Hapiste öleceğime inandım
Mısır Çarşısı patlamasının sanığı olarak 2.5 yıl boşu boşuna hapis yatan Pınar Selek, SABAH'a konuştu. PInar, neden sosyolog olduğunu, kendini sokak çocuklarına adadığını ve hapishane günlerini anlattı
Beynime tabanca dayayıp "İsim ver, kimler yardım etti" diye tehdit ettiler. Hatta öleceğime yüzde yüz inandım
Salı günlerinin uğursuzluğuna beni inandıran annem Pınar'ın özgürlüğüne Salı günü kavuştuğunu görseydi bütün yasakları kaldırırdı. Ve benimle birlikte Pınar hapishaneden çıkarken sevinç çığlıkları atardı.
Hiç tanımadığım ama 2.5 yıldan beri kızının masumiyetine inanarak davasını yürüten Avukat Alp Selek'in evine gittim. Kapıda genç gazeteci arkadaşlar Pınar'la ilk defa görüşmek için nöbet tutuyorlardı. Henüz yemek yemeye başlayan Selek Ailesi önüme dostlarının yaptığı nefis yoğurtlu bir çorbayı koydu. Pınar yanıma gelip oturuncaya kadar aile fertleri hakkında hayli bilgi edindim.
Anne Ayla Selek "Cumhuriyet Eczanesi"ni kalp ameliyatı oluncaya kadar işletmişti. Kız kardeş 2'nci kez üniversite eğitimi ve master'ı yapmakla meşguldü. Baba Alp Selek, Nazım Hikmet'in en yakın arkadaşlarından, milletvekili ve hukukçu Cemal Hakkı Selek'in oğluydu. Barış Derneği davasından 4.5 yıl hapiste kalan Alp Selek, kızının da avukatı. Pınar günlerden beri su akmayan bir koğuştan çıkıp eve gelince doğru banyoya girmiş. Onun suya doymasını beklerken, Alp Selek hapishanedeki keşiflerinden birinin salatalıktan tıpkı kabak gibi dolma, Pınar içerdeyken koğuşun tüm reçelini eliyle yaptığını anlatırken evdeki tarhananın da kendi imâlatı olduğunu tarifiyle anlattı. Ve bir kavanoz tarhanayı doldurup, çantama koydu.
PINAR İÇERİ SÜZÜLDÜ
Sobetimiz devam ederken yanındaki sandalyeye ilişen narin genç kızın "Leyla teyzeciğim, ben Pınar" demesiyle irkildim. Koyu yeşil bol kazağı, dar pantolonu ile bir lise öğrencisine benzeyen bu güzel yaratığı bağrıma bastım... Öptüm.. Öptüm... Ve harikulâde güzel bakan gözlerini uzun uzun seyrettikten sonra: "Pınar" dedim, "Senin gazetelerdeki fotoğraflarını gördükten sonra Emniyet Müdürü Hasan Özdemir'i aradım ve "Bu kızın bomba ile bırakın insanları öldüreceğine, karıncaları bile ezeceğine dahi inanmam. Çok büyük bir hata yapıyorsunuz" dedim. Müdürün yanıtı aynen şuydu: Kanıtı var; "Elinde bombayla yakaladık." Allahtan o günden itibaren ailemin fertleri dahil, önüme gelene senin asla şiddete dayalı hiçbir şey yapamayacağını söyledim. Ve bu gece ailenin ve senin mutluluğunu paylaşmak için geldim."
Yüzündeki hüznü bir türlü mutluluğa dönüştüremediğini görünce "Evine, yatağına ve duşuna 2.5 yıl sonra kavuşmanı niçin böyle soğukkanlılıkla karşılıyorsun?" diye sordum.
Neredeyse ağlayacaktı. Sonra konuşmaya başladı. Saat 8'de başladığımız bu sohbet geceyarısı 12'de sona erdi. Daha doğrusu ayrılırken boynuma sarıldı: "Ne olur, en kısa sürede birlikte olalım. Sizinle paylaşacak o kadar çok şeyimiz var ki".. dedi. Ve saatlerce heyecanla dinlediğim, yazsam bir kitap yapabileceğim Pınar'ın öyküsünden ancak kısa notlar verebiliyorum:
Ben dokuz yaşındayken babam hapse girdi. Küçük olduğum için koğuşta saatlerce kalmama izin verilirdi. Ve o zaman aydın olanların cezaevinden geçmeden Türkiye'de barış için birşeyler yapamayacağına inanmazdım.
Ama Bağdat Caddesi'ndeki evimize dönünce Dame de Sion gibi bir okulda okuyunca oradaki insanların hapishanedekilerle hiçbir ilgisinin olmadığını görürdüm. Nitekim 12 Eylül'ü yaşayıp Kenan Evren'nin "Türkiye'nin aydına ihtiyacı yoktur" sözlerini duyunca bazı şeyleri öğrenmek için iyice içine girmek gerektiğini anladım. Hattâ sokakta birine kızınca "Sen görürsün", babam hapisten çıkınca herşey nasıl hallolacak..."derdim
MÜCADELE KOLAY DEĞİL
Tabii babamlar hapisten çıkınca müthiş bir hayal kırıklığı yaşadım. Sonra büyüdüm. Onların süpermen olmadıklarını gördüm. Okudukça Türkiye'de demokrasi mücadelesi vermenin kolay olmadığını anladım. Ve sosyolog olmaya karar verince sokak çocuklarıyla, travestilerle, ilgilendim. Çocuklarla birlikte kaldım, genelevlerde kadınlarla yaşadım ve PKK'lılarla görüştüm. 730 sayfalık bir araştırma hazırladım. Fransa'dan çağrıldım. Hocalık teklifi aldım ama Türkiye'de kalmayı tercih ettim.
Mısır Çarşısı'na en son ne zaman gittiğimi bile hatırlamam
Sıraselviler'de travesti, sokak çocukları ve araştırmacı arkadaşların kapısı herkese açık, bir atölyemiz vardı. Beni hapise gönderen bir çantada bomba yapımında kullanılan bir takım maddeler bulmuşlar. Kimin koyduğu hâlâ bilinmeyen bir çanta...
Ben ömrümde Mısır Çarşısı'na ne zaman gittiğimi bile hatırlamıyorum Ama hapisaneye girdikten hemen sonra delilleriyle bomba atılmadığı bizzat polisçe ortaya çıktığı ve bana bir komplo kurulduğu halde dosyaların incelenmesi 2.5 yıl sürdü. Düşünün bir hapisanede 12 bin siyasi suçlu var ve onbinlerce dosya bekliyor.
Hiçbir siyasi mahkum benim kadar şanslı değil. Çünkü onların ne babam gibi mükemmel bir avukatı ve ona yardım eden 103 avukat arkadaşı var. İşte ben bu nedenlerle, arkamda bıraktığım, masumiyetine inandığım sürüyle arkadaşımı düşünerek yaşadıkça bugün özgürlüğüme sevinebilir miyim?
BAŞIMA ELEKTRİK VERİLDİ
Evet, ben de işkence gördüm. Başıma elektrik verildi, Filistin askısının ne olduğunu canım yanınca anladım. Beynime tabanca dayanıp, tetik çekilip "İsim ver, kimler yardım etti?" diye tehdit edildim. Hattâ öleceğime yüzde yüz inandım. Ama hiçbir zaman araştırmaktan vazgeçmedim.
Dostlarım, kitap evleri ve hiç tanımadığım yüzlerce vatandaş sayısız kitap, mektup yolladılar. Sokak çocuklarım ve travesti arkadaşlarım beni bir an yalnız bırakmadılar. "Seni toplumsal olarak öldüreceğiz" diyenlerin baskılarına en iyi yanıtın benden aldıkları araştırmanın yerine hazırlayacağım daha kapsamlı ve deneyimli bir kitap olacağına inanıyorum."
Pınar'ın cesareti, metaneti ve ömründen çalınan 2.5 yılın hesabını kimseden sormaması karşısında ne hissettiğimi anlatacak sözleri bulamıyorum. Ama Pınar sayesinde insanların hele çocukların geleceğine daha bir ümitle bakıyorum.
LEYLA UMAR
|