Son günlerde okurlarımdan aldığım mesajlar, üzerinde sıkça durduğumuz bu öğüdün tekrar yayınlaması yönünde.
Bu isteği yerine getiriyor ve yıllar sonra metni tekrar yayınlıyorum.
Dikkat edilirse Şeyh Edebali, 13. yüzyıl Anadolu'sundan, zaman ve mekan kavramlarını aşan evrensel bir yönetim dersi veriyor.
Bu öğütler CHP Genel Başkanlık makamı gibi, Cumhurbaşkanlığı Köşkü'ne ve Başbakanlık binasına da yakışır.
Hatta Beyaz Saray'a, Kremlin'e, Elysee'ye, Birleşmiş Milletler'e, Unesco'ya asılması yerinde olur.
Çünkü bu büyük bilge, iş başına gelen kişinin hiç unutmaması gereken ilkeleri sıralamakla kalmıyor; aynı zamanda 13'ncü yüzyıl Anadolu'sunun "insanı her türlü değerin ölçüsü" haline getiren muazzam anlayışını özetliyor: "insanı yaşat ki devlet yaşasın!" diyor.
Bu öğüdün de içinde yer aldığı Şeyh Edebali, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, Ahi Evran, Mevlana Celaleddin-i Rumi çizgisi bizim rönesans aydınlığımızdır.
700 yıl önce ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımlarını reddeden, insana sadece insan olduğu için değer veren bir felsefe "Bu kıldığın namaz değil- Bir tek gönül yıktın ise" dizelerindeki yüceliğe erişebilmiştir.
Şeyh Edebali'nin öğüdünü bir kez daha ve bizi yönetenlerin kulak vermesi dileğiyle yayınlamaktan onur duyuyorum.
Ey oğul!
Beysin... Bundan sonra öfke bize, uysallık sana.
Gücengenlik bize, gönül almak sana.
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize, adalet sana. Kötü söz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlamak sana.
Ey oğul!
Bundan sonra bilmek bize, bütünlemek sana.
Üşengeçlik bize, uyarmak, gayertlendirmek, şekillendirmek sana.
Ey oğul!
Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz.
Şunu da unutma: İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.
Ey oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı.
Allah yardımcın olsun!...