Türkiye'nin önüne kattığı hedeflere yürürken her adımını sakınması gibi bir mecburiyeti var. Çünkü yolumuz mayın dolu..
Hedeflerimiz, siyaset yanlışlarına ve kişisel iddialara feda edilemeyecek kadar önemli.
O nedenle büyük düşünmek ve hata yapmamak zorundayız.
Hükümetin Bağdat'a büyükelçi atanmasını onaylayan kararı, acaba ülkenin büyük menfaatlerine uygun bir adım mıdır?
Bundan şüphe duyuyoruz..
Amerika'nın iki allerjik noktası var.
Biri Küba, öbürü Saddam'ın Irak'ı..
Şimdiye kadar Dışişleri Bakanı dahil 8 bakan ve iki parlamento heyeti Küba'ya gitti.
Irak'a da son aylarda bir bakan, iki parlamento heyeti gitti ve iki yardım uçağı gönderildi. Şimdi de büyükelçi gönderiyoruz..
Türkiye'nin her zeminde dostluk gördüğü tek büyük ülkenin ABD olduğunu unutmaması lâzım.
Kıbrıs'ta en büyük desteği, Kissinger'dan bu yana yalnız Washington'dan alıyoruz.
Apo'yu paketleyip bize veren Amerika'dır.
Türkiye'nin AB'ye üyelik kararının çıktığı Helsinki zirvesi öncesindeki Amerikan desteği unutulacak gibi değildir.
Türkiye'yi, 21. Yüzyıl dünyasının kaderini belirleyecek bir ülke rütbesine yükselten Clinton, ABD Başkanı'dır.
AB ile cebelleşen ve NATO'da yalnız kalan Türkiye'yi "Avrupa Ordusu" konusunda destekleyen tek ülke Amerika'dır.
Parlamentolarındaki Ermeni tasarılarına göğüs geren tek yönetim de Washington'dur.
Amerika'da başkan değişti, şimdi yeni bir yönetim oluşuyor. Başbakan Ecevit "Amerika'nın bizde çok menfaati var, bir şey yapmaz" demeye getiriyor ama bu kadar önemli bir müttefiki soğutmamakta bizim de menfaatimiz vardır.
Bu karar tekrar düşünülmelidir.
Dostumuz Azerbaycan, benzer bir yakınlığı Kıbrıs Rum Yönetimi'ne yönelik olarak gösterseydi acaba biz ne hissederdik?.
Hükümetin, Bağdat'a büyükelçi göndermekten vazgeçmesi artık düşünülemez.
Çünkü ok yaydan çıktı.
Ama gidişi geciktirilebilir. Bush'un yönetimini ve politikalarını oluşturması beklenebilir. Beklenmelidir..
Aksi yöndeki beyanlara rağmen operasyonun Enerji Bakanı Ersümer'in bilgisi dışında gerçekleştiği iddia edildi.
Bir komutan Hürriyet'e "Operasyonu biz yaptık, Ersümer'i çizin" dedi.
Başbakan'ın bu açıklamaya tepkisi haklıdır.
Hükümetin yolsuzluklar konusundaki duyarlılığı ortada iken, bir komutanın sanki yolsuzluğun üstüne "hükümete rağmen" gidildiği izlenimi vermesi, haksız olduğu kadar sivil otorite için düşündürücüdür.
Ne yazık ki son zamanlarda "kim yakaladı" sorusu, hırsızın yakalanmasından daha fazla önemseniyor. Çünkü kahramanlık rant getiriyor. Ama unutmamak lâzım:
Prestij yağması temizlik değil kargaşa getirir.
Kahramanlar çoğalır çoğalmasına ama pislik baki kalır!