Devlet, "Baba"lık vasfını hatırlasın; bu aşırı ve haksız zamdan vazgeçsin
KÖPRÜ geçişlerine 1999 Eylül'ünde yapılan zamdan sonra bu köşede, otomobilin artık "lüks" olmaktan çıktığını vurgulamıştık. İstanbul'un Avrupa yakasında oturup 50-60 kilometre mesafede ve Anadolu yakasında bulunan işyerine otomobiliyle gidip gelen pek çok teknisyenin, işçinin bulunduğunu belirtmiş, şöyle seslenmiştik:
"VATANDAŞ devletten bu zammı geri almasını istiyor. Gönül ister ki haklı beklenti dikkate alınsın, vatandaşla inatlaşılmasın. Yanlıştan dönmek asla 'tükürdüğünü yalamak' anlamına gelmez. Tam tersine devlet şefkatini, samimiyetini, yüceliğini gösterir; 'Baba' vasfına gölge düşürmez."
O yazımızda köprü geçişlerine ve benzeri temel hizmetlere yapılan yüksek oranlı zamların, "orta ve sabit gelirli insanların bağrına vurulan bıçak"tan farkı bulunmadığının altını çizmiştik. 1999 zammına "depremin yarattığı darboğaz" gerekçe gösterilmişti. Şimdi yapılan yüzde 50'lik şok zammın gerekçesi bile yok. Ama bıçak bu kez çok daha derine sokuldu; kemiğe dayandı.
KÖPRÜLER İstanbul için en ön plandaki "kentiçi toplu taşımacılık unsurları"ndan biri. Milyonlarca İstanbullu evinden işine, işinden evine giderken "zorunlu olarak" köprülerden yararlanıyor; başka alternatifi de bulunmuyor.
BATILI ve uygar tüm ülkelerde elden geldiğince ucuzlatılan, insanların "yok" denebilecek sembolik ücretlerle yararlanması sağlanan bir "temel kentiçi toplu taşımacılık unsuru"nun İstanbullular için "ulaşılamaz" hale getirilmesi, çağdaşlık göstergesi değildir; utanılacak bir durumdur. 1999'daki çağrımız aynen geçerli: Devlet, "Baba"lık vasfını hatırlasın; bu haksız zamdan vazgeçilsin.