


Bayramın adı var...
Bu yıl garip şekilde bayramın adı üzerinde tartışma başlatıldı. İnternetteki bol üyeli "e-grouplar" birbirlerinin bayramlarını kutlarken, kimisi Şeker, kimisi Ramazan bayramı deyince kıyamet koptu. Bu gruplara mensup okuyucularımdan ben de çok sayıda el-mek (elektronik mektup) aldım. Tartışmanın boyutları ürkütücü idi. Bu tartışmanın bir kaç gün sonra unutulacağını sanmıyorum. Önümüzdeki yıllarda bayramın adı "Ramazan mı?" yoksa "Şeker mi?" olarak tartışılacağa benziyor.
Gelen el-meklerde dikkat çeken iki yorum vardı. Bazıları "biz Cumhuriyette Şeker Bayramı derdik; Ramazan Bayramı lafı nederen çıktı" diyorlar. Karşıtları da "ondört asırlık Ramazan Bayramı, nereden Şeker Bayramı oluyor" demeğe başladılar.
Bunca maddi ve manevi sıkıntı içindeyken sevinmeye çalıştığımız bayram günlerinde her şeyi bırakıp bayramın ismini tartışmayı anlamsız buluyorum. "Ramazan Bayramı" veya "Şeker Bayramı" denilmekle ne fark eder?
Yaşadığımız sıkıntılara çözüm üretecek bir faydalı ve anlamlı tartışma olduğunu söyleyebilir miyiz?
Türkler islamiyeti kabul ettikten sonra yüzyıllar boyu kutladıkları ulusal bayramlarının örf ve adetlerini aynen devam ettirdiler. İslâm dininin getirdiği Ramazan ve Kurban bayramlarına da gerekli kutsiyeti vermeyi ihmal etmediler. Bir dini vecibe gibi bütün gereklerini yerine getirdiler.
Kur'anda bayramdan söz edilmez. Bayramlar, İslam kutsiyetine bağlı kalan ama toplumsal değerlere göre değişen örf ve adet özellikleriyle kutlanır. Türkler'deki bayram kutlamalarını başka hiçbir İslam ülkesinde bulmak mümkün değildir.
Hazreti Muhammed hicretin 18.inci ayında Medine'de kutlanmakta olan Nevruz ve Mihrican (yani ilkbahar ve sonbahar) bayramlarının kutlanış biçimini İslamiyet'e uygun bulmadı. Müslümanların bu bayramların çekiciliğine kapılacakları endişesini duydu. Bu iki bayram yerine Allah'ın Müslümanları, iki yeni bayramla ödüllendirdiğini müjdeledi.
Her iki bayram da İslam'ın iki farzı ile yakından ilgilidir. Birinci ödüllendirme, orucun farz kılınmasının sonrasıyla ilgiliydi. Ramazan sonuna rast geliyordu ve adına Ramazan Bayramı dendi.
İkinci bayram haç farizasının sonundaki kurban kesilmesiyle ilgiliydi ve adına Kurban Bayramı denildi.
Demek ki, bu yıl 1420. kez Ramazan Bayramı'nı kutladık.
***
Türk Müslümanlığında dini bayramların nasıl kutlanacağı Fatih Kararnamesiyle kurallaştırılmıştı. Değişen koşullara bağlı olarak kutlama örf ve adetleri de gelişme gösterdi. Bazen Ramazan Bayramı'na küçük bayram, Kurban Bayramı'na da büyük bayram denildiği de oldu.
Bayramlarımız Cumhuriyette, "ilahi bayramlar" ve "laik bayramlar" olarak ikiye ayrıldı. Bu sınıflandırmayı Abdülbâki Gölpınarlı yaptı.
Türkiye'de ilk laik bayram, İkinci Meşrutiyet'in ilan edildiği gün olan "Hürriyet Bayramı" idi. Bu bayram, Cumhuriyetin ilanı ile birlikte "Cumhuriyet Bayramı" olarak en önemli laik bayram hüviyeti kazandı.
Ramazan Bayramı'na, "Şeker Bayramı" da denilmesi, Cumhuriyetten öncedir. Meşrutiyet döneminde Ramazan Bayramı yanında Şeker Bayramı da denilirdi. Bu isim, İstanbul'da Ramazan Bayramları'nda şeker ikram edilmesinden ilham alınarak verilmişti. Ayrıca, Hazreti Muhammed'in bayram namazına giderken tatlı şeyler yemesi de Şeker Bayramı isminin yaygın kabulünde etkili olmuştu.
***
Durup dururken bu gereksiz tartışma neden başlatıldı. Neden televizyon kanalları bu gereksizliği tartıştılar?
Bu bayrama, dini olarak "Ramazan Bayramı" denir; ama örfi olarak "Şeker Bayramı" denilmesinin hiçbir yanlışlığı yoktur.
Hem dini kurallara, hem örfi kabullere uygun olarak daima hatırda tutulacak bir gerçek vardır: Bu bayramın amacı, bir ay nefsiyle mücadele eden Müslümanların, ulaştıkları sonucu kutlamalarıdır. Bu kutlama, bir şükür günüdür, bir şükran ifadesidir. Yoksa bir avuç şeker yemek değil...
Dinimizin Ramazan Bayramını, örfümüzün Şeker Bayramını bu şükran ile kutluyoruz. Asıl önemli olan içimize sinen bir şükür günü yaşamaktır.