Hoş geldin Sherlock Holmes...
Kırk elli yıl önce, Anadolu'nun herhangi bir kasabası gibi "tipik" bir kasaba idi Salihli.
Sağında solunda hükümet konağının, lisenin, defterdarlığın bulunduğu at kestanesi ağaçlarıyla süslü bir ana cadde. Caddenin alt tarafından tren yolu geçerdi. Tren yolunun öte geçesi ise kasabanın çarşısı...
O yıllardan, önünde havuzu ve siyah-beyaz perdesi ile "İnci" sinemasını hatırlıyorum. Bir de onun önündeki gazete bayiini...
Sabahleyin İzmir gazeteleri gelirdi, akşama doğru da İstanbul'da çıkanlar...
Bir de "forma" halinde, resimli ve resimsiz romanlar: Ceylan, Mandrake, Oklahoma, Cingöz Recai, Estergon Kalesi, Nat Pinkerton ve Sherlock Holmes...
Her hafta bir "forma" alınır, evde kitaplık olmadığından portakal sandığına istif edilir, daha sonra da mahalle arkadaşlarıyla takasa verilirdi.
Nat Pinkerton ve Sherlock Holmes ile o yıllarda tanıştım işte...
Özellikle de Sherlock Holmes ile...
Gerçi daha sonraki yıllarda asıl gözdem Mayk Hammer ile Müfettiş Maigret olacaktı ama, Sherlock Holmes ilk göz ağrım olarak kaldı.
Şimdi Sherlock Holmes'in "Beyaz Balina Yayınları" arasında çıkan "Kızıl Soruşturma" başlıklı macerasını okurken, o çocukluk heyecanının ürpertisi de geziniyor satırların arasında.
Sir Arthur Conan Doyle'un yarattığı Sherlock Holmes, kareli pelerini ve şapkası, piposu ve kemanı ve yardımcısı Dr.Watson ile ben de dolaşıyorum Londra'nın gizemli sokaklarında...
"Kızıl Soruşturma"yı şöylece özetlemek mümkün:
"John H. Watson, Londra Üniversitesi'nden tıp doktoru çıktıktan sonra Afganistan'a gitmiş ve hastalanarak Londra'ya dönmüştür. Bir arkadaşının yardımıyla Sherlock Holmes ile tanışır. Baker sokağında bir evde birlikte oturmaya başlarlar. Birkaç gün sonra Brixtone sokağında boş bir evde işlenen cinayeti çözmek için Watson da soruşturmaya katılacak ve bu olay ile dedektiflik dünyasındaki en ünlü beraberliklerden başlamış olacaktır."
"Kızıl Macera", 1992'de "Yayınevi Yayınları" tarafından "Sherlock Holmes'in Maceraları: 1, Kızıl İplik-Dörtlü Mühür" başlığıyla yayımlanmıştı.
Sanırım okurdan yeterli ilgiyi göremedi ki, bu "macera"ların arkası gelmedi.
"Kızıl Soruşturma" ise tam bin yüz adet basılmış, üstelik Giovanni Scognamillo'nun "Cinayet Sofrası" başlıklı polisiye roman üzerine aydınlatıcı ve açıklayıcı nefis önsözüyle...
Bakalım, bin yüz Sherlock Holmes hayranı çıkacak da "macera"ların devamı
gelebilecek mi?
Ruh
Çağlayan, düşüşün kucağında güzelliğin ruhuna kavuşur.
Perv”z Şâpr
(Güldiken dergisinden)
HAFTANIN ALBÜMÜ: MERHABA ATİNA
İstanbul'dan beş fotoğraf sanatçısı, Arif Aşçı, Ara Güler, İzzet Keribar, Sinan Koçaslan ve Cem Turgay; Atina'dan da Nikos Desyllas, Nikos Economopoulos, Stathis Efstathiadis, Niki Typaldou ile Alkis X.Xanthakis adı geçen kentlerin "günlük yaşama ait görüntülerini, farklı kültür, orta değer ve tutkularını" objektiflerine yansıtmak amacıyla Pamukbank'ın önerisi üzerine bir araya geliyorlar. İstanbullu sanatçılar Atina'yı fotoğraflayacak, Atinalılar ise İstanbul'u...
Geçen aylarda Pamukbank Fotoğraf Galerisi'nde de sergilenen fotoğraflar, Engin Özendes'in editörlüğünde ve Pamukbank-Tarih Vakfı işbirliğiyle "Merhaba Atina-Here İstanbul" başlıklı bir albümde toplandı.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos A.Papandreu, sanatçıları kasdederek şöyle değerlendiriyor albümü: "Komşunun gözüyle insanın sıradan yaşamının resmini çiziyorlar ve kendimiz oradaymışcasına 'öteki kentle ilgili sahneleri yanıbaşımıza getirmemizi sağlıyorlar."
Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in değerlendirmesi ise şöyle: "Birbirimizi daha iyi tanımayı, farklılıklarımızı hoş görmeyi,güzelliklerimizi paylaşmayı ve zor anlarımızda birbirimize destek olmayı öğrenmemize yardımcı olacak bir çalışma."
Albümün son bölümünde ise sanatçıların izlenimleri yer almakta...
Gerçekten de iki kentin yaşamını, şiirini, rengini yansıtan bir albüm...
Ahmet Altan'ın tarihi Linn Ullmann'ın Linn Ullmann, İsveçli yönetmen Ingman Bergman ile Norveçli oyuncu Liv Ulmmann'ın kızı. Linn Ullmann'ın "Sen Uyumadan Önce" başlıklı romanı Can Yayınları arasında çıktı. Ama romanda Türk edebiyatı adına hoş bir sürpriz var.
Norveçli bir ailenin üç kuşak boyu tarihini, Karin adında genç bir kadının kişiliğinde irdeleyen romanda karşımıza "Yalnızlığın Gizli Tarihi" romanıyla, birden Ahmet Altan çıkıveriyor. (s. 252-253)
Karin'in kardeşi Julie, mutsuz evliliğinin son günlerinde Altan'ın romanını okumaktadır. Ablası Karin'e şöyle diyecektir: "O gün. Hatırlıyor musun? Seni arayıp her şeyin sona erdiğini söyledim. Bu evlilik bitti. Şehirde gezdim, bir kitapçıya göz attım. Belki de dikkatimi çeken şey adıydı. Yalnızlığın Gizli Tarihçesi. Dostluk hakkında söylemek istediğim şey buydu."
Demek ki, dünyanın neresinde olursa olsun, "edebiyat" da bir yerde "randevu" noktasına dönüşüyor ve yazarlar "eser"leri aracılığıyla da buluşabiliyor.
HAFTANIN KARE ASI
Varoluşun Anlamı: Carlo Fruttero-Franco Lucentini (Gendaş)
pitonüşümesi: Süha Tuğtepe (Piya)
Kemik: Bedri Baykam (Piramit
Felsefi Söylem Nedir? Betül Çotuksöken (İnkılâp)
ŞAİR DİYOR Kİ
Gülseli İnal
Pembe Saray
Ruh yandı, o sümbül açıklıkta kara
külü uçuşan cevher yüze
hiç ağaçsız değildi bataklık sonra
gece yarısı, gecenin bana
sunduğu cevherle parçalanmış
uzanmış yatıyor yüzyılın ejderi
KAYIP BAĞLANTI
(Telos Yayıncılık)
HAFTANIN VİTRİNİ
Şeytanın Payı
Jack Higgins (Epsilon Yayıncılık)
Yarim Nereyi Mesken Tuttun
Üstün Akmen (Aksoy Yayıncılık)
Kızlarıma Mektuplar
Emre Kongar (Remzi Kitabevi)
Ayak İzleri
Adnan Özyalçıner (Evrensel Basım Yayın)
Refik Durbaş
rdurbas@mynet.com.tr
|