kapat

29.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


Olacak -mı- bu kadar?..

Onun hakkında olumsuz yazmak benim için çok zor. Çünkü Levent Kırca'yı çoğunuz gibi sadece büyük bir güldürü ustası, değerli bir sanatçı olarak tanımıyorum. O benim arkadaşımdı.. Uzun yıllar, kendisi kadar değerli bir tiyatro ustası, sevgili eşi Oya Başar'la etle tırnak gibi ayrılmaz oldukları yıllar boyunca sık sık gördüğüm, birlikte gülüp, birlikte üzüldüğüm özel bir arkadaşım..

Onu her zaman oyunlarındaki gibi mutlu görmek isteyen, gerektiğinde mutluluğu için emek veren, kendisinin bulunmadığı ortamlarda da koruyan, savunan bir arkadaştım. Ayrıldıklarında ilk röportajı ben yaptım, barıştıklarında da.. Ayrıldıklarını ilk ben duydum. Barıştıklarını da..

İşte bu yüzden Levent için olumsuz yazmak, hele bir bayram sabahı yazmak çok zor. Ama gazeteci olunca bazen dostlukları kaybetmeyi göze alarak görevinizi yapmak zorunda da kalıyorsunuz.

Aslına bakarsanız, her kim için yazarsak yazalım olumlu yazdığımızda gülen yüzler, söylenen tatlı sözler, iş olumsuza gelince hemen değişiyor. Bazen ağır konuşmalarla karşılaşıyoruz. Oysa biz yazarken toplumun hayranlığını toplayan, zirveye oturmuş sanatçıların (veya yöneticilerin) olumlu ve olumsuz eleştirileri aynı olgunlukla kabul edeceklerini varsayarak yazıyoruz.

Ve her seferinde yanılıyoruz!

Gelelim Levent Kırca'ya. Bugüne kadar onun başarılarından gururla sözettik. Şimdi ise ondaki anlaşılmaz değişikliği, bir magazin yıldızı haline gelişini eleştireceğiz.

Levent Kırca çok değişti
Yıllardır tanıdığımız olgun, ölçülü, bir büyük usta sorumluluğundaki Kırca'nın, kucağına oturttuğu Aşkın Nur Yengi'li resimlerle, Sivaslı Cindy'le yatakta "Tuş etti" pozlarıyla hayranlarını nasıl hayretler içinde bıraktığını..

Ne oluyor Levent? Bir korku, güvensizlik mi var?

Bu tür fotoğraflardan, bir zamanlar tenkit ettiğin sansasyonel magazin haberlerinden yarar sağlayacağını mı düşünüyorsun, buna ihtiyacın olduğuna mı inanıyorsun?

Yoksa raytingler, tiyatro satışları mı düştü?

Böyle resimler sana değil, birlikte çektirdiğin sanatçılara yarar, amacın onlara faydalı olmak mı?

Bayram skecinin özeti de ilginç; "Baba, oğlunun eve gelen İngilizce öğretmenine asılır ve hattâ aşk teklifinde bulunur.."

Vallahi bravo! Her halde bu konu için de çok uğraştılar. Aynen, Aşkın Nur Yengi'nin bir müzik programına çevirdiği, her eve giren sayım memurlarının ev sahipleriyle aşk yaşadığı "Sayım günü" programı gibi.. Çok düşünüyor olmalılar metinler üzerinde..

"Tuş etti" haberinin çıktığı gün Aşkın Nur Yengi'nin Kırca için söyledikleri de aynı derecede parlak bir zekâ ürünüydü;

"Sık sık rüyalarıma giriyor. O yaşta o hırs, o beceri, o yetenek.. O vs. vs." diyordu. Hani şu, Banu Alkan benzeri bir pozun altında "Göğüslerim orijinaldir, çok formdayım" sözlerinin bulunduğu haberde. Rüyalarına neden girdiğini anlamak ne kadar güç se "O yaşta.." diye başlayan ve devam eden açıklamayı anlamak da o kadar güç. "O yaşta" ile ne kastediliyor? Levent çok mu genç, yoksa çok mu yaşlı bu özellikler için? Ha benim zeki kızım? Ha?

Uzun lâfın kısası şu; Oya Başar'ın doldurulamayan yeri, bu endişeyle sansasyonel, ucuz magazin haberleriyle, profesyonel olmayan bir sürü sanatçıyla doldurulmaya çalışılıyor.

Bu arada Levent Kırca da belki bu tarz bir değişkiliğin yararına inanıyor.

Ama olmuyor, hiç olmuyor. Bu kafada gidilirse "Olacak O Kadar" da, tiyatro oyunları da kaybedilir. Türk halkı bu tür hataları affetmez.

Biraz dikkat lütfen Levent!

Yeni yılınız kutlu olsun!
2001 yılının son yazısına da geldik işte.. Nasıl da göz açıp kapayana kadar geçiverdi koca bir yıl değil mi?

İşte böyle bir yıl, bir yıl daha derken.. Ramazan.. Bayram.. Yılbaşı.. Yaz tatili.. Kış tatili derken, bir de bakıyoruz ki ömürler geçmiş, bir sonraki kuşağın dönemi gelmiş.

Ve bir bakıyoruz ki tüm değerler değişmiş, güzel alışkanlıklar, güzel özellikler kaybolmuş. Biz, seyahat, para, eğlence, alışverişten ve kendinden başka birşey düşünmeyen, manev” değerleri önemsemeyen bir millet haline gelmişiz.

2001 yılına girerken milletçe, sıkı bir özeleştiri yapmaya ne dersiniz? Gülelim, eğlenelim, gezelim, tozalım ama biraz da düşünelim. Mademki yaşam çok kısa neden bu yaşamı güzelliklerle doldurmak için biraz gayret göstermiyoruz?

Neden birbirimizden bir güleryüzü, tatlı sözü, selâmı esirgiyor ve kendimizi dünyanın merkezi sanıyoruz?

Neden alçak gönüllü, saygılı olmak artık bir özellik sayılmıyor?

Neden karşımızdakini dinlemeyi bilmiyor ama herkesin bizi dinlemesini istiyoruz?

Neden çocuklarımız dahil hiç kimsenin duygu ve düşüncelerine, haklarına saygı gösteremiyoruz?

Neden çocuklarımıza manevi değerler kazandırmak yerine maddi imkanlar sunarak vicdan azabından kurtuluyoruz?

Toplumların iyi özelliklere kavuşması ailelerden başlar. Ünlü Viyana'lı Ruh Bilimci Alfred Adler "Sizin için yaşamın anlamı ne olmalı?" adlı kitabında şöyle diyor:

"Çevresine en büyük zararı veren insan başkalarıyla ilgilenmeyen insandır. Ve bütün başarısız insanlar bunların arasından çıkar."

Hepinizin yeni yılını kutluyor, 2001 yılının tüm beklentilerinizi karşılamasını diliyorum.

Saygı ve sevgiyle!

Başkanın öfkesi
Salı günü "Zengin müteahhitlerin ayrıcalığı" başlıklı yazımda Etiler'de yapılan dev Maya Sitesi'nin, kaldırımları ve caddenin bir kısmını da sitenin içine aldığını, yayaları caddenin ortasından yürümeye mecbur bıraktığını anlatmış ve Beşiktaş Belediye Başkanı buna neden susuyor acaba diye sormuştum.

Başkan Yusuf Namoğlu hemen o gün arayarak konuya açıklık getirdi. Görünen o ki Sayın Namoğlu sitenin sahibi Tatlıcılar'a ve kendisinden önceki Başkan Ayfer Atay döneminde yapılanlara fena halde kızgın. Ve yine görünen o ki fena halde haklı!

Öncelikle; Başkan bu konunun dikkatimi çekmesine hak veriyor ve kendisi de "Hayatımda ilk defa böyle bir durumla karşılaştım" diyor. Ama buna rağmen yazımı önce kendisiyle konuşmadan yazmama kızmadan edemiyor.

Şimdi duyacağınıza inanmanız oldukça zor olacak; o dev sitenin arsası caddenin ortasından geçiyormuş. Önceki yönetim ise imar plânında "Bu kısım yola ait kalacak, kamu alanıdır" diyeceğine "Yol şahsın arsasıdır" diyerek projelerde tastik ediyor ve buna göre ruhsat ve inşaat izni veriyor.

Başkan Yusuf Namoğlu "bunu yapanlar cinayet işlemiştir" diyor. Ve uzun süredir, caddeye taşan duvarı iki metre geriye çektirmek üzere her gün kavga ettiklerini de söylüyor. Ben bu konuda Sayın Namoğlu'nun samimiyetine inanıyorum ama ona sormadan yazmış olmakta kendimi halâ haklı buluyorum. Çünkü bu "önceki yönetim, sonraki yönetim" hikâyeleri biz vatandaşları ilgilendirmiyor. Biz binlerce yayaya ait bir caddenin yarısının zengin müteahhitlerin sitelerine dahil edilmesinin önlenmesini istiyoruz.

Bu ne açgözlülüktür ki, şehrin göbeğinde onbinlerce metrekarelik alana yayılmış ve her biri üç dört milyon dolara satılan evlerin bulunduğu bir site, kamuya ait bir yoldan birkaç metre çalmak için mücadele veriyor?

Bu nasıl sistemdir ki, belediye böylesine haklı olduğu mücadeleyi kaybediyor ve Başkan'ın "cinayet" dediği bir durum sürdürülüyor?

Araştırılsın, gerekiyorsa karar değiştirilsin ve arsanın o kısmı istimlâk edilsin.

Namoğlu bu arada, yaptıkları olumlu çalışmaları, Beşiktaş'ı yaşanacak güzel bir semt haline getirmek için otoparktan, inşaata, gece klübüne kadar her konuda verdikleri mücadeleyi anlattı ve Beşiktaş için herşeyi göze alacağını söyledi.

Gerçekten de semtin giderek daha temiz, bakımlı, özenli bir hale geldiği gözden kaçmıyor.

Başkan açıkgözlere de fırsat vermezse kusursuz olacak!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır