


Ekonomik kriz bir yalanı ortaya çıkardı
Türkiye "Faizsiz bankacılık" kavramıyla Özallı yıllarda tanışmıştı. Yeni yeni gelişmeye başlayan ve dini eğilimleri ağır basan sermaye sahipleri bankacılık ve finans sektörüne girmek istiyordu, ama karşılarında büyük bir engel vardı. Faiz.
Dini eğilimleri ağır basanlar için "faiz" ile "haram" kelimeleri adeta eş anlamlıydı. Bu nedenle belki milyonlarca kişi sırf bankalar "faiz veriyor" diye parasını ya yastık altında tutuyor ya da altına yatırıp yine yastığının altına koyuyordu.
İşte bu kesimi ekonomiye çekmek için "faizsiz bankacılık" sistemi bulundu. Tıpkı banka gibi çalışan, ama faiz yerine "kar payı" dağıtan finans şirketleri kuruldu.
Ne gariptir ki, bu şirketler her seferinde aşağı yukarı banka faizleri ne kadarsa o kadar "kar paylı" dağıtmaya başladılar. Alan memnun satan memnun olduğu için kimsenin sesi çıkmadı buna, hatta "Bu düpedüz sahtekarlık, dini inançlar sömürülüyor, kar payı altında bal gibi faiz veriliyor" diyenler de "Sus konuşma, yastık altındaki parayı ekonomiye kazandırıyoruz" uyarılarıyla susturuldu.
Tabii zaman içinde bu şirketler topladıkları paralarla büyüdüler, geliştiler, ekonomide önemli bir ağırlık sahibi oldular.
Ancak, şimdi durum değişti. Ekonomik krizden elbette bu sermaye de nasibini aldı. Şimdi öğrendiğime göre bu kuruluşlardan bazıları ödeme güçlüğüne düşmüş. Bu çok normal.
Ayrıca, bu kuruluşların yapısı faize değil kar payına yönelik. Yani eğer zarar ediliyorsa, bundan para yatıranlar da etkilenecek. Faizsiz bankacılık sisteminin özü "kar"a da "zarar"a da ortak olmak. Tabii bu böyle olunca toplanan paraya devlet güvencesi de yok bankalar gibi.
Ancak, çok garip bir durum yaşanıyormuş, çünkü "faiz haramdır" diyerek bu kuruluşlara para yatıranlar şimdi "Nerede bizim kar payımız?" diye kıyametleri koparıyor, zarara ortak olmak istemiyormuş. Hatta bazıları paralarını çektikleri gibi götürüp doğru ya repoya ya da yüksek faiz veren bankalara yatırıyormuş.
İşte böyledir bu işler. Normal zamanda kahramanlık yapanların foyası böyle dönemlerde bir bir ortaya çıkıverir. İnancın da suyunu çıkardılar ya, pes doğrusu.
Renklerin dili var...
KIRMIZI: İştah açar. O yüzden dünyadaki gıda firmalarının çoğu logosunda kırmızıyı kullanır. Kırmızı tansiyonu yükseltir, kan akışını hızlandırır.
Yanlış bir inanış vardır, boğaların kırmızıya saldırdığı sanılır. Oysa boğalar renk körüdür. Kırmızıya değil kendilerine sallanan koyu renkli beze saldırır.
Renkler hayatımızın parçası. Renkler olmasaydı hayat çekilmez olurdu herhalde.
Peki renklerin hayatımızı nasıl etkilediğini biliyor musunuz?
Renk seçiminin kimi zaman karakterimizi yansıttığından ya da seçtiğimiz rengin bize olumlu ve olumsuz etkileri olduğundan haberiniz var mı? İsterseniz gelin okurlarımızdan Tülay Şaşmaz'ın gönderdiği renklerle ilgili bir üniversite tarafından hazırlanmış rapordan bölümler okuyalım.
YEŞİL: Güven veren renktir. O yüzden bankaların logolarında hakim renktir. Yatak odası için rahatlatıcıdır. Yeşil yaratıcılığı körükler. Bu yüzden büyük lokanta mutfaklarında yeşil tercih edilir. Hastanelerde de yeşil rahatlatıcı özelliği nedeniyle kullanılır. Yeşil alanda insanların daha az mide rahatsızlığı çektiği saptanmıştır.
SİYAH: Gücü ve tutkuyu temsil eder. Bizde ve batıda siyah matemi temsil eder, oysa Japonya'da siyah mutluluktur. Siyah fonda kullanılırsa karamsarlığı çağrıştırır. Einstein konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan odaları tercih ederdi.
MAVİ: Sakinlik simgesi. Araplar mavinin kan akışını yavaşlattığına inanır, nazar boncuğu o yüzden mavidir. Batıda intiharları azaltmak için köprü ayaklarını maviye boyarlar. Duvarları mavi olan okullarda çocukların daha az yaramazlık yaptığı saptanmıştır.
LACİVERT: Kozmik renk olarak kabul edilir, sonsuzluğu, otoriteyi, verimliliği simgeler. O yüzden dünyadaki firmaların yarıdan fazlası logolarında maviyi kullanır. Hilton logosunu laciverte çevirirken insanların kafasında büyük kuruluş imajı yaratmak istedi.
MOR: Nevrotik duyguları açığa çıkardığından, insanları bilinçaltının korkuttuğu saptanmıştır. İntihar edenlerin beğendiği renktir.
PEMBE: Rahat hissettiren renk. Bu yüzden bazı büyük mağazalar tezgahtarlarına pembe üniforma giydirir ki, müşteriler kendilerini rahat hissetsin diye. Pembe çocuk rengidir aynı zamanda.
SARI: Geçiciliğin ve dikkat çekiciliğin sembolü. O yüzden dünyada taksiler sarıdır, geçici olduğu bilinsin ve dikkat çeksin diye. Araba kiralama şirketleri de sarıyı kullanır, çünkü müşterilerine aldığınız şey geçicidir lütfen geri getirin demek isterler. Sarı rengi bu özelliğinden dolayı bankalar kullanmak istemez, çünkü paranın geçici değil kalıcı olmasını isterler.
BEYAZ: İstikrarı, devamlılığı, temizliği simgeler. Politikacılar beyazı pek severler, çünkü temiz, dürüst izlenimi vermek isterlerde ondan dolayı.
KAHVERENGİ:
İnsanın hareketlerini hızlandırıyor. Kansas Üniversitesi Sanat Üniversitesi'nde bir deney için bilgisayar yardımıyla duvarların rengi değiştirilebilir hale getirilmiş. Fonda beyaz kullanıldığında insanlar sergide yavaş hareket etmiş. Fon kahverengiye döndüğünde ise insanlar daha hızlı hareket etmişler, müzede daha çok yeri daha az zamanda gezmişler. Kahverengi insanı hızlandırıyor, bu yüzden fastfood restoranları iç mekanda kahverengi kullanıyor. Kahverengi toprak rengi, bu yüzden kıyafetlerde pek tercih edilmez, çünkü kahverengi giyen insanlar kalabalıkta dikkat çekmiyor.
Adamın başka işi yok
Bu fotoğrafı Malatya'da çekmiştim. Katıldığımız panele göndermiş bu çiçeği. Belki görürüm, konuşurum diye aradım ama bulamadım. "Kimdir?" diye sordum. 30 yaşlarında bir gençmiş. Serbest çalışıyormuş. Son iki seçimde "bağımsız milletvekili adayı" olmuş. Ama kendisi ve iki yakını dışında kimseden oy alamamış. Belli ki bu onu yıldırmayacak. Milletvekili seçilemese bile "milletvekili adayı" olarak tarihe geçmeyi deneyecek.
Dünyanın en güvenli golf sahası
Golf Türkiye'de de gelişiyor. İstanbul'da şu anda üç golf sahasında oynamak mümkün. Ancak özellikle Antalya gerek iklim olarak, gerek olanaklar açısından golf için çok cazip bir merkez. Nitekim Belek ve Kemer'de golf tesisleri bölgeyi dünya golf turizmine hazırlıyor.
İstanbul'daki en eski golf sahası Harp Akademileri'nin arazisi içinde. İstanbul Golf Kulübü uzun yıllardır bu sahayı özel izinle kullanıyor.
Geçenlerde bir Alman arkadaşım İstanbul'a geldi. Golfe çok meraklı.
Hatırlarsınız, Müslüman olmuştu, şahitliğini de ben yapmıştım. Detlef Lömker.
Detlef, İskoçya'daki St. Andrews Kulübü'nün üyesi. Bu kulübün çok özel bir önemi var. Dünyanın en eski golf kulübü. Toplam üyesi 400. Ne kadar zengin olursanız olun, ne kadar büyük bağış yapmak isterseniz isteyin, üye olmanız son derece zor. Üye sayısı 400'ün bir üzerine bile çıkamıyor. Yalnızca bir üye öldüğü vakit, yerine yeni bir üyenin kaydı yapılabiliyor. Yeni üyenin kabulü için de üyelerin önemli bir bölümünün onayını almak gerekiyor.
St. Andrews'in bir diğer özelliği de, golfle ilgili pekçok kararın öncelikle buradan çıkması. Bu kulüpteki uygulamalar diğer golf kulüpleri tarafından da kabul ediliyor. Bu kulüp ayrıca yeni kuralların da belirleyicisi.
Arkadaşım araştırmış, İstanbul'da nerede golf oynanır diye, öğrenmiş ve kalkmış gitmiş.
Gerisini onun ağzından dinleyelim:
"Kapıya geldim, bir baktım elinde makinalı tüfek bir asker bekliyor. Kapı da tıpkı askeri kapı gibi. Golf oynamak istediğimi anlattım işaretle, anladığım kadarıyla bana üyelik kartı sordu. Tabii buranın kartı yok, ama bedeli ile gidip oynayabileceğimi anlatmaya çalıştım. Asker gitti İngilizce bilen birini çağırdı. Durumu ona anlattım, beni içeri aldılar.
Kulüpte birkaç kişi daha vardı. Kulübün yöneticileri geldiler, çok yakın ilgi gösterdiler, bölgenin askeri bölge içinde kaldığını, bu nedenle güvenliğin de asker tarafından sağlandığını anlattılar.
Ama benim için asıl şaşırtıcı olan oyuna başladıktan sonra oldu. 12 delikli bir saha, her deliğin yanında elinde tüfekli bir asker nöbet tutuyor. Böyle bir şeyi dünyanın hiçbir yerinde görmedim. Tam topa vuracağım, askerle göz göze geliyorum, merakla bakıyor topu deliğe sokabilecek miyim diye. Çok hoş bir gündü. Ama siz burayı haber verin Guiness Rekorlar Kitabı'na alsınlar."
İstanbul'un göbeğindeki tek golfe uygun alanda Harp Akademileri var. Arkadaşıma "Eğer asker orayı boşaltırsa, ki orası İstanbul'un en değerli arazilerinden biri, işte o zaman golf falan oynayamazsın, çünkü orası anında binalarla dolar" dedim, biraz utanarak. İstanbul'da nefes alacak bir yer bırakmayışımızın öyküsüne ise hiç girmedim elbette.
LÜZUMSUZ SORULAR
* İstanbul'dan 1.5 milyon kişi tatile gitti mi?
* Gittiyse İstanbul'a gökten adam mı yağdı?
* Bayramda herkes birbirini gerçekten ziyaret ediyor mu?
* Anadolu yakasındakilerin yakınları Avrupa, Avrupa yakasındakilerin yakınları Anadolu yakasında mı oturuyor?
* Otobüslerin bedava olması kent içi turizmi mi canlandırdı?