


Reyting öyküleri!
"Yeni yıl"ın ilk akşamında ekranın karşısına kurulup bir "ana haber bülteni" izledim. İzlenme rekoru kırmıştı!..
Reyting öyküleri anlatmak şarttı artık...
Michael Born, bir televizyon gazetecisiydi..
Alman televizyonları için yaptığı röportajlar sayesinde hatırı sayılır bir üne de kavuşmuştu.. Ama bir gün, "röportajları kısmen ya da tamamen değiştirmek"le suçlandı.. Dört yıl hapse mahkum oldu..
Born'un izini sürdüğü "yalan haber"lerden biri de Türkiye'de geçiyordu.. Haziran 1994'te Fethiye'de meydana gelen bir saldırı olayının ertesi günü, Alman televizyon kanallarından biri, Michael Born'un fazlasıyla dikkat çeken bir "röportaj"ını yayınladı..
Röportajda, tepeden tırnağa bir PKK militanı, yanındaki iki militanla birlikte çekim ekibine kendilerini izlemelerini işaret ediyor, ekip, militanların denetimi altındaki dağlarda, tehlikeli keçi yollarında, onları bir mağaraya kadar izliyordu.
Mağarada, Fethiye'deki saldırıda kullanılan bombayı imal etmekte olan dört militan görülüyordu!.. Ve program, militanların fütursuz açıklamaları, ayrıntılı görüntüleriyle sürüp gidiyordu.. Reyting, reyting!..
Evet, Michael Born ve tabii ki bu röportajı yayınlayan kanalın o akşamki reytingi dillere destan olmuştu!..
Ancak, yıllar sonra bu "olağanüstü röportaj"ın yani "reyting harikası program"ın ne olup olmadığı anlaşılacak, ipliği pazara çıkarılacaktı..
Çünkü, Born'un yaptığı röportaj tamamen düzmeceydi..
PKK militanları diye sunulan kişiler, para karşılığı kamera karşısına geçen Arnavutlar'dı aslında.. "Uzun yürüyüş" diye sözü geçen yürüyüş de sadece birkaç dakika sürmüş, bir kamera hilesiyle, dağlar taşlar aşılıyormuş gibi görüntü kaydedilmişti..
Mağaraya gelince.. Ekranda "karanlık, izbe ve gizemli" bir mekan olarak görünün mağara ise, Born'un, İsviçreli bir dostunun yazlık evinin bahçesinde "kiler" olarak kullanılan bölümdü.. Haaa, çekim yapılan yeri de Türkiye değil, Yunanistan'dı!
Michael Born'un ipliği, sadece bu röportajla pazara çıkmamıştı!
Aynı yöntem ve "inandırıcılık"la, Ku Klux Klan'ın, güya Neo Nazilerle bağlantılı Almanya örgütünü de, bombalı mektup yazanları da, kedi avcısı bir Avustralyalı da, kaçak Arap göçmenlerini gizlice başka ülkelere sokan çete mensupları da; Born sayesinde kamuoyuna duyurulmuş ve reyting üstüne reyting alınmıştı, reklam da tabii..
Yıllar geçti, Born, dört yıl hapis yatıp çıktıktan sonra bir kitap yazdı, kitabı da satış rekorları kırdı, yani yayınevlerinin de reytingi yüksek oldu!
Kitaptaki bir cümle dikkat çekiciydi.. "İmgeler yalan söyledi, her zaman da yalan söylemeye devam edecek! Rekabet koşulları, gazetecileri yalan söylemeye, abartıya kaçmaya zorlayacak!"
***
5 Şubat 1990 akşamı..
İtalyan Rai-2'deki haftalık magazin haber programı Mixer'in sunucusu Gianni Minoli, o akşam "çok önemli bir belge" sunacaklarını duyurdu.. Ardı ardına yapılan anonslardan ve epeyi "az sonra"lardan sonra "belge" yayınlanmaya başladı.. Aslında bir itiraftı.. Yargıç Sansovino'nun itirafı..
Sansovino, ekranda Minoli'yle konuşurken, 1946 yılında yapılan ve İtalya'nın monarşiyi yıkarak cumhuriyeti kurmasını sağlayan refarandum sonuçlarında diğer yargıçlarla anlaşarak hileye başvurduğunu itiraf ediyordu.
Program bitti, milyonlarca İtalyan seyirci, şaşkın vaziyetteydi.. 50 yıl önceki bir sahtekarlığı "henüz" öğrenmenin ezikliği altında donup kalmışlardı.. Reytingin rekora çıktığı zaten belliydi!
Ama birkaç dakika sonra Minoli, aynı ekrandan aynı seyirciye, bir açıklama yapmaya başladı..
"Şu ana kadar izlediğiniz her şey bir yalan ve yutturmaca.. Televizyon haberiyle ne ölçüde oynanabileceğini (Ve tabii ki gerektiğinde nasıl reyting alınabileciğini) kanıtlamak istedik. Bundan böyle televizyondan, bize gösterilen görüntülerden( kimi televizyon gazetecilerinden) kuşkulanmayı öğrenmemiz gerekiyor!"
Evet, Minoli, bu açıklamayı yaparken, o sırada bıyık altından gülen "Sansovino", sahiden de yargıç falan değildi.. Program boyunca ekrana gelen siyah-beyaz eski belgeler de figüran kullanılarak stüdyoda çekilmişti.. Ve daha pek çok şey sahteydi.. Minoli'nin son dakika yaptığı veciz konuşma dışında!
***
Bu malum "ders" programından tam bir ay önce ise, dünya televizyonları, Romanya'nın Timoşara kentinde, bir başka "sanal" haberin tuzağına düşmüş ya da tuzak kurmuştu!
Bu habere göre, Çavuşesku Romanyası'nda bir toplu mezar ortaya çıkırılmıştı.. Ceset sayısı da 4000'di! Timoşara'da, beyaz kefenlerin üzerine yanyana dizilmiş cesetler, "Sosyalist" Çavuşesku yönetiminin kurşuna dizdiği muhaliflerdi..
Ama bu "olay"da, "pazar", ekranlardaki görüntü ve kelimelerin üstünden daha 20 gün geçmeden kuruldu..
Evet, kimi aklıevvel televizyon yönetici ve muhabirlerinin planladığı "toplu mezarlık", tamamen sahte ve yutturmacaydı ..
Çavuşeskuların, yönetimden alınıp kurşuna dizilmeleriyle biten Romanya darbesi sırasında elbette cesetler de vardı, akıl almayacak olaylar da yaşanmıştı ama söz konusu kentte, Timoşara'da, toplu mezar falan yok, yoksullar mezarlığından çıkarılıp "doğal stüdyo"ya getirilen çürümüş kemikler vardı sadece.. (Romanya olaylarını ben de izlemiştim.)
Bu "olay" bir reyting harikasıydı, politik entrikaların içine düşen kimi medya baronlarını da açığa çıkardı!
***
Evet.. 1 Ocak 2001 akşamı..
Bu satırların yazarı, ekranın kanşısına kurulmuş kanaldan kanala dolaşırken, tesadüf ki bir "ana haber bülteni"nin ilk saniyesini yakaladı.. Dedi ki kendi kendine "inat et, şu haberleri(!) hiç ayrılmadan sonuna kadar izle!".. Sahiden de izledi.. İlk haber "bir yılbaşı eğlencesiydi"..
Ve ikinci haberden itibaren..
Sadece büyük otel ve barların; ve de bu mekanlarda sahne alan medya maydonozu "sahne starları"nın yılbaşı eğlencelerini ve yeni yılın ilk dakikasına nasıl girdiklerine dair görüntüleri getiriyordu ardı ardına.. Son dakikaya kadar "kural" hiç değişmedi.. Hatırımda kaldığı kadarıyla son dakika haberi de "Arto'nun sahne aldığı gece klübünde ise yeni yıla şöyle girildi.." diye başlıyordu.. Yani sözün özü; 31 Aralık akşamından sabahına kadar, gece klübü ve barlardan başka hiçbir kentte, kasabada, mekanda, yolda, ülkede hiçbir şey yaşanmamıştı söz konusu "ana haber bülteni"ne göre..
Ertesi gün reyting raporlarına baktım: zirvedeydi bu ana haber bülteni!..
Daha ertesi gün, kitaplığımdan, özgün adı, La Tyrannie de la Communication olan Ignacio Ramonet'in, Medyanın Zorbalığı (Çeviren Aykut Derman)kitabını bir hışımla çekip aldım.. Bir kez daha okudum ve içinden gelişigüzel "reyting harikası"haber örneklerini seçtim ve özetleyip size aktardım.. Üstteki satırlarda okunduğu gibi.
Umarım bu yazının da reytingi yüksek olur!
Baba mı, kanun adamı mı?
Satır arasında, dergi sayfaları arasında kalmasına gönlüm razı olmadı; gerçek bir hayat öyküsü daha aktarmak istiyorum size.. Dosta, düşmana ders olması niyetine, güvenliğimizi sağlayanların, iktidarı elinde bulunduranların, polis şeflerimizin, karakol komutanlarımızın okuması dileğiyle..
***
John Cook, emekli olmuş bir FBI ajanıydı.. Meslek yaşamı kendi ifadesiyle "sokakları güvenli hale getirmek mücadelesi"yle geçmişti..
Bir gün, oğlu Andrew'le yaşamını sürdürdüğü Monreo kasabasında, bir cinayet işlendi.. Pardon iki cinayet.. 22 yaşındaki Michele Cartegena ile aynı yaştaki sevgilisi Grant Hendrickson , Juliette Gölü kıyısında AR-15 tipi otomatik tüfekle katledilmiş olarak bulunmuştu..
Aylar süren araştırma ve soruşturmaya rağmen katil ya da katillere ilişkin sağlıklı bir ipucu bulanamıyordu. Bu soruşturmalar sırasında "A-15 tüfeği olması nedeniyle" Andrew Cook da pekçokları gibi ifade vermiş ve olayla ilgisi bulunmadığını söylemişti..
Aradan birkaç ay geçtiğinde polis, bir kez daha Andrew'in ifadesine başvurmak istedi ve bu nedenle meslektaşları, yani babası John Cook'tan yardım istedi..
O gece, Ajan John, oğlunu aradı, bir soruşturmadaymışçasına oğluyla bir şeyle bilip bilmediği üzerine sohbet etmeye başladı.. John Cook mesleğinin ustalığını burada da göstermişti..
Evet, oğlu Andrew, o telefon konuşmasında, babasına "ateş edenin kendisi" olduğunu söylemişti..
Dondu kaldı John Cook.. Başını önüne eğdi, sahaba kadar düşündü..
Ertesi gün... Şerifin bürosundaydı.. "İhbara" gelmişti.. Oğlunun telefondaki itirafını anlattı şerife.. Sonra hakime, daha sonra da jüriye..
Herşeyin sonunda, Andrew, elektrikli sandalyeye mahkum olmuştu.. Birkaç zaman sonra da idam edilecekti.. Cezaevindeki oğluyla bir telefon konuşması daha yaptı..
"Andy özür dilerim. Fakat bunu yapmak zorundaydım" diyordu..
Babalık içgüdülerinin, kanun adamı olarak yüreğine koyduğu ilkeler karşısında mağlup olduğunu biliyordu.
Kendince bir umuda kapıldı..
Ah, keşke, keşke idam edilmese! Ömür boyu hapse razıydı..
(Bu öykünün ayrıntılıranı bu haftaki Aktüel'de okuyabilirsiniz..}