Dünya artık çok değişti. Eskisi gibi değil. Artık hiçbir şeyin ne mevsimi ne dönemi kalmadı. Eskiden bir "turfanda" lezzeti vardı. Herşeyin turfandası makbuldü. Tabii biraz pahalıydı, daha çok zengin işiydi.
Örneğin erik hayatta en sevdiğim meyvaların başında geliyor. Rahatlıkla bir kiloyu bir oturuşta bitiririm. Çocukken her yaz başı çok erik yemekten mutlaka hastalanırdım. İşte, örneğin eriğin bir turfandası vardır. Daha çekirdekleri bile oluşmadan çıkarırlar piyasaya. Amaç biraz daha fazla kazanmak elbette, çünkü turfanda erik pahalı olur.
Çocukken turfanda eve bir kere alınırdı. Babam mutlaka tattırırdı ilk çıkan meyva veya sebzeden. Sonra beklerdik biraz, bollaşsın diye. Bence de normali bu zaten.
Arife günü bayram için biraz alışverişe çıktık. Bayram yemeği için birşeyler alıyoruz. Bir baktım kiraz. Evet, yanlış okumadınız, kiraz. Hem de tam haziran ayında bulduğumuz, o erik tanesi kadar büyük Napolyon kirazlardan.
"Ne kadar kilosu?" diye sordum. "19 milyon 250 bin lira" dedi satıcı. Peki alıcısı var mıymış acaba? "Elbette" dedi satıcı "Alan oluyor, ama öyle kilo kilo değil, yarım kilo, tadımlık alıyorlar."
Biz baktık geçtik tabii, gerçi gözüm kalmadı diyemem, çünkü erikten sonra yine kilo kilo yiyebildiğim tek meyva kiraz. Meğer taaa Şili'den ve Arjantin'den geliyormuş kiraz. Biliyorsunuz oralarda şimdi tam yaz başlangıcı, bizim Haziran ayına denk geliyor yani.
Günümüzde ulaşım da büyük dert değil, yüklüyorsunuz dünyanın bir ucundan meyvayı sebzeyi, bir iki gün içinde sofranızda.
Kirazın bu kadar pahalı olması az gelmesinden, oysa çok talep olsa, bir gemi yüklenip gelse çok daha ucuz olabilir.
Tabii böyle olunca o eski günlerin turfanda tadı da pek kalmadı ama, yılın her ayı, her günü dilediğiniz bir yiyeceği bulmanın keyfi de bir başka.
Ünlülerin gerçek adını biliyor musunuz?
Dünyada da geçerlidir, pekçok ünlü kişi aslında başka isimler taşırlar. Bizlerin bildiği isim başkadır, o kişinin nüfus kağıdında taşıdığı isim başkadır. Tabii böyle olunca özellikle resmi işlemlerde adını gördüğümüz kişinin aslında çok iyi tanıdığımız çok ünlü biri olduğunu anlayamayız.
İsimlerini en çok değiştiren ünlüler sahne sanatçıları, sinema sanatçıları. Ancak başka mesleklerde de adını değiştiren kişilere rastlamak mümkün. Örneğin basın dünyasında kendi orijinal adını kullanmayan ünlü isimler var. Ancak onların isimlerini bugün sizlere vermeyeceğim. Çünkü konumuz daha çok sanatçılarla ilgili.
Peki neden bazı kişiler isimlerini değiştirirler? Bunun birinci nedeni, kimi isimlerin özellikle sahne dünyasında güzel karşılanmayacağı duygusu. Örneğin Kibariye'nin asıl adı Bahriye Tokmak. Şimdi bu isim de soyadı da sahnede hoş kaçmayabilir.
İsim değişikliğinde ikinci neden şu: Bunu ben de yeni öğrendim, zamanında evinden izinsiz olarak İstanbul'a gelen, bu sırada ünlü olanların kullandığı bir yöntemmiş. Kendi adıyla ortaya çıktığında köyünden kasabasından birinin tanıması mümkün. Ama isim tamamen başka, bir de makyajla falan tanınmaz hale gelinince bir tür güvenlik oluyormuş.
Bir de sahneye çok uygun olması açısından bulunan isimler var. Örneğin İbrahim Tatlıses'in asıl soyadı Tatlı, ama Tatlıses ünlü türkücüyle daha bütünleşen bir soyadı.
Kimi ünlüler de ilk başlarda takma olarak kullandıkları isim ve soyadlarını daha sonra mahkeme kararıyla resmen üzerlerine almışlar.
Şimdi, bugüne kadar pekçok kere yayınlanmış olsa da, asıl ismi ile bizim tanıdığımız isimleri farklı olan sanatçıları saymak istiyorum. Bazılarını bilsek de ilginç olacaktır sanıyorum.
Cüneyt Arkın: Fahrettin Cüreklibatur
Tarık Akan: Tarık Üregül,
İbrahim Tatlıses: İbrahim Tatlı
Sezen Aksu: Fatma Sezen Yıldırım
Mahsun Kırmızıgül: Abdullah Bazencir
Serpil Çakmaklı: Serpil Dönmez
Perran Kutman: Perran Kanat
Ahu Tuğba: Tuğba Çetin
Bülent Ersoy: Bülent Erkoç
Kibariye: Bahriye Tokmak
Deniz Akbulut: Mukaddes Akbulut
Engin Çağlar: Çağlan Övet
Ekrem Bora: Ekrem Uçak
Ferdi Tayfur: Turhan Bayburt
Fikret Hakan: Bumin Gaffar Çıtan
Gökhan Güney: Mehmet Yüceer
Gönül Yazar: Gönül Özyeğiner
Gülden Karaböcek: Saniye Gülden
Güngör Bayrak: Şerife Bayrak
Murat Soydan: Rüjdan Tercan
Neco: Tahir Nejat Özyılmaz
Nuri Sesigüzel: Nuri Kaçtaş
Nil Burak: Nihal Munsif
Orhan Gencebay: Orhan Kençebay
Muazzez Ersoy: Hatice Yıldız Levent
Suna Yıldızoğlu: Sonja Eadiy
Tolgahan: Mustafa Çingitaş
Banu Alkan: Renka Bronkavi
Kenan Pars: Kirkor Cezveciyan
Ahmet Özhan: Ahmet Şükrü Kadıöz
Doğuş: Orhan Baltacı
"Bu ne hal" der öteki..
"Sorma" diye dertli dertli başlar, bitkin olanı.. "Uyku sorunum var.."
"Erken yat.."
"Sorun da orda başlıyor zaten.. Saat sekizde uykum geliyor. Yatağa yatıyorum. Hemen gözlerim kapanıyor. Kapanır kapanmaz da kendimi koca bir TIR'ın direksiyonunda buluyorum. Zeytinburnu'ndan yükü sarıyorum.. Edirne, geç Bulgaristan, Sofya'da mal indiriyorum. Yeni malı yüklüyorum, aynı hızla, gene Zeytinburnu'na geliyorum ki sabah olmuş. Turşu gibi kalkıyorum yataktan.. Bu her gece böyle.."
"Aaaa" der arkadaşı.. "Benim bir ruh doktoru arkadaşım var. Kartını vereyim. Bir dene, belki faydası olur.."
Adam doktora gider son bir ümitle.. Doktor uzun uzun dinler..
Sonra anlatır: "Bu gece Zeytinburnu'ndan çıktığında, Florya'daki Shell istasyonunda seni bekleyeceğim, sorunu da çözeceğim merak etme.." Adamın pek aklı basmaz ama, uykuya dalar dalmaz, malı yükleyip yola çıkınca, Florya benzin istasyonunda doktora sahiden rastlamaz mı?.. Durdurur TIR'ı.. Doktor yanına gelir.. "Tamam" der, "Senin yolun bu kadar.. Bundan ötesi bana ait. Hadi in.." Adam TIR'dan iner.. Ondan sonra ve o günden sonra, artık rahat rahat uyur, sağlığına kavuşur..
Birkaç hafta sonra, bu defa, o uzun zamandır görmediği bir arkadaşına rastlar.. Bakar tipi kendi eski hali.. Bitkin zavallı.. "Hayrola" der..
"Vallahi uyku sorunum var" der, öteki.. "Gece sekizde uykum geliyor. Yatıyorum.. Beş çılgın kadın.. Sharon, Claudia, Cindy, Naomi, Laetita!.. Sabaha kadar nasıl saldırıyorlar bana.. Yani keyifli de, bittim birader.. Bittim.. Çıldırmak üzereyim.."
"Tesadüfe bak" der, bizimki.. "Benim de benzeri bir sorunum vardı.. Bir doktor tavsiye ettiler. Gittim. Bir seansta çözdü.. İşte kartı, bir de sen uğra.." Bir hafta sonra iki arkadaş tekrar karşılaşır. Bitkin adamın hali eskisinden beter.
"Ne oldu yahu.. Gitmedin mi benim doktora" der, bizimki..
"Gittim.. Gitmez olur muyum?.. Bu halimin sebebi o.. Senin de, doktorunun da Allah layığınızı versin.."
"Ne oldu yahu, anlatsana.."
"Daha ne olacak?.. Senin doktor benden kadınları aldı. Altıma bir TIR verdi. Her gece Zeytinburnu-Sofya gidip geliyorum.."
* Büyük operasyondan sonra cezaevlerinin durumu nasıl?
* F tipine nakledilen mahkümlar ne yapıyor?
* Cezaevlerinde ölüm oruçları sürüyor mu?
* Sürüyorsa bu insanlar nasıl dayanıyor?
* Örgüt açıklamaları ne kadar gerçek?
* Devlet açıklamaları ne kadar gerçek?
* İstanbul'un göbeğindeki cezaevleri duracak mı?
* Bunların kent dışına çıkarılması düşünülüyor mu?
* Cezaevlerinden hala mesajlar geliyor, anlatılanlar doğru mu?