldırdığı filan yoktu.

"Yukardakiler" istediğini yapacak, "Aşağıdakiler" de alışacaktı. Başka seçenek de bırakılmıyordu zaten.

Değişik tür bir demokrasi deneniyordu ülkede.

"Ben yaptım oldu" demokrasisi.. "Alışırlar, alışırlar" demokrasisi.. O günden buyana değişen bir şey yok. Ve bakın alıştık bu idare şekline.. Hem de nasıl alıştık.

İstemediğimiz, reddettiğimiz ve hattâ nefret ettiğimiz olaylarda biraz mızmızlanıyor, sonra susuyor ve kabulleniyoruz.

Olayı sonuna kadar takip yok.

Kafasına göre istediği kararı veren ve uygulayanı, kuralsızlığı kural edineni sonuna kadar izlemek ve yaptığına pişman etmek yok.

Bakın sırf böyle olduğumuz, yeterli tepkiyi bütün kurum ve kuruluşlarımızla, toplumca veremediğimiz için af çıkarıldı. Aftan bu yana hemen her gün ya serbest bırakılan birilerinin işlediği yeni suçların veya onları öldürenlerin haberlerini duyuyoruz.

Yusuf Bozkurt Özal'ın da annesinin yanına Süleymaniye'ye gömülmesine büyük çoğunluk itiraz, hatta isyan etti ama konu kapandı bile. Önceden kararlaştırıldı, yer hazırlandı ve emrivaki yapıldı.

Şu ana kadar henüz Cumhurbaşkanı'nın ilgili kararnameyi imzalamamış olduğu söyleniyor. Yani ailenin karar vermesi yeterli. Devlet kararına bile gerek yok.

Tören sırasında Süleymaniye Camii çevresinde ve diğer semtlerde konuştuğum herkes yapılanın büyük bir haksızlık olduğunu, buna izin verilmemesi gerektiğini söylüyor "Özal ailesinin tüm fertleri, vasiyet edince oraya mı gömülecek?" diye soruyordu. Türkiye'nin her köşesinden aynı soruyu soran sayısız vatandaşımız gibi.

Bunlar arasında Teknik Üniversite'den emekli (üstelik Efe Özal'ın Ankara Koleji'nden öğretmeni olan) eğitimci Naciye Sarıtosun da vardı.

"25 yıl öğretmenlik yaptım, 12 bin öğrenci yetiştirdim. Ben görevimi yaptığım için böyle bir şey isteyebiliyor muyum ki onlar istiyorlar? Ailemde bir sürü şehit var, dilekçemi yazayım, bana da karar çıkarsınlar" diyordu Naciye Öğretmen haklı olarak.

Süleymaniye'de gözlerimle gördüm ki Kanuni'nin türbesiyle Yusuf Bozkurt Özal'ın mezarı birbirine tahminimizden daha yakın. Aradaki mesafe neredeyse elli metre kadar.

Böyle bir kararnamenin ne hakla çıkarıldığını sormak ve takip etmek zorundayız. Kararı verenler de, Cumhurbaşkanı'nın imzasını beklemeden uygulama yapanlar da açıklamak zorundalar.

Bu olayın medyada neden yeterince tartışılmadığını anlamak mümkün değil!

Kıyafet çelişkisi
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 17 Ocak Çarşamba akşamı Ankara'da, Köşk'te bir yeni yıl daveti veriyor. Emin Çölaşan, davetin kendisini bir çelişki olarak görmüş ve "Madem ki Sayın Cumhurbaşkanı lüzumsuz masrafları kısmayı tercih ettiğini her fırsatta belirtiyor, bu davete ne gerek var?" demişti. Ben onun gibi düşünmüyorum. Cumhurbaşkanı Sezer, seçildiği günden bu yana resmi toplantılar dışında bir toplantı yapmadı. Medyayla ve bürokratlarla biraraya gelmedi. Kimse onu yakından görme, konuşma ve tanıma fırsatı bulamadı. Sayın Sezer röportaj kabul etmediği için bizler de onu topluma daha iyi tanıtma imkânı bulamadık. Bu nedenle arada sırada böyle davetlerin yararı olacağına inanıyorum.

Benim dikkatimi çeken tamamen başka bir çelişki.. Gelen davetyeyi incelerken "Kıyafet" kısmına gözüm ilişti.

"Smokin Koyu renk elbise Uzun etek" olarak belirtilmiş kıyafet..

Oysa davet saat 19.00 ile 20.30 arasında.

Demek ki kokteyl.

Normal olarak "Koyu renk elbise" denmesi yeterliydi. Bu, kadınların da kokteyle uygun kıyafet giymesi gerektiğini anlatırdı.

Smokin ile koyu renk elbisenin aynı toplantı için istenmesi yanlış, bu bir. Frak giymesi gereken (daha önce hep frak giyilmiş) günlerde bile kendisi için koyu renk elbiseyi yeterli gören Sayın Sezer'in davetine kokteylde smokin mecburiyeti konması zaten yanlış, bu iki. Kendisi formal giysilerden hoşlanmaz ve giymezken, davetinde kadınlara uzun etek mecburiyeti konması yanlış, bu üç..

Cumhurbaşkanlığı Protokol Dairesi acaba "uzun etek" demezlerse mini etekle de gelenler olabilir korkusuyla mı bu notu koydu bilmiyorum.

Ama oraya gelecek olanlar herhalde böyle bir davet için gerekli standartları bilen kişilerdir.

Ve bu çelişki rahatsız edici, ne dersiniz?

Hep Aşk Vardı
Bir salon dolusu insan onu olanca hayranlıklarıyla, en içten takdir duygularıyla dakikalar boyu ayakta alkışlarken gözlerindeki pırıltıdan ve yüzündeki teslimiyet ifadesinden bu an için yaşadığını anlayabilirdiniz.

Hayatındaki herşeyden, zaman zaman sevgili kızından bile daha çok önem verdiği sanatının, tiyatronun aşkını o gözlerde görmek mümkündü..

72 yıllık yaşamını, annesi Olga Cynthia, kızı Leyla ve kendisinin ağzından anlattığı ve her üç rolü oynadığı "Hep Aşk Vardı"da sözünü ettiği aşk da bu olmalı. Sevdiklerine, insanlara, yaşama duyduğu aşkın çok ötesinde, sanatına duyduğu aşk.

Türk tiyatrosunun, başarısı tartışılmayacak isimlerinden biri olan Yıldız Kenter'i bugüne kadar çok oyunda izledim ve beğendim ama hiçbirinde kendi yaşamını anlattığı son oyunundaki kadar değil. Burada gerçekten kendisi.. Gerçekten olayları tekrar yaşıyor. Ve muhteşem doğallıkta bir elektrik veriyor izleyicisine. Onlarla bütünleşiyor, zirveye çıkıyor.

Dekorunu Osman Şengezer, Kostümlerini Çolpan İlhan'ın hazırladığı oyunu Yıldız Kenter yazmış. Mehmet Birkiye ile birlikte yöneten de kendisi.

İş Bankası'nı da, sponsorluğundan ötürü kutluyorum. Tiyatroya emek veren, onu ayakta tutmak isteyen bir avuç insan, bir avuç başarılı sanatçı öyle imkânsızlıklarla boğuşuyorlar ki bu sanatı destekleyen kuruluşlar hepimizin takdirini hak ediyor.

"Hep Aşk Vardı"yı halâ izlemediyseniz en kısa zamanda görmeye çalışın. Bol bol gülecek, bol bol ağlayacak ve sonunda Yıldız Kenter'in şahsında Türk tiyatrosuyla gurur duyacaksınız.

Vali ne diyor?
İstanbul Valisi Erol Çakır Pazar akşamı CNN'de Haberler'e çıkarak"Çok kısa zamanda Marmara Denizi'nde büyük bir deprem olacak" demiş. Hemen ertesi gün okuyuculardan korku ve merak içeren telefonlar geldi tabii.

Vali Bey'e ulaşmak sorun. Onun için buradan soruyoruz;

Deprem ne zaman Sayın Vali?

Bir sorumuz daha var;

Hani deprem önceden bilinemezdi acaba yeni buluş mu yapıldı, yoksa faylarda bir hareketlilik mi farkedildi?

Ve hattâ bir soru daha;

Böyle bir beklenti varsa bunu ilgili bilimsel kuruluşlar mı açıklamalı, yoksa 'pat' diye Vali mi?

Umarız Vali Bey'den tez cevap gelir!

(Not: Sayın Çakır gazete baskıya girdikten sonra aradı. Konuşması kesildiği için yanlış anlaşılmış. Deprem filan yok!)

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır