kapat

30.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
MEHMET ALTAN(maltan@sabah.com.tr )


Kadınlar kaç günde bir yıkanır?

Geçen haftaki yazımı, kendi deyişiyle "şirin, mistik, mitik ve soğuk" Prag'dan kutlayan okurumun e-mail'ini okurken, bu yılın son bir kaç gününde bu kente ve Çekler'e ilgimin böylesine artacağını aklımdan dahi geçirmiyordum.

1918 Ekim'inde kurulan Çekoslavakya, 1989 yılında "kadife bir devrimle", Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak sessiz sedasız ikiye ayrılmıştı. Çek Devlet Başkanı Vaclav Havel, "insanların sınırlardan daha önemli olduğunu" söyleyen ilk Cumhurbaşkanı olarak hafızama kazınmıştı. On milyon nüfuslu, Türkiye'nin onda bir yüzölçümüne sahip, kişi başına geliri neredeyse bizimkini ikiye katlayacak olan bu ülkenin güzelliğinin ve ekonomik zorluklarının farkındaydım ama doğrusu öyle özel bir ilgi duyduğum da söylenemezdi.

Ancak birkaç gün önce, tam da ikibin yılını kapatırken "gerçek bir habercilik" anlayışından taviz vermemek için inanılmaz bir mücadele sergileyen Çek halkına olan sempatim daha da arttı. Bizde de geçen yıl, Cumhuriyet tarihinin en vahim skandallarından biri olan "Andıç rezaleti" ortaya çıkmış, ihtirası aklından fazla olan bir iki emekli generalin medyaya nasıl bir komplo kurdukları resmen açıklanmış ama çıt çıkmamıştı. Buna alet olanlar utanıp sıkılmadan ortada dolaşmaktaydılar. Askeri ve sivil savcılar tavana bakmaya, siyasetçiler ise aldırmamaya devam ediyordu.

HALKIN DİRENİŞİ
Çek Hükümeti, Ulusal Çek Televizyonu Genel Yayın Müdürlüğü'ne Giri Hodac'ı atadı. Hodac, muhalefetteki "Yurttaş Demokratlar Partisi"ne çok yakındı ve bu partinin propagandasını yapacağını açıkca ilan etmişti. Televizyonun yirmi muhabiri, "habere siyaset karışacak" endişesiyle bu atamaya karşı çıktı. Yeni genel müdür ise onları işten kovdu. Bunun üzerine haberciler kendilerini haber yayın odasına kilitleyerek korsan yayın yapmaya başladılar.

Seslerini tüm Çek Cumhuriyeti duydu. Binlerce imza toplandı. Büyük kalabalıklar onların işgal ettiği televizyon binasının önünde gecelemeye başladı. Polis genel müdürün, gazetecileri binadan çıkarma isteğini reddetti. Kabine ikiye çatladı. Kültür Bakanı güç kullanımına karşı çıktı. Çevre Bakanı, "gazeteciliğin evrensel kriterlerinden siyaset için taviz verilmemesini isteyen" gerçek gazetecilere destek verenlerle birlikte yürüdü.

Daha önemlisi Devlet Başkanı Vaclav Havel, durumun "yasalara uygun, ancak gazeteciliğin anlamına aykırı olduğunu" söyledi. Gazetecilik adına isyan edenlerden yana çıktı.

Doğrusu medyanın içinde gerçek gazetecilik yapmayı engelleyen kirli elleri çok uzun zamandır izleyen biri olarak Çek halkına imrendim. Gönlüm Prag'da kaldı.

Şimdilik ekranlar sorun çözülünceye kadar karardı. Dileğim gerçek gazeteciliğin kazanması. Tarafsız ve özgür bir yayıncılık için direnen halkın bu işten zaferle çıkması.

DUY SESİMİZİ
Bizim milli maçlarda amigolar "Avrupa, Avrupa Duy Sesimizi" diye tempo tutarlar... Kendi kendimle bir oyuna daldım. Çek Devlet Televizyonu önünde tarafsız habercilik için geceleyen binlerin "Türkiye, Türkiye Duy Sesimizi" diye bağırdığını hayal ettim...

Acaba duyar mıydık?
Duyulması için, toplumun kadınlarına ihtiyacı vardı. Kadınlar hem nüfusun yarısıydılar, hem de ana olarak diğer yarı üzerinde kimsenin olmadığı kadar etkili olmaya muktedirler... Ne var ki, Efes Pilsen'in Taylor Nelson Sofres Piar Şirketi'ne yaptırdığı "Türk kadınının kimliği" araştırması umudumu yıktı. Daha çok uzun zaman bizim Çek halkı gibi olamayacağımız yolundaki endişemi pekiştirdi.

Haberi sürmanşetten veren Yeni Binyıl Gazetesi, "kadınlarımızın hiç spor yapmadığını, internete girmediğini, kitap okumadığını ve sinemaya gitmediğini" araştırmanın özeti olarak spotlamıştı.

Detaylar daha da vahimdi her gün banyo yapma alışkanlığı dörtte bir bile değildi. Üstelik hergün duş alan yüzde yirmi üç, kışın bu alışkanlıktan vazgeçiveriyordu. Geçmeyenler ise sadece yüzde 4.6 idi. Kısacası yaz kış demeden her gün yıkananların sayısı tüm kadınların yüzde beşine bile ulaşmıyordu.

Kadınların yüzde sekseninin yüzme bilmediğini, yüzde 65'inin ise denize hiç girmediğini okuyunca biraz daha fena oldum. Aşk ve Güzellik Tanrıçası, Tanrıların Tanrısı Zeus'ün kızı Afrodit "denizin köpüklerinden" doğmuştu. Köpüklerden doğan Güzel Afrodit'in bizim ülkemizdeki kızları ise sudan uzak duruyorlardı.

GÖZÜ ÇIKSIN
65 milyonluk Türkiye'nin okuduğu tüm gazetelerin toplam tirajı yıllardar dört milyonu bir türlü geçemiyorsa, devlet olanaklarını yem olarak kullanan politikanın müdahalesiyle gazetecilik gerçekleri saklayan ve evrensel ilkelerin ırzına geçen bir tecavüzcü durumuna düşüyorsa ve buna itiraz sesleri Prag'dakine benzer bir şekilde yükselmiyorsa, bunda öncelikle, kadınları olmaları gereken noktaya getiremeyen şartların günahı var.

Tabii ki, Yeni Binyıl'ın "Kadınları Böyle Bilmezdik" diye şakaya aldığı kadınlarımızın çok büyük bir kısmı halâ köylerde yaşıyor.

Türkiye halâ "köylü bir ananın" çocuğu.

Türkiye'nin Cumhuriyet tarihi boyunca hangi noktaya geldiğini belki de en çarpıcı şekilde "kadın araştırmasının" sonuçları vurguluyor. Türkiye büyük kentlerden anlaşılmıyor...

MUTLU YILLAR
Avrupa Birliği tam üyeliğine karşı Ankara ayak diriyor. Türkiye şu veya bu şekilde çağdaş dünyanın bir parçası olacak ama geciktikçe ödeyeceği maliyet artacak.

Anlaşılan yönetimler, düzenli yıkanmayan, okumayan, dünya ile ilgilenmeyen, sinemaya gitmeyen, denizi bilmeyen çaresiz kadınlarımıza güveniyor.

O kadınların yetiştirdiği erkeklerin, Çek Cumhuriyeti'ndeki gibi basın özgürlüğü için sokaklara dökülmeyeceğini, demokratik hakları kullanmada hiç bir zaman titiz olmayacağını, hattâ "Andıç Skandalı" gibi inanılmaz bir hukuk ihlali karşısında bile sessiz kalacağını hesaplıyor.

Kadın gibi mükemmel bir cinsin Türkiye'de ilelebed geri kalacağı inancı üzerine böyle bir hain hesap kurmaylığı ne kadar ayakta kalır bilinmez... Ben yeni çağda, köpüklerin yarattığı aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit ile gerçek bir gazeteciliğin peşinde yollara dökülen Çek halkının bilincine sahip bir halkın bizim topraklarımızda belireceğine iman etmeyi sürdürüyorum.

En zulümlü ve karanlık gece bile güneşi hayal etmeye engel değil çünkü.

Tüm okurların geçmiş bayramını kutluyor; sağlıklı, başarılı, mutlu ve huzurlu yeni bir yıl diliyorum. Umarım gelecek olan yıl, gideni aratmaz.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır