
Yalan dünya
Denetim kabiliyetine sahip olmayan bir toplumu, sorumsuz rekabetin hangi cehenneme soktuğunu biliyoruz artık..
"Televole kültürü"nün yarattığı ağır tahribata dikkatleri çekmek ve bu gidişi kontrol edemediğimiz takdirde karşı karşıya kalacağımız felâketlere karşı herkesi uyarmak istiyoruz.
Yılbaşı gecesi Taksim'deki otelin camını çerçevesini indiren taşlama nasıl başladı?
İçerde eğlenen insanlar.. Yeni yıla farklı bir giriş için Taksim meydanına toplanmış kalabalık.. Soğuktaki adamlardan biri ile içerde eğlenenlerden birinin göz teması..
Nefret yüklü bir ses:
"Bizi bu duruma sizler getirdiniz!"
Ve şiddet..
Bir çığlık, bir çığ yaratabilir.
Akıl, çığlık atandan önce o çığı biriktiren sebeplerin üstüne yürümeyi emrediyor.
Elbette gelir bölüşümü adaletsizliği önemli sebeptir. Buna çare olacak acı ilâçları, riskli ameliyatları hükümet uyguluyor.
Ama medya, en başta da televizyonlar bu zor geçidin yüklediği sorumluluğun bilinci içinde hareket ediyor mu?
Yayıncılık cinneti
MİT'in başındaki adam bile "Genç olsaydım bu televoleleri izledikten sonra ben de komünist olurdum" dedi.
Magazin her ülkede var. Bu haberler, zor ulaşılır bir azınlığın yaşadığı masal dünyasına halkın duyduğu merakı tatmin eder.
Televizyonlarımız bu programların "seçkinler"ini kendileri belirledi. Televole rekabetinin zorladığı "mizansen haber"ler de, şöhret olmak için verilen her role razı, güzel görüntülü, genç fakat kişiliksiz yapma bebeklerden oluşmuş bir "yalan dünya" yarattı.
Bu dünya, günü birlik beraberlikleri "aşk" diye yüceltti, zevk ve eğlence düşkünlüğünü, haramzade gibi para harcamayı, cinsel sapmaları, şiddeti, çağdaş yaşamın yeni değerleri gibi topluma sunmaya başladı.
Cinselliği, yozlaşmayı ve şiddeti ticaret haline getiren yayıncılık cinnettir.
Bilemediniz en çok bin kişinin sefih yaşamını sermaye yapan sorumsuzluk, sanki İstanbul'un yarısı böyle yaşıyor izlenimi veremez.
Bu, ahlâki değerlerinin kaybolduğundan korkan ve soyulma duygusu ile köpüren yığınları tetiklemektir.
Zehirleyen eğitim
Şiddete ve cinselliğe tapan bir toplumun, kendisini de yok edeceğini medya artık görmek zorunda değil mi?
Medyanın, televizyonların görevi, halkın öğrenme, düşünme, eğlenme ihtiyacını cevaplamaktır. Rekabeti, uçuruma gittiği belli olan televole yolundan bu sorumlu ve yararlı yola taşımakta daha fazla gecikmemeliyiz.
Çocuklarımızı zehirleyen bu "eğitim" hiç bir düşmanın yapamayacağı kötülüğü yapıyor.
Kültürü oluşturan üç kurum aile, okul ve dindir. Televizyon çağımızda neredeyse hepsinin yerini aldı.
"Seyretmek istemeyen kapatsın" diyemeyiz.
Benzemek istediğimiz toplumlar kendilerini ve çocuklarını bu kafayla koruyamadıklarını gördüler ve tedbir aldılar.
Sivil toplum, medya kuruluşları ve meclis bu sorunu gecikmeden masaya yatırmalıdır.
Gecikmiş pişmanlıkların, lânet ve sövgülerin hiç bir yararı olmaz çünkü!