kapat

30.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Yaşanmış mı?..

Acelesi olduğunu onu görür görmez anlamıştım. Sağanak halinde yağan yağmura aldırış etmiyor, ezilmiş haline rağmen sağa sola koşuyordu. Yanına sokularak "Hayrola teyzeciğim" dedim. "Bir derdiniz mi var?" Sıcak bir tebessümle; "Buraların yabancısıyım evladım. Hastane tarafına gidecek bir araba arıyorum" dedi..

"Biraz beklersen aynı dolmuşa binebiliriz" dedim. "Oraya geldiğimizde size haber veririm".. Teşekkür ederek yanıma yaklaştı ve küçük bir çocuk gibi şemsiyenin altına girdi. Nurlu yüzü yağmur damlacıklarıyla ıslanmış ve yanakları pembe pembe olmuştu.

"Torunlarımdan biri menenjit geçirdi" diye devam etti. "Ziyaret saati bitmeden uğramak istemiştim".. "20 dakikanız var" dedim. "Hastane yakın ama bu havada araba pek bulunmuyor.."

Durağa herkesten önce geldiğimiz için dolmuşa rahatça bineceğimizi sanıyordum. Ancak araba yanaştığında arkamızda duran 4-5 kişinin bir anda hücum ettiğini gördüm. İçeriye doluşan ve arkadaş oldukları her hallerinden belli olan adamlara; "Önce biz gelmiştik. Sırayı bozmaya hakkınız var mı?" dedim.

Ön koltukta oturanı "Hak istiyorsan, Hakkari'ye gideceksin arkadaşım" dedi. "Hem oradaki haklardan kdv de alınmıyormuş.."

Bu laf üzerinede attıkları kahkahadan bindikleri araba sallanmış sinirlerim allak bullak olmuştu. Sakinleşmeye çalışarak "Ben biraz daha bekleyebilirim" dedim. "Ama şu ihtiyar teyzenin hastaneye yetişmesi gerekiyor"..

Bu defa şoför lafa karışarak "Teyzenin arabaya falan ihtiyacı yok be kardeşim" dedi. "Okuyup üfledi mi hastaneye uçuverir..". Tekrar kopan kahkahalarla birlikte araba uzaklaşıp gitti. Yaşlı teyze baktım tevekkülle susuyordu.

5-10 dakika sonra gelen bir başka dolmuşa onunla beraber bindim ve şoföre teyzeyi hastanede indirmesini söyledim. Yaşlı kadın, yapacağı ziyaretten ümitsiz görünmesine rağmen şikayet etmiyordu. Üstelik trafik yarı yolda tıkanıp kalmıştı. Şoför "Yolun bu durumu hayra alamet değil. Sebebini anlaşam iyi olacak".. Arabayı çalışır vaziyette bırakıp ileri doğru yürüdü ve biraz sonra döndüğünde, "Kısmete bak yahu" dedi. "Bizden önce kalkan dolmuşa kamyon çarpmış".. Heyecanla "Birşey olmuş mu?.. Yani yaralı falan var mı?" diye sordum.

"Dolmuşta bulunanları, teyzenin gideceği hastaneye kaldırmışlar"..

Göz ucuyla yaşlı kadına baktım. Solgun dudaklarıyla birşeyler mırıldanıyor ve sanki onlar için dua ediyordu.. Şoför koltuğa yavaşca otururken "Kısmet işte" diye tekrarlayıp duruyordu. "Sen kalk koca bir kamyonla çarpış. Hem de Türkiye'nin öbür ucundan gelen Hakkari plakalı bir kamyonla.."

***

Gerçek mi, yoksa bir minik öykü mü bilmem.. Eda'nın mektubundan çıkmıştı.. Teşekkürlerimle..

Hediye almanın da raconu vardır!..
20 yıl sonra eve yeniden Yılbaşı ağacı kurdum.. Yaseminler yılbaşını Viyana'da geçirecekler.. Tebrike erken geldiler.. Ağacın altında bir kocaman paket var.. Üzerinde İrem yazıyor..

İrem koştu.. Yakaladı.. Açtı.. İçinden aklınıza gelen her renk pastel boyalar ve devasa kağıtlı resim defterleri çıktı..

İrem kağıdı ve boyaları hemen yere yaydı.. "Hıncal'a resim yapacağım" dedi.. "Ne yapacaksın" dedi, annesi... "Sürpriz" dedi İrem.. Ve sürpriz resmi yaptı.. Yemyeşil bir futbol sahası.. Üzerinde masmavi bir gök.. Ve gök yüzünün yarısını kaplamış, kocaman bir sarı kırmızılı bayrak, nerdeyse dünyaya tepeden bakıyor.. Aşağıda öbür kulüplerin de bayrakları var.. Minik minik..

Kız resim yapmıyor, mesaj veriyor..

Resme müthiş meraklı İrem.. Bu merakı tahrik etmek gerek diye, ona resim malzemesi aldım.. Paketi hemen yanımda açtı.. Hemen yanımda kullandı ve benim çok hoşuma gideceğini tahmin ettiği bir resim yapıp, yeni boya ve resim kağıtlarının ilk resmini bana hediye etti, ona hiç kimse hiçbirşey söylemediği halde..

İrem hediye almanın raconunu biliyordu, 5 yaşında olmasına rağmen..

Babası nasıl fanatik Fenerlidir, Can.. Onları salon kapısından uğurlarken, Can'la İrem önden çıktılar. Biz Yasemin'le birşey konuşuyorduk.. Yürüdüm.. İrem dış kapıdan çıkarken babasına şöyle fısıldıyordu:

"Üzülme baba, sana da yaparım.."

Bugünün çocukları gerçekten harika..

***

Hediye verme güzel şeydir.. Hediye alma da.. Can Kıraç'ın bir yazısını okumuştum.. Türkiye'nin en çok şeye sahip insanlarından biri.. İsteyip de alamayacağı şey yok sanırsınız, işte onlardan.. "En sevdiğim şey hediye almaktır" diye yazıyordu.. Benim de öyle.. Bu yüzden yılbaşlarında gelen hediyelere kızan(!), "Bunun yerine bir ağaç dikseydiniz" edebiyatı yapanlardan değilim.. Bana gelen hediyeleri yılın ilk günü büyük bir keyifle açıyorum.. Bana özel olanları ayırıyorum.. Geri kalanları çevremdeki sevdiklerime dağıtıyorum.. Katmerli hediye oluyor.. Çok da iyi oluyor.. Hediye almanın raconu önemli gerçekten..

Biz bu raconu pek bilmeyiz.. Hediyeyi getirenin yanında açmaya utanırız mesela.. Oysa hediyenin en güzel anıdır o.. Hediye verenin, alanın gözündeki ışıltıyı okuması.. Bu ışıltı hediyenin fiatı değil, anlamı ile yakından ilgilidir, sanılanın aksine.. Bana Çorum'dan yollanan yarım kilo leblebiyi arkadaşlarıma nasıl gururla ve keyifle "Okuyucum göndermiş" diye ikram ettiğimi yakınlarım bilirler..

Biz bu anı yaşatmayız nedense bize hediye getirenlere.. Bir şeye daha dikkat etmeyiz.. Gelen hediyeyi, getirene jeste dönüştürmek..

Diyelim size bir giyim eşyası aldılar.. Getirenle ilk karşılaşacağınız gün, onun getirdiğini giymeye özen göstereceksiniz.. Hoşunuza gitmese de.. Bir defalık.. Ondan sonra bir başkasına verebilirsiniz.. Diyelim bir çakmak.. Onunla ilk buluştuğunuzda sigarayı yakan çakmağın kendi aldığı olduğunu görmeli..

Tabii kendinize verdiğiniz değer içinde kendi seçtiğiniz şeyleri kullanma hakkınızı kimse elinizden alamaz.. Ama biri size değer verdiğini hediye alarak göstermişse, bir defalık bir jestle çok şey kaybetmezsiniz..

Bütün gömlekleriniz, özel bir gömlekçide ölçünüze göre armalı dikiliyor olabilir. Ama biri yanılıp size bir gömlek almışsa, bir defa giyerek ne kaybedersiniz?.. Bayram geride kaldı.. Önümüz yılbaşı.. Bir de yıldönümleri var.. Doğum, evlenme, falan filan..

Hediye güzel şey.. Vermek de.. Eğer raconunu biliyorsanız, almak da..

Beklemeyin.. Birine birşey hediye edin.. Kurdelaya sarılmış, saçınız bile olabilir..

TEBESSÜM
Fıkra Şule Karaçivi'den...

İlk defa uçağa binen adam büyük bir heyecan içindedir. Bu duruma dayanamayarak hostese sorar: "Acaba sağ salim yere inebilecek miyiz?"

Hostes cevap verir: "Hiç merak etmeyin efendim. Şimdiye kadar hiç kimseyi havada bırakmadık."

BİZİM DUVAR
Af Yasası'nın veto edilmesinden sonra Kandilli Rasathanesi, Başbakan Ecevit'te pekçok sarsıntı kaydetti.

Hakan& Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
Herşeyin bir güzelliği vardır, herkes göremese de...

Konfiçyüs

Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar

Abuzittinciğim,
Yeni bir rekor kırılacak mı diye bekliyorum. Gerçi sen bu satırları okurken rekor kırıldı mı kırılmadı mı belli olmuştur ama benim bildiğim rakam 74'e 140 idi..

Yani, on günlük tatilin ilk iki gününde trafikte 74 ölü, 140 yaralı..

Rekor dokuz günlük bayram tatilinde 239 ölü ve 318 yaralı ile, geçen yıla ait.

Son rakamlara bakılırsa, eğer beklenmedik bir aksilik çıkmazsa, 2001 yılını yeni bi bayram rekoruyla karşılayabiliriz. Bu defakinde, karınca kaderince, benim de tek kişilik bi katkım bulunabilirdi fakat son anda otobüsün kaptanı direksiyonu sola kırdı.

Hadisenin nasıl geliştiğini anlatmadan, atmışbeşine merdiven dayamış biri olarak sana bi öğüt vereyim.. Hele hele kışın uzun yola çıkacaksan, mutlaka meteorolojinin dediklerine kulak ver..

Eskiden meteoroloji bültenleriyle hükümet sözcülerinin arasında bi fark yoktu.. İkisinin de dedikleri ya çıkmaz ya tersi olurdu..

Hükümet aynen devam.. Meteoroloji çok değişti. O gün de, "¥ İç Anadolu, Afyon ve dolaylarında yoğun kar yağışı" dediler.. Ve dedikleri oldu.

Kaptanın iki sıra gerisindeyim. Esasında önden bilet almam, güçbela o yeri bulabilmiştim.. Sandıklı'yı yeni geçmişiz.. Aaa bizim kaptan aşka geldi başladı sollamaya.. Yer, kar ve buz.. Karşıdan dizi halinde arabalar, kamyonlar, tırlar.. Gerçi ağır geliyorlar ama geliyorlar.. Kalakaldım.. sadece bakıyorum. Ne bizimki, ne de karşıdan gelen frene dokunamaz çünkü buzda savrulacak!

Derken Abuzittinciğim, tıka basa dolu kırmızı renk binek arabasıyla kafa kafaya girmemize on metre kala bizim kaptan iyice sola kırdı ve karlara daldık. Düşünebiliyor musun.. Soldan sağa sırasıyla, önce Denizli yönüne giden bizim otobüs, sağımızda karşıdan gelip geçenler, onların sağında da gene Denizli istikametine akan normal trafik.. Bi süre böyle gittik sonra kaptan bulduğu ilk boşluğa dalıp şeridine girdi.

Uyku sersemi hayal görüyorum diye düşündüm. Fakat baktım bi kaç yolcu kafasını iki yana sallayıp, "cık cık" diye sesler çıkartıyor. Ben hala şaşkın, kafamı iki yana sallayıp "cık cık" diye bile diyemiyorum. Kaptan, yolculara yasak kendisine yasak olmayan bi sigara yaktı ve de yolculara yasak, kendisine yasak olmayan cep telefonuyla konuşmaya başladı. Daha altmış saniye önce sonu nereye varacağı belirsiz bi badire atlatmıştık.. Oysa O hiç oralı değildi ve şimdi de bi elinde telefon ötekinde direksiyon buz üzerinde kaya kaya gidiyorduk. Düş görmediğime iyice emin olmak için yanımdaki yolcuya:

"Az önce biz çarpışmıyor muyduk?" diye sordum..

"Evet dedi adam, ama helal olsun kaptana iyi kurtardı!"

"Ama biz yanlış solladık"

"Olsun usta kaptanmış valla.."

O zaman anladım ki kardeşim olay tamamıyla gerçek.. ve ben kaptana müdahale etsem yalnız kaptan ve mürettebatından değil yolculardan da iyi bi dayak yiyebilirim. Herhalde içerde kırkbeş elli kişi vardık.. Hiçbirinin "cık.. cık.. cık" dışında sesi çıkmadığına göre Don Kişot'luğa gerek yoktu.

Korkaklığımdan ötürü kendime bi, "yuhhh" çektim..

Marmaris'e vardığımızda şirketin yöneticisini buldum. Dikkatle dinledi:

"Bu Sandıklı'da mı oldu?" dedi.

"Evet Sandıklı'yı az geçmiştik" dedim. "Sandıklı'dan sandık içinde çıkmak da varmış beybaba.. Hepinize geçmiş olsun.. İyi bayramlar" dedi yürüdü gitti..

İşte böyle Abuzittinciğim.. Kırılması pek muhtemel yeni rekora kılpayı katkıda bulunamadık.. Belki adamlar da onun üzüntüsü içindeydiler.. Milletçe hepimize iyi bayramlar, iyi yıllar, bol bol rekorlar..

Münasip yerlerinden öperim şekerim.

Kardeşin Güneş

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır