kapat

09.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Filler ve Çimenler Balonu..

Ben hayatımda bu kadar kötü film izlediğimi çok az hatırlıyorum.. Peki bu kadar ödülü nasıl almış?.. O sorunun yanıtını Antalya festival jürisi versin..

Ben bu ülkede sinema yapımcısı olsam, jüriyi görmeden herhangi bir film festivaline film falan göndermem..

Bir avuç entel (Dikkat buyurun, o çok saygın entelektüel sözcüğünü kullanmıyorum. Entelektüel, aydın demek.. Bunlarla ilgisi yok) oturuyorlar.. Milleti sinemadan soğutacak ne varsa, ona ödül verip kendilerini birşey sanıyorlar.. Allahtan bu ülke sinema seyircisinin bunları dikkate aldığı yok. O kendi izanı ile film seçmeyi gayet iyi biliyor..

Efendim bu filmin konusu Susurluk..

İşte bu yetiyor, bu yarıaydınların oylarını almak için.. Susurluk yap, ama nasıl yaparsan yap..

Ben devlet, sistem, düzen eleştirisine karşı biri değilim. Yeri geldiğinde en ağırını da yaparım.. Ama herşeyin bir usulü var.. Devleti eleştiren film yapacaksın öyle mi?..

Bunun birinci şartı "Film" yapmaktır. Eli yüzü düzgün, başı sonu belli film..

Şimdi Akbabanın Üç Günü'ni hatırlayın. Amerikan sisteminin canına okuyordu.. Ama nefes kesen bir filmle okuyordu. Bu yüzden bunca yıl geçti aradan, TV gösterimleri hala reyting yapıyor..

Filler ve Çimenler ne yapıyor?..
Herhangi bir komplo teoricisinin aklına gelebilecek herşey var filmde de, yeni bir şey yok anlattığı.. Gazete yazılarında, köşe bucak dedikodularında ne söylendiyse o.. Söylenen yeni birşey yok.. Anlatım diye birşey yok?.. Peki ne var o zaman?..

İnsanı sıkıntıdan patlatan, kabus gibi bir film.. Bir üste karmakarışık.. Sadece enteller anlasın diye..

Efendim Ali Sürmeli iki rol oynamış?.. Hangi iki rol, anlayamazsınız.. Niye iki rol?.. Oyuncu kıtlığı mı var, yapımcının parası yok da tasarruf mu ediyor?.. Yoksa Sürmeli fena sıkıntıda.. "İki rol oyna da, iki para al" mı denmiş?. Bir filmde bir oyuncu iki rol oynarsa, anlamı olmalı?.. Ne peki?.

Bülent Kayabaş gibi, bana sorarsanız, kendisinin bile henüz keşfemediği bir büyük oyuncuya yazık oluyor..

Çete- uyuştucu- siyaset üçgenine değiniyormuş film.. Bana sorarsanız, entel- eleştirmen- sinema üçgeninin fena halde ortaya çıkmasına imkan tanıyor..

BİZİM DUVAR
Devlet eşcinsellere kod verdi.

3-4-3 Bundan sonra 3-4-3 oynatan teknik direktör yandı.

Hakan & Utku

Horluyor diye tutukladılar..

Horlamanın yan etkilerinden birinin de tutuklanmak olduğunu okurken gülmekten gözlerim yaşardı.. Ben de hele yorgun olduğumda iyi horlarım da..

Philip Banks adlı büyük baba, Amerika'nın ünlü Grey Hound otobüsüne binmiş, memleketine dönmek için. Yeri şöförün hemen arkasında.. Yorgun, hemen uykuya dalmış. Az sonra dürtülme ile uyanmış. Dürten şöför.. "Bayım lütfen arkaya geçin, öyle gürültü ile horluyorsunuz ki, sinirim bozuldu, kaza yapabilirim. Üstelik öteki yolcular da şikayetçi. Geçin arkaya, orada kimse yok" demiş.. Philip direnmiş.. "Elimde biletim var, beni kimse kaldıramaz" diye.. Dalmış gene uykuya.. Bu defa daha değişik uyanmış. Başında bir polis, ellerinde kelepçe.. Polis "İn arabadan" demiş.. "Karakola gidiyoruz.. Suçun huzuru bozmak ve gürültü çıkarmak.."

Cezası 500 dolar para veya 6 ay hapis..

Horlamanın asıl yan etkisi uykusuzluk.. Sadece sizin yanınızda yatanın uykusuzluğu değil.. Bizzat sizin uykusuzluğunuz.. Sabah yataktan yorgun kalkıyor "Allah Allah, hem de kesiksiz uyudum, bu ne hal" diyorsanız, bilin ki, uykunuzda fena halde horluyor ve derin uykuya geçemiyorsunuz.. Asıl dinlendiren derin uykuya..

Doktorlar, fena halde horlayanların kalp krizi riskinin horlamayanlara göre, 5 misli falan fazla olduğunu söylüyorlar.

Bir de gene bilimsel olarak belirlendi. Horlayan her beş kişiden birinde, uyku anında solunumun tamamen durması ortaya çıkıyor ve bu 10 saniye ile 1.5 dakika arasında sürüyormuş. Daha fazla sürerse, Allah muhafaza..

Horlamayı uzmanlar piyano çalmaya benzetiyor. Ne kadar çok horlarsanız, o kadar gelişiyorsunuz. Önce amatörce hırıltı.. Sonra giderek her türlü müthiş sesler çıkarmalar.. Daha uzun, daha yüksek gürültüler. Önceleri yatış şeklinde küçük bir değişiklikle, mesela yüzükoyun yatarken horlamanın kesilmesi mümkünken, ilerleyince her türlü yatışta zurna olmalar.. Ve bu gürültü yüzünden bir türlü uykunun ikinci, yani dinlendiren aşamasına geçemeden sabah etmeler..

Efendim horlama, ameliyat gerektiren bir fiziksel arızadan doğmuyorsa eğer, normal insanda solunum yolu salgılarının uyku sırasında birikerek hava geçişini kısmen kapatmasından oluşuyor. Hava dar geçittikten geçerken titreşim yaratıyor, bu boğazın arkasındaki dokuları titreştirince, horlama sesi çıkıyor.

Yemekten hemen sonra yatmak horlamayı teşvik ediyor. Çünkü yemek salgıları teşvik ediyor. İdeal kilonun yüzde 40 fazlası da horlamaya yol açabiliyor. Daha azı değil..

Şimdi size bu horlama belası için tamamen doğal, tamamen bitkisel bir çözüm önerdiler bana.. Dediğim gibi, horlamanız eğer fiziksel, ameliyat gerektiren bir arızadan değil de, bu solunum salgılarından oluşuyorsa, kolay ve ameliyata göre çok ucuz bir çare varmış.. İlaç falan değil.. Bunlara, batıda "Gıda takviyesi" deniyor.

Bu bir tablet.. İçinde 10 değişik bitkiden alınan öz var. Bu özler, boğazda biriken salgıları çözüp sindirmeye yardımcı oluyor, bu dokularda kan toplanmasını azaltıyor, hava geçiş yollarını açıyor. Böylece horlama, ya tamamen ortadan kalkıyor, ya da önemli ölçüde azalıyor. Yapılan deneyler yüzde 85 başarı göstermiş.. Geri kalan yüzde 15 içinde iseniz, kendi çözümüzü başka türlü aramak zorundasınız, ne yazık ki..

Amerika'dan ithal edilmiş.. "Dr. Harris'in Orijinal Formülü" adı altında hemen her eczanede satılıyor..

SEVDİĞİM LAFLAR
Tenkit edilmek bazen üzücüdür. Fakat edilmemek her zaman tehlikelidir.

V. Hugo

34 VZ 7541!..

Bu ülkede trafik düzelmez.. Neden?.. Çünkü iki türlü düzelir, ikisi de bizde yok da ondan..

Birincisi, insanın insana saygısı..

İkincisi, fena halde yakalanma korkusu.. Yakalandın mı, acıtan cinsinden..

Cezalar, dışari ile mukayese edildiğinde bizde hala komik.. Üstelik vatandaş, takip denen şeyin bizde olmadığını biliyor.. Ana kavşaklarda göstermelik. Geri kalan her yer dağ başı ve dağ kanunları.. Orada da saygı, maygı arama..

Bu 34 VZ'li muhterem, trafiğin en yoğun olduğu saatte, Etiler'den TEM'e doğru inecek.. Köprü öncesi son çıkışta yığılma var. Buradan çıkanlar, ya Levent'e doğru gidecekler, ya Etiler için sola sapacaklar.. O kavşak işte..

Bu muhteremin önü de dolu.. Dolu olduğunu göre göre kavşağın içine girmiş, yani Etiler'e dönecek yığınla arabanın yolunu kesmiş. Onlar dönemeyince, Etiler ve Levent akışı tamamen durmuş..

Beyzadenin umurunda değil, cep telefonu ile konuşarak vakit geçiriyor..

Al sana bir suç daha..

Umurunda değil.. Değil çünkü onun yüzünden yolda bekleyen yüzlerce insana saygısı yok.. İki metre geride dursa, yani trafiğin en önemli kuralı "Çıkamayacağın kavşağa girme"yi ihlal etmese, kilit olmayacak. Umurunda değil, çünkü ceza korkusu yok..

Los Angeles'te kavşağın içinde durmanın cezası 1200 dolar.. 1 milyar lira.. Bir milyar.. Hadi dur bakalım..

Singapur'da cep telefonu ile konuşmanın cezası 5 bin dolar.. Cep telefonuna da el konuyor üstelik.. Hadi konuş bakalım.. Türkiye'de trafik, yolların yetersizliğinden sıkışmıyor, bunu bilesiniz!..

TEBESSÜM
Adamın biri başından yaralı bir şekilde bara girmiş.. "Hayrola, ne oldu?" diye sormuş Barmen... "Kız arkadaşım...!" demiş adam... "Münakaşa ettik...Ucuz orospu... dedim ona...!" "Eee!" demiş Barmen "O ne yaptı?" "Bozuk para torbası ile başıma vurdu...!"

Durmuş'la konuştuk!..
Sağlık Bakanı Osman Durmuş aradı, "Ahmet Tan'ın sormasına gerek yok, siz de sorabilirdiniz" diye.. Bir hakaret davası furyası var ya, Durmuş'un açtığı.. Onu sormuştum..

Fevkalade uygarca bir konuşma oldu.

Efendim, kişisel davalarını kişisel avukatı takip ediyormuş. Devletle alakası yokmuş. Açılan dava sayısını tam olarak bilmediğini söyledi. 50'ye yakınmış..

"Kimsenin kimseye hakaret etme hakkı yok" dedi.. Yüzde yüz katıldım. Bir önemli şeyin altını çizerek..

"Hakerette en önemli unsur kasıttır. Yazı size hakaret kastı ile mi yazılmış, yoksa mesela deprem gibi çok acı günlerin duygusallığı içinde, eleştirirken amacı aşan sözler mi edilmiş, buna bakılabilir.. Mesela artık herşeyi çok aşmış, bir ahir zaman filozofu olmuş Çetin Ağabeyin (Altan) size nasıl bir hakaret kastı olabilir ki, onu bu yaşta, mahkeme mahkeme dolaştırıyorsunuz" dedim..

"Çetin Altan'a dava açıldığını bilmiyordum. İlgileneceğim" dedi..

"Kesinlikle Adnan Hocacılar gibi bir yıldırma hareketi değil, sadece onurumu koruyorum" dedi..

Teşekkür ettim.

Tahsil ve cehalet!..
Hülya Avşar fena halde yanılıyor.. Tahsilin cehaleti aldığı falan yok.. Hadi ilki tesadüftü.. Ardından ikincisi geldi.. Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi iki genç.. Bu ülkenin en mükemmel, en özenilen okuluna girmeyi, orada sınıf geçmeyi başarmışlar.. Kim 500 Milyar İster'de öyle komik şeyleri bilemediler ki şaşarsınız..

İkincinin elinden kazandığı 8 Milyarı, Kenan Işık resmen geri alarak çok kötü bir yarışma sunuculuğu örneği verdi ama, bakın açık söylüyorum, içimi rahatlattı. Bu delikanlı "Bilgisayar almak için" istediği o paranın kuruşunu hakketmedi çünkü..

Doğan Heper, Kenan Işık'ın yanlışını yakalamış ve yazmış.. Yerden göğe haklı.. Onu ayrı bir yazı konusu yapacağım..

Amma..
Bu delikanlıların cehaletini sadece "Test" sistemine bağlamak, yeterli bir yorum değil.. Bu cehalete bakıp sistemi eleştirenler de var da..

Bu tür eleştiriler, bu cahillere özür olur sadece.. Vicdanlarını rahatlatır, "Kabahat bizde değil, sistemde" derler ve bu dünyaya gözleri kapalı yaşamlarına devam eder giderler..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır