kapat

28.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


O adamı manşetlere çıktığı için tanıyoruz

SABAH'ın dünkü manşeti muhteşemdi. Bayramın ilk ışıklarıyla birlikte vicdanlarımızı sızlatan bir haber okuduk.

İhmali yüzünden 18 kişinin çıra gibi yanmasına neden olan, ama hiç hapis yatmadan af sayesinde yine özgürce ve utanmazca dolaşabilen otel sahibi Halil Tozbey'in haberi yüreğimizi sızlattı.

Halil Tozbey aslında 6 yıla mahküm olmuştu. Hukukçu değilim, 18 kişinin ölümüne neden olup 6 yıl ceza almak ne kadar adil hukuken bilemem, ama insani olarak bu cezanın çok az olduğu kanısındayım.

Ancak Tozbey o cezasını bile çekmek için hapse girmemiş. Ortalıktan yok olmuş.

Tanıklar Halil Tozbey'in 4 yıl boyunca Türkiye'de olduğunu hatta işlerini bile yönettiğini sadece ortalıkta pek görünmediğini söylüyorlar.

Halil Tozbey kimbilir hangi şekilde işini halletmiş ve yakalanmamayı başarmış. Sonra da af çıkınca hiç sıkılmadan, çekinmeden doğru savcılığın yolunu tutmuş "Ben" demiş "Aftan yararlanıyorum, verin benim kağıdımı da artık özgürce dolaşayım."

İşte bir kompleks uğruna çıkarılan affın çarpıcı ama vicdanları rahatsız eden sonuçlarından biri.

Ancak şunu unutmayın ki, Halil Tozbey denilen adamın sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi aftan yararlanarak elini kolunu sallayarak ortalığa çıkması, daha önce manşetlere çıktığı için dikkat çekiyor. Oysa hiç şüpheniz olmasın ki manşetlere çıkmayan ama durumu tıpkı Halil Özbey gibi olan nice insan var.

Bu adaletsizliğin toplumsal ve psikolojik faturasını üstlenecek hiç kimse yok ne yazık ki. Aslında var tabii, var tabii de, 3 yıl daha beklemek zorundayız sanki. O da hiç belli olmaz, kahve falları hesap gününü daha önce de olabileceğini söylüyor.

19 milyon liraya kiraz getirmişler
Dünya artık çok değişti. Eskisi gibi değil. Artık hiçbir şeyin ne mevsimi ne dönemi kalmadı. Eskiden bir "turfanda" lezzeti vardı. Herşeyin turfandası makbuldü. Tabii biraz pahalıydı, daha çok zengin işiydi.

Örneğin erik hayatta en sevdiğim meyvaların başında geliyor. Rahatlıkla bir kiloyu bir oturuşta bitiririm. Çocukken her yaz başı çok erik yemekten mutlaka hastalanırdım. İşte, örneğin eriğin bir turfandası vardır. Daha çekirdekleri bile oluşmadan çıkarırlar piyasaya. Amaç biraz daha fazla kazanmak elbette, çünkü turfanda erik pahalı olur.

Çocukken turfanda eve bir kere alınırdı. Babam mutlaka tattırırdı ilk çıkan meyva veya sebzeden. Sonra beklerdik biraz, bollaşsın diye. Bence de normali bu zaten.

Arife günü bayram için biraz alışverişe çıktık. Bayram yemeği için birşeyler alıyoruz. Bir baktım kiraz. Evet, yanlış okumadınız, kiraz. Hem de tam haziran ayında bulduğumuz, o erik tanesi kadar büyük Napolyon kirazlardan.

"Ne kadar kilosu?" diye sordum. "19 milyon 250 bin lira" dedi satıcı. Peki alıcısı var mıymış acaba? "Elbette" dedi satıcı "Alan oluyor, ama öyle kilo kilo değil, yarım kilo, tadımlık alıyorlar."

Biz baktık geçtik tabii, gerçi gözüm kalmadı diyemem, çünkü erikten sonra yine kilo kilo yiyebildiğim tek meyva kiraz. Meğer taaa Şili'den ve Arjantin'den geliyormuş kiraz. Biliyorsunuz oralarda şimdi tam yaz başlangıcı, bizim Haziran ayına denk geliyor yani.

Günümüzde ulaşım da büyük dert değil, yüklüyorsunuz dünyanın bir ucundan meyvayı sebzeyi, bir iki gün içinde sofranızda.

Kirazın bu kadar pahalı olması az gelmesinden, oysa çok talep olsa, bir gemi yüklenip gelse çok daha ucuz olabilir.

Tabii böyle olunca o eski günlerin turfanda tadı da pek kalmadı ama, yılın her ayı, her günü dilediğiniz bir yiyeceği bulmanın keyfi de bir başka.

Ünlülerin gerçek adını biliyor musunuz?

Dünyada da geçerlidir, pekçok ünlü kişi aslında başka isimler taşırlar. Bizlerin bildiği isim başkadır, o kişinin nüfus kağıdında taşıdığı isim başkadır. Tabii böyle olunca özellikle resmi işlemlerde adını gördüğümüz kişinin aslında çok iyi tanıdığımız çok ünlü biri olduğunu anlayamayız.

İsimlerini en çok değiştiren ünlüler sahne sanatçıları, sinema sanatçıları. Ancak başka mesleklerde de adını değiştiren kişilere rastlamak mümkün. Örneğin basın dünyasında kendi orijinal adını kullanmayan ünlü isimler var. Ancak onların isimlerini bugün sizlere vermeyeceğim. Çünkü konumuz daha çok sanatçılarla ilgili.

Peki neden bazı kişiler isimlerini değiştirirler? Bunun birinci nedeni, kimi isimlerin özellikle sahne dünyasında güzel karşılanmayacağı duygusu. Örneğin Kibariye'nin asıl adı Bahriye Tokmak. Şimdi bu isim de soyadı da sahnede hoş kaçmayabilir.

İsim değişikliğinde ikinci neden şu: Bunu ben de yeni öğrendim, zamanında evinden izinsiz olarak İstanbul'a gelen, bu sırada ünlü olanların kullandığı bir yöntemmiş. Kendi adıyla ortaya çıktığında köyünden kasabasından birinin tanıması mümkün. Ama isim tamamen başka, bir de makyajla falan tanınmaz hale gelinince bir tür güvenlik oluyormuş.

Bir de sahneye çok uygun olması açısından bulunan isimler var. Örneğin İbrahim Tatlıses'in asıl soyadı Tatlı, ama Tatlıses ünlü türkücüyle daha bütünleşen bir soyadı.

Kimi ünlüler de ilk başlarda takma olarak kullandıkları isim ve soyadlarını daha sonra mahkeme kararıyla resmen üzerlerine almışlar.

Şimdi, bugüne kadar pekçok kere yayınlanmış olsa da, asıl ismi ile bizim tanıdığımız isimleri farklı olan sanatçıları saymak istiyorum. Bazılarını bilsek de ilginç olacaktır sanıyorum.

Cüneyt Arkın: Fahrettin Cüreklibatur

Tarık Akan: Tarık Üregül,

İbrahim Tatlıses: İbrahim Tatlı

Sezen Aksu: Fatma Sezen Yıldırım

Mahsun Kırmızıgül: Abdullah Bazencir

Serpil Çakmaklı: Serpil Dönmez

Perran Kutman: Perran Kanat

Ahu Tuğba: Tuğba Çetin

Bülent Ersoy: Bülent Erkoç

Kibariye: Bahriye Tokmak

Deniz Akbulut: Mukaddes Akbulut

Engin Çağlar: Çağlan Övet

Ekrem Bora: Ekrem Uçak

Ferdi Tayfur: Turhan Bayburt

Fikret Hakan: Bumin Gaffar Çıtan

Gökhan Güney: Mehmet Yüceer

Gönül Yazar: Gönül Özyeğiner

Gülden Karaböcek: Saniye Gülden

Güngör Bayrak: Şerife Bayrak

Murat Soydan: Rüjdan Tercan

Neco: Tahir Nejat Özyılmaz

Nuri Sesigüzel: Nuri Kaçtaş

Nil Burak: Nihal Munsif

Orhan Gencebay: Orhan Kençebay

Muazzez Ersoy: Hatice Yıldız Levent

Suna Yıldızoğlu: Sonja Eadiy

Tolgahan: Mustafa Çingitaş

Banu Alkan: Renka Bronkavi

Kenan Pars: Kirkor Cezveciyan

Ahmet Özhan: Ahmet Şükrü Kadıöz

Doğuş: Orhan Baltacı

Zeytinburnu Sofya TIR hattı
İki arkadaş yıllar sonra karşılaşır. Birinin saç sakalı birbirine karışmış. Gözlerinin feri sönmüş. Bitkin halde..

"Bu ne hal" der öteki..

"Sorma" diye dertli dertli başlar, bitkin olanı.. "Uyku sorunum var.."

"Erken yat.."

"Sorun da orda başlıyor zaten.. Saat sekizde uykum geliyor. Yatağa yatıyorum. Hemen gözlerim kapanıyor. Kapanır kapanmaz da kendimi koca bir TIR'ın direksiyonunda buluyorum. Zeytinburnu'ndan yükü sarıyorum.. Edirne, geç Bulgaristan, Sofya'da mal indiriyorum. Yeni malı yüklüyorum, aynı hızla, gene Zeytinburnu'na geliyorum ki sabah olmuş. Turşu gibi kalkıyorum yataktan.. Bu her gece böyle.."

"Aaaa" der arkadaşı.. "Benim bir ruh doktoru arkadaşım var. Kartını vereyim. Bir dene, belki faydası olur.."

Adam doktora gider son bir ümitle.. Doktor uzun uzun dinler..

Sonra anlatır: "Bu gece Zeytinburnu'ndan çıktığında, Florya'daki Shell istasyonunda seni bekleyeceğim, sorunu da çözeceğim merak etme.." Adamın pek aklı basmaz ama, uykuya dalar dalmaz, malı yükleyip yola çıkınca, Florya benzin istasyonunda doktora sahiden rastlamaz mı?.. Durdurur TIR'ı.. Doktor yanına gelir.. "Tamam" der, "Senin yolun bu kadar.. Bundan ötesi bana ait. Hadi in.." Adam TIR'dan iner.. Ondan sonra ve o günden sonra, artık rahat rahat uyur, sağlığına kavuşur..

Birkaç hafta sonra, bu defa, o uzun zamandır görmediği bir arkadaşına rastlar.. Bakar tipi kendi eski hali.. Bitkin zavallı.. "Hayrola" der..

"Vallahi uyku sorunum var" der, öteki.. "Gece sekizde uykum geliyor. Yatıyorum.. Beş çılgın kadın.. Sharon, Claudia, Cindy, Naomi, Laetita!.. Sabaha kadar nasıl saldırıyorlar bana.. Yani keyifli de, bittim birader.. Bittim.. Çıldırmak üzereyim.."

"Tesadüfe bak" der, bizimki.. "Benim de benzeri bir sorunum vardı.. Bir doktor tavsiye ettiler. Gittim. Bir seansta çözdü.. İşte kartı, bir de sen uğra.." Bir hafta sonra iki arkadaş tekrar karşılaşır. Bitkin adamın hali eskisinden beter.

"Ne oldu yahu.. Gitmedin mi benim doktora" der, bizimki..

"Gittim.. Gitmez olur muyum?.. Bu halimin sebebi o.. Senin de, doktorunun da Allah layığınızı versin.."

"Ne oldu yahu, anlatsana.."

"Daha ne olacak?.. Senin doktor benden kadınları aldı. Altıma bir TIR verdi. Her gece Zeytinburnu-Sofya gidip geliyorum.."

* Büyük operasyondan sonra cezaevlerinin durumu nasıl?

* F tipine nakledilen mahkümlar ne yapıyor?

* Cezaevlerinde ölüm oruçları sürüyor mu?

* Sürüyorsa bu insanlar nasıl dayanıyor?

* Örgüt açıklamaları ne kadar gerçek?

* Devlet açıklamaları ne kadar gerçek?

* İstanbul'un göbeğindeki cezaevleri duracak mı?

* Bunların kent dışına çıkarılması düşünülüyor mu?

* Cezaevlerinden hala mesajlar geliyor, anlatılanlar doğru mu?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır