


Bayramlık akıllar, fikirler, bir de haber..
Başlık iyi olmasına iyi de ben bunları neden yazıyorum acaba? Ziyaret için yollara dökülenlerin; gittikleri evlerin mutfağına çöküp tatlı börek atıştıranların bundan haberi olacak mı acaba? Ne bileyim!
Bugün gazeteye gidip, yazı işlerine bir bayram hediyesi vermeyi planlıyordum.. Gazeteci adama hediye ne verilir ki? Elbette hediyenin haber şekline girmişi makbuldür.. Hele bayramda daha bir kıymete biner..
Çünkü çalışanların bir kısmı işi kırdığından kalanların "gazeteyi dolduracağız.." diye göbeği çatlar..
Verdiğin emeğin, girdiğin gayretin bir de boşa gitme ihtimali var.. Neden derseniz, bayramdır diye millet yollara dökülür.. Büyüklere koşturur.. El öpecekler ki hayır dualarını alacaklar, bir de vicdanlarını rahatlatacaklar..
***
Bayram trafiğinin diğer günlerden beter olmasının sebeb-i hikmeti budur.. Ahalimiz; çoluk çocuk doluşturduğu otomobilleriyle yollara çıkar "Arkadaş, bizim ailenin büyüğü nerede okuruyordu?" diye aranmaya başlar..
Bayramdan bayrama gidilen büyüklerin adresi her daim karıştığından, işin yükünü şaşkın şaşkın dolanan otomobillerin altında ezilen sokaklar, caddeler çeker..
Hepimiz birer kuluz..
Eski bayramların, yeni bayramlardan daha iyi olduğunu iddia edenler anlatır.. (Rahmetli Burhan Felek bunların üstadı idi..)
Züvvar dediği ziyaretçi takımı, vardığı hanenin sahibini bulamayınca daha memnun olurmuş.. Çünkü içeri girip oturmak; hamur işinden, tatlıdan oluşan ikrama katlanmaktan kurtuluyorlar..
Üstelik vakit artıyor.. Ziyaret turunu daha erken bitirip eve vaktinde dönme umudu keyiflerini getiriyor..
O yüzden yanlarında "Züvvar pusulası" dedikleri küçük kartları taşırlarmış.. Üzerine de edeplice yazılmış bir notla birlikte isimlerini kaydedip, ev sahibini bulamadıkları evin kapısına bırakırlarmış..
O zaman müeddeb olmak insanın doğasında var..
Bugün olsa kapıya gelenler, evsahibine "Kardeşim siz hiç evde oturmaz mısınız?" veya "Fener nasıl geçirdi sizin takıma?" türünden acaip notlar bırakır..
Eskilerde bu işler yok..
Ayrıca ismini böbürlenme babından yazmayacaksın.. "Geldik, bulamadık.. Bayramınız kutlu olsun.." deyip de altına;
- "Keçikıran Holding Yönetim Kurulu Başkanvekili, İcra Kurulu Başkanı ve Pazarlama Bölümü Genel Koordinatörü.." türünden sonu gelmez bir unvan zinciri sıralayıp kostaklanmak yok!
İş unvanı marifetiyle kendine; uzun isimleri ile ünlü İspanyol asilzadesi havası vermenin de alemi yok! Hele hele "Ziyaretinize gelen Tosun.." türü sululuklara hiç katlanılmaz..
O devrin züvvar pusulasına sebeb-i ziyaret notu düşüldükten sonra ismini yazan, bu ismin başına; bendeleri, kulları, çakerleri (A'nın üzerinde şapka var..) gibi "elfaz" eklerlermiş..
***
Bayramlarda hediye de verilir ya! Bunda da ölçülü olunacak.. Hediyeyi veren, hediyeyi alanın statüsünü ezmemeye dikkat edecek.. Temsil fukaradan bir akraba büyüğünün gecekondusuna uğrayıp:
- "Köpeğinize layık değil ama.. İthal pire tasması getirdik.." diyerek asap bozucu bir nesneyi ellerine tutuşturmak olmaz..
Haaa! Hediye verirken tereddüt ediyorsanız, kime ne uygun olur, sorusuna cevap arıyorsanız bir görgü kitabı edinip, hediye faslını dikkatle okuyacaksınız..
Devrin insanını artık bu tür "Görgü kitapları" kurtaramayacağından, yayıncılar böyle zahmete girmiyor.. En iyisi sahafları dolaşıp Saffet Nezihi Bey'in "Adab-ı Muaşeret" kitabını bulmak, takviyeyi o kitaba göre yapmak..
Atlatma bir haber..
"Hediye" faslına gelince yazının girişini hatırladım.. "Gazeteye gidip, yazı işlerine hediye vermekten" söz ediyordum..
Oralara geliyorum..
Benim hediyem de bir haberdi.. Yazı işlerinin bir gününü kurtaracak bir haber..
Sağlam bir yerden duydum.. Bu Amerikalılar'ın ünlü Michael Jackson'u vardı.. Şarkıcı! Hani şarkı söylerken kıçını mutfak robotunun karıştırıcısı gibi aynı tempoda ve yüksek devirde çalkalayan oğlan..
Eskiden çirkin bir zenciydi.. Gidip önce burnunu kestirdi.. Bir gıdımını kendine saklayıp, kalanını organ bankasında repoya yatırdı..
Sonra kulaklarını rektiviye ettirdi.. Çanak anten gibi duruyorlardı, o kulakları kafanın yan çedarlarına yapıştırttı..
O da yetmedi, rengini açtırdı.. Açarken ölçüyü kaçırdılar.. Artık, oğlanı çamaşır suyuna mı yatırdılar, orasını bilemem.. Cildi, ayarsız açıldı ve rengi kaçmış asker çarşafına döndü..
Baş belası aile..
Michael Jackson bunları sırasıyla yapıp; kendine farklı bir imaj yaratmaya çalışırken, gözü kör olmayasıca kardeşleri onu rahat bırakmadılar..
Kardeş dediysem öyle üç tane beş tane değil.. Hepsini bir araya getirip Fikirtepe'nin bebeleriyle taş kavgasına soksan, Jackson kardeşler sayıca üstün olduklarından rahat kazanırlar..
Michael Jackson ne yaptıysa onlar da aynısını yapmaya başladı.. O burnunu kestirdi, bunlar da kestirdi.. O çenesini köşeli yaptı.. Bunlar dört köşelisini buldu.. Rengini açtırdı, diğerleri de peşinden gitti..
Sonunda adam zıvanadan çıktı.. Bütün kardeşlerini reddedip bir şebek maymununu evlatlık edindi, mirasını da ona bırakacağını açıkladı.. Amerikan yasaları izin verse belki başka bir şebeği de eve gelin getirirdi..
Fakat "Şebekli Michael" ile şebeksiz kardeşlerini birbirinden ayırmak mümkün olmayınca son çareye başvurdu.. Mahkeme kararı ile adını Michael Özjackson olarak değiştirdi..
İşte benim de yazı işlerine hediye niyetine vereceğim haber buydu..
Ancak vaktinde uyanıp, haberi sunmak kısmet olmadı.. O sebepten haberi yazımın içinde kullanıyorum.. Eğer yazımı okuma zahmetine giren biri varsa farkeder, gazeteye manşet yapar..
Farketmezlerse; bizim manşetlik haber de davulcu yellenmesi gibi bayram gürültüsünde kaynayıp gider..
Ben de bu vesile ile yazı işlerini imtihan etmiş olurum..