kapat

29.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Hele Bayram için İstanbul'daysanız..

Zaten İstanbul'da yaşıyorsunuz o kadar acele değil de, eğer yılbaşı ve bayram için Anadolu'dan İstanbul'a gelmişseniz bu fırsatı kaçırmayın.. Gerçekten kaçırmayın.. Karşı tarafta, Bostancı'nın ötesinde Sahil Yolu var.. Kaptırın gidin.. Solda bir büyük çarşı göreceksiniz.. Eski Süreyya Plajının olduğu yer burası.. Kocaman Migros var en başta.. Ordan tanırsınız.. İlerden dönüp o çarşıya gelin.. Çok güzel bir alışveriş merkezi burası.. Orayı da gezersiniz.. Benim her gidişimde yaptığım gibi, oturup Kentucky Fried Chicken'de çok lezzetli tavuklar da yersiniz.. Benim tercihim Hot Wings.. Kızgın Kanatlar.. Harika oluyor.. İşte bu KFC ile bitişik Yayla Sanat Merkezi var.. Bu yıl Haldun Dormen Sanat Danışmanlığını yapıyor, yani yönetiyor..

Orada bir müzikal oynuyor.. Harika bir müzikal.. Harika bir şov.. Harika bir tiyatro.. Harika bir gece.. Alın ailenizi de yanınıza gidin, bu gerçekten dünya standartlarında gösteriyi izleyin.. Ben nasıl New York'a, Londra'ya gittiğimde, bir kaç gecemi iki elim kanda olsa müzikallere ayırıyorum.. Siz de İstanbul'da bir gecenizi buna ayırın.. Çok mutlu, çok keyifli olacak, hayatınızda elinize çok ender geçebilecek bir fırsatı çok iyi değerlendirdiğinizi göreceksiniz..

Oyun Cuma, Cumartesi ve Pazar akşamları sadece.. Telefonları 0 216 383 99 20..

***

Size bir kış öyküsü anlatayım mı?..

Ya da büyük harfle.. Bir Kış Öyküsü..

Bizim üniversite yıllarımızın öyküsü idi o.. Ülkenin Atatürk'ten sonraki ikinci büyük devriminin gerçekleştiği sıralar.. Cevat Fehmi Başkut ustamız, zamanın en popüler tiyatro yazarı.. Her oyunu kapalı gişe oynuyor.. O zaman tiyatrolar kapalı gişe oynardı.. Müthiş bir hiciv yazarı.. Güldürürken fena halde de düşündürüyor..

Cevat Fehmi, o devrim heyecanı içinde yazmış, Buzlar Çözülmeden'i..

O günlerin Türkiyesi.. Yokluklar Türkiyesi.. Karaborsacılık, istifçilik, kısa yoldan köşe dönme sebebi.. Her mahallede böyleleri türemiş.. Dükkanlar, raflar, vitrinler boş.. Parayı on misli ile el altından verdin mi, "Yok, yok!.."

Hele kış geldi mi, herşey gizli depolarda istif ediliyor.. Sonra misliyle satış.. İstif ettin mi, karını katlıyorsun.. Güne bakın.. Bugün elinde istif oldu mu, batıyorsun.. Batmamak için istifleri (Çağdaş adı stok oldu), yarı fiatına, çeyrek fiatına, ölmüş eşek fiatına satıyorsun.. Stok eritmek oluyor adı.. Yokluk ekonomisinden çokluk ekonomisine gelince böyle oluyor.. Bu istifciler, bu karaborsacılar, kendilerini denetleyecek bürokratları da rüşvetle satın alınca, işler ke ka!..

İşte bir kış böyle bir kasabaya yeni kaymakam beklenirken, birisi çıkagelir.. Ardından da kar yolları kapar. Karlar eriyene kadar kasabanın uygarlıkla ilişkisi kesilir.. Yeni gelen kaymakam, astığı astık, kestiği kestik.. Kanun, hukuk bile tanımaz, istifçinin, karaborsacının canına ot tıkar.. Kasabanın sevgilisi olur..

Sonra bir gün buzlar çözülür, yollar açılır ve..

Orası oyunun sürprizi.. Tahmin etmeniz kolay ama, siz edin, ben yazmayayım..

Haldun Dormen, Cevat Fehmi'nin Ankara ve İstanbul'da aylarca kapalı gişe oynayan bu oyunundan enfes bir müzikal çıkarmış yıllar sonra.. Hem Kemal Uzun'la yeniden yazmış.. Hem de yönetmiş..

Olağanüstü güzel ve fevkalade kullanışlı bir dekorda geçiyor öykü.. Barış Dinçel'e bu fevkalade çalışması için alkış.. Serpil Günsel'e müzikleri için alkış.. Selçuk Borak'a da dansları.. Hele o hamam sahnesinde, bizim ünlüler için yaptığı koreografi olağanüstü.. Bence oyunun doruk noktasıydı.. Tükenmeyen alkışlar gösterdi zaten.. Güler Yiğit'in kostümleri.. Kasabadaki gerçeklerle, rüya sahnesinde hayaller arasındaki tezat.. Harikasın Güler.. Oyunun müziğini canlı çalan dört kişilik minik orkestrayı, yanlarına kadar gidip kutladım, bitince.. Müthişti, Eser, Türker, Ferhat ve Mustafa..

Oyuncuları en sona sakladım.. Hepsi ayrı bir tip, hepsi ayrı yazılmaya değer, hepsi nasıl içten, nasıl keyifle oynuyorlardı..

Şu yazdığım hamam sahnesinde peştemalla şarkı söyleyip dans eden, kasabanın halkın kanını emen ağaları ve eşrafı.. Osman Gidişoğlu.. Yaman Tüzcet.. Ümit Yesin.. Settar Tanrıöğen.. Yalçın Otağ.. Ercan Bostancıoğlu.. Son ikisi Ateş Böceği Ercan ve Yalçın.. Yıllar sonra gene birlikte sahnedeler.. Ellerim patlayıncaya kadar alkışladım bu altı kurtu..

Kurtların yanında bir de oyunun jönü var.. Emre Altuğ.. Bizim şarkıcı Emre.. "Birlikte" diye enfes bir de romantik şarkı söylüyor ki..

Kadın oyuncularda uzun yıllardır kayıptı, meğer Meksika'da imiş, Ayla Karaca nasıl olağanüstü, odacı Raziye'de.. Perihan Savaş çok çok iyi.. Nilgün Belgün'ün kısacık fahişe tiplemesi, oyuna damga vuracak kadar çarpıcı.. İlk defa izliyorum, Ali Atılgan, hem iyi oyuncu, hem iyi şarkıcı.. Bunca kurdun arasında tüm oyunu nasıl başarı ile sürdürdü.. İkisini en sona sakladım bilerek..

Deli Çavuş'ta Bülent Kayabaş, bana sorarsanız, sahne hayatının doruklarında.. Nasıl oynamış.. Ama nasıl oynamış, anlatılmaz.. Bravo Bülent.. Ve de kaymakamda Selçuk Yöntem.. Nasıl çarpıcı, etkileyici bir ses tonu ve nasıl müthiş bir oyunculuk gösterisi.. Ankara Devlet Konservatuarından aldığı eğitim, oyununun her anında belli.. Fevkalade tuluata uygun bu rolde sahne disiplinini bir an elinden bırakmadan, seyirciyi avcuna alıyor ve yoğuruyor..

Bugüne kadar nasıl farkına varmamışım?.. Ayıbı ve utancı bana.. Oyun bitti, alkışlar bitmedi.. Hem de nasıl uzadı.. Hani sil baştan yeniden oynasalar millet oturup seyredecek..

Sadece Türkiye'nin değil, belki de dünyanın en iyi müzikal yöneticilerinden biri Haldun Dormen, burada nasıl atlamış, şaştım..

Selama, kasabanın o altı eşrafı peştemallarla gelmeli ve seyircinin gerçekten doyamadığı o kahkaha tufanı peştemal dansını finalde bir daha yapmalıydılar.. İşte o zaman Maltepe semti, Yayla Sanat Merkezi kaynaklı bir minik deprem yaşardı.. Haldun, o dansı finale bir daha koy!..

Bayram!..
Dinç Bilgin ve Zafer Mutlu'nun hayatlarında verdikleri en doğru karardı belki de, Sabah'ı Bayram günleri de çıkarmak.. Böylece Türkiye'yi o bayram gazetesi rezilliğinden kurtardılar.. Ülke insanlarının gazete okuma zevklerinin içine yılda beş gün edilmesini önlediler..

Hala ve hala oturup "Nerde benim beş gün tatilim" diye gözyaşı dökenlerin bir tanesi, sadece bir tanesi, mesela Milli Kütüphaneye gidip, Ankara ve İstanbul Bayram gazetelerinin, Sabah'ın bu kararından önceki son nüshalarına bakabilir ve hiç utanmadan ve sıkılmadan bunlara "Gazete" diyebilirler mi?..

Ben çocukken bu ülkede Bayram'da gerçekten gazete çıkardı.. Hem de Milli Gazete.. Hemen her gazetenin en ünlü köşe yazarları Bayram Gazetesinde buluşurlardı.. Oku oku bitmezdi o bayram gazeteleri.. Sonra etrafı doldurulmuş ilan bültenine çevirip, Fener-Galatasaray maçını dahi haber diye yazamamış cerideleri Bayram Gazetesi diye yutturup, halkın okuma zevkinin ve haber alma hakkının içine ettik.. Sabah bu haksızlığa isyan etti..

Sakın ola bana "Dünyada gazeteler Pazar günleri yayınlanmaz" demesinler.. O gazeteler yayınlanmaz.. O gazetelerin kadroları izin yapar, ama Pazar günleri, bizde on gazete çıkaracak kadrolarla öyle bir "Pazar" gazetesi hazırlanır ki, hafta içi çıkan gazeteler yetişemez yanına..

Biz Bayram'ı böyle mi yaptık..

Efendim, gazetecinin yılda beş gün izni varmış, bayram yapma hakkı yok muymuş..

Hadi canım sen de.. Bayramda gazetelerde nöbetçiler kalır sadece.. Gerisi bal gibi bayram yapar..

Bu ülkede polis, bu ülkede asker, bu ülkede doktor, itfaiyeci, otobüsçü, metrocu toptan mı tatile çıkıyor?.. Bana toptan tatil yapan bir meslek söylesenize.. Niye gazeteci bilmemkaç bayramda bir nöbetçi kalmasın ki?..

Cemiyetlerin elini kolunu bağlayan mı var?.. Çıkartsınlar bakalım Bayram gazetesi, kaç satıyorlar görelim.. Gazete yapsalar, yapabilseler satarlar..

"Ötekiler yasaklansın.. Biz bunları gazete diye satalım.." ın adı mesleğe saygı, mesleğe sahip çıkmak, cemiyetçilik, dernekçilik olamaz..

Olmadı da zaten.. Dün bütün gün evde oturdum, 20 tane gazeteyi ilanlarına kadar okuma keyfini yaşadım. Onlar olmasa, Bayram Gazetesi olsaydı eğer.. Allah bir daha göstermesin sakın..

Noel Baba hala Bayram ziyaretinde..
Noel Baba depremde hasarlı binaların üstüne geyikleri ve kızağıyla inmeye tırsınca inecek boş bir alan aramaya başlar. Gece kondu mahallelerinin birinin ortasına iner. Noel Baba, uçarak indiği görüp yanına yaklaşan çocuğa hediye vermek için torbasını karıştırırken bizim velet kızağın yanında alır soluğu. Ortada uçan bi kızak varken torbadan çıkacak hediyeye kim bakar?

Çocuk- Hey baba be, versene bi tur.

Noel Baba- Hohooo... Gel buraya da sana hediyeni vereyim.

Ç-Ya bırak hocam sen şimdi hediyeyi. Bi tur veriyo musun vermiyor musun?!

N.B-Ben Noel Baba'yım. Sana hediye vermeye geldim.

Ç- Ben Müslüm Baba'nın üstüne baba tanımam. Noel işi bize ters.

N.B. Hohohoho..

Ç-Ya hocam bırak hohoho ayağını şimdi. Ne öyle hohoho..? Sen ne istiyon bu kızağa, onu söyle? Mevzuyu dağıtma... Bak ne diycem, sen şimdi bu aleti bana ver. Ben sana bizim doğan görünümlü şahini vereyim. İstersen geyik görünümlü olanını da buluruz. Bizim hala oğlu sanayi de çalışıyor. Sana arabanın Allahını yapar şerefsiz evladıyım.

N.B- Ama olur mu canım? Hohhoho..

Ç- Hala hoho diyor ya.. Bize de mi hoho baba ya. Bırak ağız yapma akşam akşam. Hem sen vurmuşsun bu kızağı baba ya. Bak burada ezik var. Alkol alıyoruz galiba ha... Matiz matiz uçuruyon bi de bana ayak yapıyon. Valla çağırırım trafiği bağlatırım senin kızağı görürsün ha. Neyle uçuyo bu ? LPG ise yaş.

N.B- Geyikler uçuruyor.

Ç- Ha bak tamam. Bizim yemek artıklarını verdik mi iş bitti. Hadi uzat elini de bitirelim şu işi. Hoop baba nereye ya? Bi dakka... Kaçma dur anlaşırdık. Haydaaa... gitti iyi mi?

Noel Baba işinin bir de sahte tarafı var. Şu mağazalardaki Noel babalar. Yurt dışında bu ciddi bir olay. Bizde ise genelde işsiz güçsüz tipler Noel Baba oluyorlar. Koca sene işi yok güç yok. Sonra yeni yıl gelince mağazalarda Noel Baba kadroları açılıyor ve bir yığın Noel Baba ortalığa çıkıyor.

Bu garibim Noel Babaların en büyük kabusu de sevdiği kıza yakalanmak. Düşünsenize eleman iyice kaptırmış, elde zil çan çun çun.. etrafında çocuklar dolanırken bi bakıyor karşıdan kızı geliyor. Daha kötüsü kız bunu tanıyor.

Kız- Bekir?

Noel Baba- Hohohoho¥Yandık bu o...

K- Bekir diyorum sana...

N.B-Bana mı dedin evladım. Ben Bekir değilim Noel Babayım. Dur sana bi hediye vereyim. K- İstemem Bekir. Yalancı Bekir. Mertliğin delikanlısının haline bak.

NB- Ama Jale anlatabilirim.

K-Sen belki anlatabilirsin Bekir ama ben seni daha fazla dinleyemem. Bi de etrafına toplamışsın çocukları. Söylemişlerdi de inanmamıştım. N.B- Ne söylemişlerdi?

K-Senin çulsuzun biri olduğunu.. Ühü ühü.ühüh N.B- Dur Jale dur gitme...

Kız gider : Sadece kız gitse iyi tabi. Kızla birlikte Bekir'in imajı da gider. Zira Jale mahalleye gider gitmez olayı herkese anlatır. Ondan sonra bütün mahalleli soluğu mağazada Noel Baba Bekir'in karşısında alır. Onun için şu sıralar etrafta bir köşeye çökmüş insanlardan saklanan bir Noel Baba görürseniz sebebi hiç merak etmeyin bundandır.

hakanutku@hotmail.com

TEBESSÜM
S: Dört ayağı ve bir kolu olan şey nedir?

C: Bahçeye giren Postacıyı halletmiş Doberman

BİZİM DUVAR
Patronlar hükümete isyan etti. Polislerden

sonra yürüme sırası patronlarda galiba...

Hakan& Utku

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır