Televole-magazin farkı
TV'yi açıp sahte bir dünyanın içine dalıyoruz. Televole dünyası topu topu bin kişinin çevresinde dönüyor
Dar anlamıyla "televole" elbette bir magazin türü. Geniş anlamıyla da popüler kültürün bir parçası. Ancak 'televole tipi haber'in ve 'televole kültürü'nün bazı bariz farkları var:
1- Haberler ayarlanmış Eskiden tek tük olan "ayarlanmış" haberlerin sayısında korkunç bir artış oldu. Medya olayı "yansıtır" olmaktan çıktı, olayı "yaratır" hale geldi. "Sen çığlıklar atarak suya düş ama bu arada bikininin üstü de çıkmış olsun."
2- İlişkiler Gelip geçici Televole kültürüne dahil olabilmek için flört-aşk ilişkisinin belirsiz, yüzeysel, gelip geçici olması gerekiyor. Ciddi bir aşk da üç gün sürebilir ve tadı ömür boyu gönülde kalabilir... Burada önemli olan şu: Televole aşkında iki tarafta da ilişkinin aşk olmadığını, sadece kameralar önünde gözükebilmek için yaşandığını bilir. Bu dile de yansır. Örneğin "aşk yaşamıştı" demek, "bir iki gün birlikte olmuşlardı" anlamına gelir.
3- Medya müdahalesi "Medya özel yaşama müdahale etmeli mi" tartışmasının ne kadar yanlış olduğunu televoleler sayesinde gördük. Meğer tam tersiymiş! Birçok kişi özel yaşamını açmaya, mahrem ilişkilerini kamuya sunmaya dünden hazırmış.
4- Kavga istiyorum! Ciddi ya da sudan olması hiç farketmez; televole insanların kavga etmesini, birbiri hakkında ileri geri konuşmasını ister. Susarlarsa teşvik eder, olmadı kavga çıkması için arabuluculuk eder.
5- Eşcinseller dükalığı Televole tipi eğlencenin motoru, bol bol müstehcen espriler yapan eşcinsel şarkıcılardır. Küfür kızdırmaz, güldürür. Alkol gizli eşcinselliği ortaya çıkarır.
MHP lideri Devlet Bahçeli ve MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun gibi sözünü tartarak konuşan bir siyasetçi ile bir bürokrat, "televoleleri" eleştirince işin rengi değişmişti. Belli ki RTÜK'e "bu ne rezalet" diye telefon yağdıran sıradan vatandaşların şikayetleri, devletin tepelerinde de dile getiriliyordu. Olay "Televole" adlı TV programının çok ötesine geçmişti. Artık bir 'televole kültürü'nden ya da 'televoleleşmek'ten söz edilebilirdi. Ekran başına geçenler hemen her gece benzeri manzaralarla karşılaşıyordu:
Eşcinsel bir şarkıcının sözlerini müstehcenliğe doğru kaydırarak okuduğu "in" parçaların eşliğinde masaların üstünde göbek atan çıtır kızlar ve paketine 100 dolar ödedikleri peçeteleri onlara doğru savuran saçları jöleli, gömlekleri janjanlı genç erkekler...
LOLİTAYA TEKSTİLCİ SEVGİLİ
Patlayan flaşlardan, göz alan kamera ışıklarından kah bir suçlu gibi kaçıp, kah caka satarak uzaklaşıp, Range Rover marka jipe binip uzaklaşan çakırkeyif çiftler...
İlle de Akmerkez'den yapılan alışverişlerle limiti dolan kredi kartının ekstreleri tekstilci ya da inşaatçı sevgililerce ödeneceği her hallerinden belli olan lolita mankenler...
Küçük bir Anadolu kentinden bakıldığında... Hatta o kadar uzağa gitmeyelim, İstanbul'un varoşlarında yaşayan bir kişi için kentin vurdumduymaz, sorunsuz ve sorumsuz, züppe zenginleri işte böyle eğleniyordu. Medya da ülkenin onca sorununu bir kenara itmiş; muhabirleriyle, kamerasıyla, haber otosuyla bu kitlenin peşine düşmüştü.
Olay işte böyle görülüyordu... Peki gerçekten tüm gerçek bu muydu? Elbette ki değil! Televoleleşme sadece günlük ekmeğinin peşinde koşan "Öteki Türkiye"nin değil, kentli-kültürlü burjuvaların da rahatsız olduğu bir gelişmeydi. "İstanbul'da eğlence, eşittir televole" denkleminden hiç mi hiç haz etmiyorlardı. Sadece onlar mı? Şov dünyasında; aktör, aktrist, şarkıcı, müzisyen ya da sunucu olarak yer alan birçok kişi de rahatsızdı "bayağı, zevksiz, yüzeysel" diye tanımladıkları bu yeni kültürden.
Televole gerçekten de yeni bir kültürdü. Evet bu kültürü esas olarak İstanbul'un sayısı ve sınırları çok belli bir kesimi üretiyordu: Etiler-Bebek-Arnavutköy üçgeninde vur patlasın çal oynasın felsefesiyle yaşayan ben diyeyim bin, siz deyin iki bin kişi...
YAŞASIN HERKES SOYUNUYOR
Peki nasıl oluyordu da böylesine küçük bir kesimin yaşantısı için "Televole kültürü Türkiye'yi esir aldı" denilebiliyordu? Çünkü televole, kameraların gösterdiklerinden ibaret değildi. Toplumsal değerlerde, ahlaki ilkelerde ciddi bir erozyonu simgeliyordu:
Deprem oldu: Hadi bir 'earthquake' partisi düzenleyelim... Sokak çocukları hakkında ne diyorsun: Benimki kolejde okuyor!.. Aşkımız: Dün gece seviştik ya!.. Siz arkadaş değil miydiniz: Evet, parasını yiyordum!..
Televole kendisine ait olmayanı da kapsamaya çalışıyor, ötekini hatta karşıtını da televoleleştiriyordu. Örnek mi?
32 entelektüel bir kitap için belden yukarısı çıplak fotoğraf çektirdiğinde televole zihniyeti hemen harekete geçip olaya damgasını vurmuştu: "Enteller soyundu!"
Televole iki şeyin peşindeydi: Seks ve kavga... Bu durumda ideal bir televole kurgusu şöyle oluyordu: Burcu ve Oktay öğle saatlerinde tanıştırılırlar... Aralarında bir elektriklenme olur... Gece aşk yaşamaya başlarlar... Yarın kavga edip ayrılırlar ve olup biteni kameralar karşısında anlatırlar... Bütün bunlar olurken Burcu'nun 'ex'i (eskisi) Erdal ile Oktay'ın 'ex'i Hande arasında bir aşk doğmuştur...
Bu kadar mı? Tabii ki değil... Yazı dizimizde televole kültürünün tüm özelliklerini, onu besleyip büyütenleri, ona tapanları ve ondan nefret edenleri bulacaksınız... Azz sonra!
EMRE AKÖZ
|