|
|
EMİN ÖZTÜRK
|
  
Aynı gemide olmak - 2
Çarşamba günkü yazımızda banka bilançolarındaki risklerin artışını tartışmış ve bu süreçte Hazine ile bankaların konumuna değinmiştik. Bugün ilk olarak geçen yazıda eksik bıraktığımız bir konuya, Merkez Bankası'nın rolüne değiniyoruz. Daha sonra ise tarif ettiğimiz bu yapıdaki üç kritik değişiklikten bahsedeceğiz.
MB'nin konumu
Banka sisteminin gecelik fonlamaya ve döviz açık pozisyonlarına dayanarak iç borç senedi portföyünü gittikçe büyütmesinden bahsederken Merkez Bankası'nın bu süreçteki iki önemli işlevini de hatırlamak gerekiyor. Birincisi, Merkez Bankası'nın Hazine borçlanmalarına yardımcı olmayı kendine iş edinir tarzda davranmasıydı. Böylece bankalar, nasıl olsa Merkez Bankası açık piyasa işlemleri yoluyla piyasaya gerekli likiditeyi verecek düşüncesiyle Hazine ihalelerine kendi imkanlarından daha fazla miktarda teklif verebiliyorlardı. Merkez Bankası da bankaları yanıltmaksızın (ve gecelik faizleri yukarıya sıçratmaksızın) piyasayı fonluyordu.
İkinci olarak, TL'nin yabancı paralar karşısındaki değer kaybetme hızı geçmiş enflasyona göre ayarlanarak bankaların kur artışlarını öngörebilmeleri sağlanıyordu. Böylece bankaların döviz açık pozisyonları konusunda fazla endişelenmelerine gerek kalmıyordu. Özetle, Merkez Bankası'nın da tarif ettiğimiz süreçte en azından yardımcı bir rolde olduğunu söylemek mümkün.
Neler değişti?
Hazine, Merkez Bankası ve bankalar cephesinde 2000 yılında üç önemli değişiklik gerçekleşti:
* Artık bankaların gözetim ve denetiminden BDDK sorumlu. Bunun iki önemli anlamı var: BDDK, daha önce Hazine'nin durumunda olduğu gibi bankalarla borç-alacak ilişkisinde değil; dolayısıyla bir iç çelişkisi yok. Ayrıca, BDDK bağımsız bir kurum olduğu için alacağı kararlarda politikacıların onayı gerekmiyor; en azından kağıt üzerinde bu böyle.
* Merkez Bankası'na gelince; para kurulu benzeri uygulamanın 2000 yılında başlamasıyla birlikte banka sistemine verilecek likidite döviz girişi kuralına bağlanmış oldu. Bu nedenle, daha önce olduğu gibi sisteme ne zaman likidite gerekse bunun faizleri sıçratmadan verilmesi politikası 2000 yılında devre dışı kaldı. Ancak, sermaye girişlerinin ilk aylarda kuvvetli olması nedeniyle, bu eksiklik son krize kadar fazla hissedilmedi. Merkez Bankası'nın faiz ve likidite yönetimi konusunda 2001 yılında 2000'e göre daha fazla esnekliği olacak ama yine de belli sınırlar dahilinde. Diğer taraftan, 2000 yılında kur artışlarının önceden ilan edildiği bir sisteme geçilmesi döviz açık pozisyonlarını daha da cazip hale getirdi.
* Bankaların durumuna gelince; Hazine ile aynı gemide olmanın artık kendilerini kurtarmaya yetmeyebileceğini yaşayarak ve görerek öğrenmiş durumdalar. Dolayısıyla, 2001 yılı iç borç ihalelerinde banka sisteminin daha ihtiyatlı olması beklenebilir.
Geçiş süreci
Bankalar konusunda gözetim, denetim ve gerekli yaptırımların uygulanması artık tümüyle BDDK'ya geçtiğine göre bu kurumun geçmişte çarkın nasıl işlediğini çok iyi analiz etmesi ve eski hatalardan ders alması gerekiyor. Ancak, BDDK'nın bağımsızlığı fildişi bir kulede oturmak anlamına da gelmiyor. Ne de olsa herkes Türkiye gemisinde ve ekonominin durumu ile kamu finansmanının ihtiyaçlarını tümüyle gözardı etmek mümkün değil. Mevcut durum ile arzu edilen durum arasında uzun ve ince bir geçiş süreci var.
|
 |
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|