kapat

28.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )


"Gönüllü aile"

"Kuşakların birbirinden kopuk yaşamaya mahkum edilişi... Modern hayat, bu trajediyi, bizlere 'bir kader' olarak dayatıyor. Tıpkı ölüm gibi, bu kadere razı olarak; kaçınılmaz anın birgün mutlaka geleceğinin bilinci içinde yaşamamızı ve o an geldiği zaman da, gözyaşlarımızı içimize akıtıp bu kopuşu 'hayatın bir gerçeği' olarak kabullenip olgun bir şekilde sineye çekmemizi öğütlüyor" diye yazmıştım geçen yazımda.

Bana bunları hatırlatan, bayram günü pencere önünde çocuklarının gelmesini bekleyen yaşlı çiftle ilgili reklam filmiydi.

Bu yazım üzerine aldığım e-mail'leri iki gruba ayırmak mümkün.

Birinci gruptakiler, çocukların büyümesinin ve "kendi hayatını" yaşamaya başlamasının gayet doğal olduğunu söyleyip beni tutuculukla eleştirirken, aslında benim o yazıda hedef aldığım çağdaş miti tekrarlamaktan başka bir şey yapmadıklarının farkında bile değiller. Genç kuşakların "kendi hayatını yaşaması" gerektiğinden söz ederken, bunun ancak, anne babalarından kopuşla mümkün olacağını, çünkü anne-babaların onların kendi hayatlarını yaşamalarının önünde engel oluşturacağını elde var bir sayıyorlar.

Evet, herkes kendi hayatını yaşayacak elbette. Ama bu hayatların kesişmez oluşu doğanın kanunu mu?

İkinci grupta yer alan bazı okurlarım da, "Amerika'yı yeniden keşfe gerek olmadığını", bizim geleneksel aile yapımızın zaten kuşakların bir arada yaşamasını mümkün kıldığını, tek meselenin modern hayatın erozyona uğrattığı aile değerlerinin canlandırılması olduğunu söylüyorlar.

Tabii ben bu gruptakilerin görüşüne de katılmıyorum.

Toprağın ve daracık atelyelerin zorunluluk bağlarıyla birbirine bağladığı, genç kuşağın yaşlı kuşağın otoritesi altında nefes alamadığı geçmişin büyük ailesini 21. Yüzyıla taşıyamayız.

Beyaz tülbentli büyükannelerin kuruldukları köşe minderlerinde "gelin kızın" pişirdiği bol köpüklü kahvelerini höpürdeterek etraflarında oynayan zıplayan bir düzine torunu seyrettiği yaşlılığın asr-ı saadetinin özlemiyle kavrulsak da büyük aileye dönemeyiz. Damatların kayınpeder önünde ayak ayak üstüne atamadığı, gizli gizli sigara içtiği; gelinlerin orta hizmetçisi yerine konduğu o eski ilişkileri diriltmeye çalışmak beyhude...

İhtiyacımız olan yeni ilişkiyi Bit Pazarı'nda bulamayız.

Eğer çocuklarımızı kaybetmek istemiyorsak, bütün tanımlı rollerin dışına çıkıp yetişkin birer birey olarak yeni tip bir ilişki üretmek zorundayız. Sevginin, anne babayla çocuk arasındaki doğal bağın çözülmesinden sonra da -borçluluk, minnet ve şevkât duygularını aşan bir biçimde- sürebilmesi için, ilişkinin bilinçli ve seçilmiş bir ilişkiye dönüştürülmesini denemek; "zorunlu aile"den "gönüllü aile"ye geçişi becermek zorundayız.

Eğer annelik ve babalık rolleri hakkında öğrendiğimiz hemen her şeyi sıkıca bir silkeleyebilir isek bunu belki başarabiliriz.

Farklı kuşaktan insanların yaş ayrımcılığı yapmaksızın gönüllü bir biçimde bir arada yaşadığı; yoğun bir iletişim ve yoğun bir paylaşım içinde birbirlerini her gün yeniden biçimlendirdiği; hiyerarşi ve otoritenin değil; eşitlik ve özgürlüğün esas olduğu yeni bir ortak yaşama türü yaratabiliriz. Yaş farklarından değil ama kişilik farklarından kaynaklanan uyum ya da uyumsuzlukların yaşandığı beraberlikler kurabiliriz.

Ya da en azından böyle beraberliklerin kurulabileceğini baştan reddetmeyiz.

Ama kuşaklararası çatışmanın kaçınılmaz olduğu önyargısını sorgulamadığımız sürece yaşlıların trajik yalnızlığını "olması gereken", "doğal" bir durum olarak algılamamız kaçınılmazdır.

Evet, doğal, tıpkı ölüm kadar doğal...

Değişik yaşlardan insanların birbirinden böylesine koparak yaşamalarının da bu türden bir doğa yasası olduğuna inananlardansanız, yapacağınız hiçbir şey kalmaz. Çocuklarına ve torunlarına hasret yaşlıların hiç değilse bayramdan bayrama el öptürebilmesi için reklam kampanyaları açmaktan başka...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır