kapat

06.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
MEHMET ALTAN(maltan@sabah.com.tr )


MHP, uyuşturucu ve mandacılık...

Anlaşılan önümüzdeki on yıl, Türkiye'yi Ankara'nın bir "iç sömürgesi" olarak tutmak isteyenler ile çağdaş dünyanın bir parçası haline getirerek zenginleşip, özgürleşmesini garanti altına almak isteyenler arasındaki çekişmeye sahne olacak.

Avrupa Birliği tam üyeliğinin Türkiye için gerçekten "sağlıklı yaşamanın" toplumsal reçetesi olduğuna inananlar ile, halkın Ankara'daki padişahlık dönemini aratmayan keyfiliğin tutsağı olarak kalması için direnenlerin mücadelesini izleyeceğiz.

Bugünlerde Avrupa Birliği karşıtlarının bir "ara rejim" senaryosunu hayata geçirmek istediklerine hepimizi inandıracak önemli bir tırmanışı izlemekteyiz. Bir yandan da, Avrupa Birliği'ni "tutsaklık", bugünkü Ankara zihniyetini de "kurtuluş" olarak sunan ve varılan noktadaki bilançoyu görmezden gelen pişkinler korosunun volümünün yükseltilmek istendiğini görüyoruz.

Halbuki, IMF olmadan enflasyon oranını bile düşüremeyen bir yönetim anlayışı ile karşı karşıyayız.

FARK YEMEK
Ankara zihniyeti, hazmedilmesi en zor mağlubiyeti, "ezeli rakibimiz" olarak sunulan Yunanistan'ın başarıları karşısında alıyor.

Yunanistan'ın Avrupa Birliği üyeliğini bizden çok önce kazanması aslında Türkiye'nin yönetim sefaletini göstermeye yeter. Yunanistan'ın, Avrupa Birliği'nin en somut başarı simgesi olan Avrupa Para Birimi Euro'ya dahil olması ise aramızdaki farkın açıldığını ortaya koyuyor.

Bu, Yunanistan ekonomisinin inanılmaz bir sağlık performansını yakaladığını da belgeliyor. Önceki gün SABAH Gazetesi'ndeki haberde şöyle bir bölüm vardı:

"Diğer AB ülkelerine oranla ulusal ekonomisi daha 'hassas' olan Yunanistan, son iki yıl içinde yaptığı ekonomik reformlar sayesinde, enflasyon oranını yüzde 3'lere indirdi. Ayrıca devlet açıklarını görkemli bir biçimde kapatan Yunanistan, Euro cephesine girmeye hak kazandı."

Enflasyonun yüzde 39'a inmesini büyük başarı olarak algılayan Türkiye nerde, yıllık enflasyonunu yüzde 3'e indiren Yunanistan nerde?

Yunanistan bu başarı zıplamasını hiç şüphesiz Avrupa Birliği üyeliğini toplumsal bir proje olarak kabul etmesine borçlu.

Ankara ise, halkının doğru dürüst bir yaşam sürmesini sağlayacak olan Avrupa Birliği üyeliği sürecini hızlandıracak yerde, "bölünürüz" türü hamaset salçalı korku senaryoları ile bu son tarihsel imkanı da engellemek peşinde.

İç savaşdan geçen Yunanistan korkmuyor ama biz korkuyoruz.

MİLLET DÜŞMANLIĞI
Avrupa karşıtlarının "demogoji" ve "safsatalarındaki" üslup, hepimize bıkkınlık verecek kadar eski.

"Bölünmek", "Sevr" ya da "Mandacılık", bu tatsız tuzsuz, köhnemiş menünün iç bayıltan çeşitleri.

Yeni yıla girerken, aynı teraneye, iktidarın iri ortağı MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Bülent Yahnici'nin, "Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, parti liderleri, milletvekilleri, basın organları, bürokratlar, yargı organları ve Türkiye'deki yabancı misyon temsilcilerine Türkçe ve İngilizce olarak gönderdiği" bildirisinde de rastladık.

Genel kanaat, MHP Genel Başkanı'nın esas düşündüklerini yardımcısına söylettiği yolundaydı.

Bildiri, "yöneticileri şaşkın, aydınları zaafta" olmakla suçlamaktaydı. Yahnici, Avrupa Birliği'nin, Türkiye'nin demokratikleşmesi, insan haklarına saygı göstermesi, piyasa ekonomisi uygulaması yolundaki isteklerine, "bizi bölecekler, Sevr istiyorlar" ve "buna direnmeyen mandacıdır" gibi bir temel mantıkla karşı çıkıyordu.

ASKERE MEKTUP MU?
İktidar ortağı MHP'nin ikinci adamının, "devlete" AB karşıtı bir mektup göndermesindeki komik tutarsızlığı Kürşat Bumin şöyle yorumladı:

"... sanırsınız ki, mektubun sahibi olan MHP kenarda köşede kalmış, devletle uzaktan yakından hiçbir ilişkisi bulunmayan bir partidir.

Sanırsınız ki, üç başbakan yardımcısından biri CHP'den, TBMM Başkanı HADEP'tendir... Milli Savunma'dan Ulaştırma'ya elinde onca bakanlık bulunan koalisyon ortağı bir partinin devletin üst makamlarına 'şikayet mektubu' göndermesi görülmüş şey mi?

.... Öyle anlaşılıyor ki, mektubun gerçek adresi ne Cumhurbaşkanlığı, ne de Başbakanlık ve TBMM Başkanlığı'dır. Gerçek adres 'devletin üst makamlarından' geriye kalan Genelkurmay Başkanlığı'dır.

....AB üyeliğine ilişkin olarak Genelkurmay'ın açıkladığı görüşlere MHP'nin de aynen katıldığının bir kez daha vurgulanması için bir vesiledir."

UYUŞTURUCU VE MANDA
Beni şaşırtan ise, 12 Haziran 2000 tarihli Radikal Gazetesi'nde Neşe Düzel'e "Eroine polis yol verir", "uyuşturucu paylaşım savaşı Emniyet ve MİT'i böldü" diyen MHP Genel Başkan Yardımcısı ile evrensel hukuk kurallarının buralarda da uygulanması talep eden Avrupa Birliği'ni savunanları "mandacılıkla" suçlayan Yahnici'nin aynı kişi olmasıydı.

Yahnici, Türkiye'nin nasıl bir iç sömürgeye dönüştürüldüğünü şu cümleler ile anlatmaktaydı:

"TIR'lar yürür, önde polis arabaları gider, arkada bilmem neler eskort yapar, yüz milyar dolarlık uyuşturucu 25 senedir böyle geçer."

"Ülkede büyük dükkanlar kuruldu. Gazinoda aynı masada emniyet müdürü, işadamı, siyasetçi, yargı mensubu oluyordu."

"Susurluk aysbergin sadece beş yüzde biri. Geri kalan beş yüzde dört yüz doksan dokuzun ortaya çıkması ise asla mümkün değil."

"MİT ortadan ikiye bölünmüş. Başka şeyler de bölünmüş. Çok net söylüyorum. Türkiye'de, Yüksekova Marsilya yolunda yüz milyar dolarlık uyuşturucu payı vardır ve üleşilir."

Yahnici'nin son mektubunu okuyunca insanın aklına bazı sorular geliyor.

Birincisi, Avrupa Birliği konusunda "devlete" mektup yazacak kadar hassas olan Yahnici, neden "polis arabalarının" eskortluğunda kaçırılan uyuşturucu konusunda hassas değil. Neden uyuşturucu ve Susurluk için değil de AB için mektup yazıyor?

AB'ye girersek uyuşturucu kaçakçılığı ve devlet içinde öbeklenmiş Susurluk türü çetelerin artacağından mı endişe ediyor?

Yoksa hiçbir AB ülkesinde böyle rezaletler olmadığını düşünerek, AB'ye üye olması halinde Türkiye'de de kaçakçılığın ve çeteciliğin biteceğinden mi korkuyor?

MHP'nin ve Yahnici'nin gerçek korkuları ne?

ASIL SORUN
Yahnici'nin de belirttiği gibi yüz milyarlık uyuşturucu ticaretinden pay alanların "ülkenin ve devletin yüksek menfaatlerinden" dem vurarak, Avrupa Birliği'nin ülkemize getireceği saydamlıktan nefret etmeleri normaldir.

Çünkü o saydam şartlar Türkiye'ye yerleştiği andan itibaren, Türk halkının Susurlukçulardan ve uyuşturucu kaçakçılarından kurtulması mümkün olacak.

Susurlukçuların mantığına göre, bu gelişmeyi istemek, tabii ki "mandacılıktır". Onlar bu sözcüğü, "uyuşturucu ticareti"nin milliyetçilik paravanının arkasından sırıttığını durumları kamufle etmek için kullanıyorlar çünkü...

Uyuşturucu kaçakçılığından ve devlet içinde odaklanmış çetelerden değil de AB'den ve saydamlıktan korkan "milliyetçiler" ile de bu ülke ancak bu kadar kalkınıyor işte.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır