Televizyoncuları da meslektaşımız sayıyoruz ama galiba sadece habercileri gazeteci saymak daha doğru olacak...
Çünkü televizyon dünyası, sadece haberlerden oluşmuyor.
Televizyon, ki şimdi çoğu 24 saat yayın yapıyor, haberin dışında da birçok alanda, insanlara servis veriyor.
Kocaman bir dünya televizyon dünyası... Evimizde oturduğumuzda, bize ulaşılması imkansız yerleri, görüntüleri, düşünceleri, müziği, envai çeşit yeteneği, sanatı ve edebiyatı taşıyan bir pencere...
O hale geldi ki, televizyonsuz yaşamak insanlar için artık imkansız...
Bunu herhalde televizyonları yöneten insanlar da biliyorlar...
Programları planlayan, düzenleyen ve seçen televizyon yöneticilerine tam da bu noktada, haddim olmayarak, bir hatırlatmada bulunmak istiyorum.
Ev dışındaki etkinlik alışkanlıklarının ve hobilerin pek yaygın olmadığı toplumlarda, televizyon insanların hayatında daha geniş ve etkili bir yer tutuyor. O halde, televizyonların da bunun bilincinde olmaları gerek...
Hemen somut bir örnek vereyim, ki üzerine daha rahat konuşalım:
Bildiğiniz gibi ben, bayram tatillerinde de, medyanın çalışmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.
Çünkü medyasız bir dünya tasavvur bile edilemez.
Fakat, tatillerde çalışmak zordur diye, özellikle televizyonların da, beş kuruş etmez film ve programlarla toplumun karşısına çıkması, kabul edilemez.
Bayramın birinci günü akşamı, milyonlarca insan evinde, hem yakınlarıyla bayramlaşıyordu hem de televizyonlarda seyredilecek bir şeyler arıyordu, kuşkusuz...
İlle de kültür düzeyi çok yüksek, çok kaliteli, belli bir elit zümrenin lezzet alacağı programlar olmalıdır demiyorum.
Tam tersi, bizim aile yapımıza gelenek, görenek ve kültür düzeyimize uygun olan "orta direk" televizyonunu kast ediyorum.
Lezzetli, orta şekerli, üzerinde birazcık uğraşılmış, birazcık emek verilmiş, eğlendirici ve insanların yüreğinde hoşluk yaratan programların gerekli olduğunu düşünüyorum.
Koca koca kanallarda, Keloğlan türünden filmler yayınlanıyor.
Hem de Prime Time'da...
Hani, bu kanallar daha bir ay önce, çeşitli kuruluşlardan "yayıncılık ödülleri" aldıklarını anons ediyorlardı...
Bu mu ödüllük yayıncılık?..
Keloğlan isimli filmi, yüz milyonuncu kez yayınlanan Hababam Sınıfı gibi yapımları insanlara kakalayabilmek için bir televizyoncunun aklını peynir ekmekle yemiş olması gerekir. İnat ettim, akşam boyuna bütün kanalları dolaştım.
Fakat seyredilecek hiçbir şey bulamadım.
Bu olmaz işte!
Televizyoncuların da toplumsal sorumluluğu var.
Milyonlarca eve girmişsen, o ailelere yayın yapıyorsan ve o yayını yaptığın için de, milyonlarca dolar reklam geliri toplamaya hak kazanmışsan, bunun bir çözümünü düşüneceksin...
Para mı yok?
Denilebilir ki, yeterli para yok!..
Ekonomik sıkıntı var, eskiden olduğu gibi "pahalı yapımlara" yönelemiyoruz.
Olabilir.
Ama bunun da bir çözümü olmalı... Mesela, şimdiye kadar özel kanallardan dünya kadar para kazanmış olan, "star"lara bu ekonomik darlığa paralel olarak, daha ekonomik teklifler götürülebilir.
Şimdiye kadar kazandıklarınıza sayın, tasarruflu davranmak zorundayız, sizden şöyle bir programı, çok cüzzi bir masrafla rica ediyoruz, denilebilir.
Sanat, edebiyat, müzik ve gösteri sanatçıları herhalde bunu anlamayacak kadar gaddar olamazlar.
O halde, bu yönde çaba göstermek, televizyon yönetimlerine düşüyor.
Bunun yerine, Keloğlan'ları, Hababam'ları ve buna benzer köhnemiş yapımları dayamak, seyirciye, vatandaşa ve topluma saygısızlıktır.
Bir yönüyle de televizyonculuk mesleğine vurulmuş gizli bir darbedir.
Hem, cepte tomar tomar para varken, devasa bütçelerle babam da iyi televizyon yapar.
Önemli olan dar bütçelerle, hoş ve şık yayınlar, zekice programlar tasarlayabilmek...
Yaratıcılığı öne çıkarmak...
Doğrusu bu değil mi?
Neden yazdım?
Ben televizyon uzmanı değilim, bu bahiste ahkam kesmeye meraklı olduğumu da sanmayın...
Bir gazeteci sıfatıyla...
Halkın ihtiyaçlarını gözeten bir insan olarak uyarmak istedim, hepsi bu...
Pazar günü, yani yarın yılbaşı...
Milyonlarca insan, hiçbir yere gitmeden, evinde, eğlenmeye, yeni yıla birazcık neşe ve mutlulukla girmeye çalışacak...
Bakalım bizim televizyonlar, neler yapacaklar? Halkı ne kadar eğlendirebilecekler?
Bu yazıyı, işte bunun için yazdım.
Bir nokta daha var:
Vatandaş belki bilmiyor ama bizler, televizyoncuların, ne yüksek maaşlarla, ne kadar afaki gelirlerle çalıştıklarını biliyoruz.
Kıskanmayı bir gün bile düşünmedik.
Ama televizyoncular, toplumdan aldıklarının karşılığını biraz olsun "yaratıcılık ve zeka" olarak geri verirlerse, daha adaletli bir denge yaratılmış olur.
Bekliyoruz.