


Hukuk işte bunun için gerekli
Hepimizin yüreğini karartmıştı Mısır Çarşısı dehşeti. Bir dönercide patlama olmuş, 7 kişi hayatını kaybetmişti.
İster istemez akla ilk gelen "Bu bir bombalama mı?" sorusu oldu. PKK büyük kentlerde bazı eylemlere kalkışmıştı. Mısır Çarşısı patlaması bununla bağlantılı olabilirdi.
Nitekim "uzmanlar!" ilk ağızda yaptıkları açıklamalarda "Dönerciye bomba konmuş, amaç çok kalabalık yerlerde terör olaylarına neden olup halkı korkutmak, sindirmek, devleti ise zayıf göstermek" demişlerdi.
Sonra bir "kız!" yakalandı. Evinde bomba yapmaya yarayan bazı malzemeler bulunmuştu, çelişkili açıklamalar yapıyordu, Mısır Çarşısı'ndaki bombayı koymuştu. Böyle açıkladı polis. Kız yakalandı, itile kakıla emniyete götürüldü. Kimbilir ne de dayak yedi.
Kızın adı Pınar Selek'ti. İfadesinde sosyolog olduğunu, PKK'yı ve Kürt sorununu araştırdığını, evinde PKK ile ilgili bulunan kitap ve bazı belgeler bu yüzden olduğunu söyledi.
Pınar Selek tam 2.5 yıldır cezaevinde, tutuklu olarak bekliyor. Devlet ise Mısır Çarşısındaki patlamanan bomba yüzünden mi yoksa başka nedenlerle mi olduğunu saptayamıyordu.
Sonunda bu saptama yapıldı. Mısır Çarşısı'nda patlayan 7 kişinin ölümüne 21 kişinin yaralanmasına, Pınar Selek'in ise "bombacı" olarak hapiste tutulmasına neden olan şey bomba değil, tüpgazdı.
Şimdi Pınar Selek bugün yarın tahliye edilebilir. Dava başka tarafa dönebilir.
Hukukun önemi
Bu köşede sık sık "Türkiye bir hukuk devleti olmak zorunda" diyorum. Çünkü adaletin olmadığı ya da geç tecelli ettiği bir ülkede insanların mutluluğu, refah içinde yaşaması, huzur dolu olması mümkün değil.
Adalet ise çok hassas bir konu. Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi olmayabilir. İşte hukuk hassas bir terazi gibi bize yol gösteren rehberdir.
Hukukta duygulara, tahminlere, dileklere yer yoktur. Eğer siz hukuku bir kenara bırakır ve duygularınızla, siyasi görüşlerinizle, önyargılarınızla hareket ederseniz adaleti hiçbir zaman yerine getiremezsiniz. Adalet yerine gelmediğinde toplum vicdanları rencide olur. Bunu belki gözle görmezsiniz ama bu rencide olmanın yaratacağı hasar uzun sürede karşınıza çıkar.
Pınar Selek adı kamuoyunda çok tartışıldı. Selek bomba olayı ile hiç ilgisi olmadığını, masum olduğunu söyledi sürekli, ama bir kesim onu çoktan mahküm etmişti.
O da bir teröristti, hakkı, hukuku olsa ne olacaktı, 7 kişinin katili değil miydi?
Ama değilmiş işte. Şimdi vicdanlar sızlamayacak mı?
Sızlayacak tabii, sızlamalı da. Sızlamalı ki "Hukukun birgün bize de lazım olacağını düşünerek" bundan sonra hukuka aykırı olan her hareketin karşısında olalım.
Bir 'Haliç cinayeti' vardı
1970'li yılların sonuydu. O zaman Günaydın Gazetesi'ndeydik. Polis Haliç'de çuval içinde bir ceset buldu. Cesedin kimliği belirsizdi, tanınması mümkün değildi. Hummalı biçimde katil aranmaya başlandı. Sonunda galiba amelelik yapan genç bir kişi gözaltına alındı.
Birkaç gün sonra gazete okurları müthiş bir cinayet haberiyle sarsıldı. Yakalanan genç, tartıştığı bir kişiyi öldürdüğünü, sonra bir torbaya koyup Haliç'e attığını itiraf etmişti.
Bu itiraf tüyler ürperticiydi. Çünkü katil herşeyi açık açık anlatıyor, büyük bir soğukkanlılık örneği gösteriyordu.
Kamuoyu bu katili lanetlerken, inanılmaz bir şey oldu. Öldürülüp, çuvala konduğu ve Haliç'e atıldığı söylenen kişi ortaya çıktı. Öldürülmemişti, sapasağlam ayaktaydı.
Peki ya o itiraflar neydi? O ballandıra ballandıra anlatılan cinayet sahneleri?
Belli ki polis cinayeti(!) kendi yöntemiyle çözmüştü. Tabii o genç kurtuldu, ona itirafında yardımcı olan polislere işten el çektirildi. Ama çuvalın içinde kim olduğu ve kimin öldürdüğü hiç öğrenilemedi.
Demek ki, bazen bizzat itiraflar bile gerçeği yansıtmayabilir. İşte hukuk bunun için çok gerekli.
Denizli'ye ve Fenerbahçe'ye güvenmeyenlere en güzel cevap
Fenerbahçeliler, beş yıl şampiyon olamamanın sıkıntısını ve ezikliğini üzerlerinden bir türlü atamıyorlar.
Bu sezonun başından beri tanıdığım veya bana mesajlarla ulaşan tüm Fenerbahçeliler'den aldığım izlenim hep "olumsuzdu."
Çünkü herkesini içinde bir korku vardı. "Mustafa Denizli ile bu takım gidecek mi?" sorusu beyinleri kemiren ilk konuydu. Ardından "Bu yıl da takım iyi olmadı" endişeleri dile getiriliyordu.
Bakıyorum da, bu endişeler ve korkular hala giderilemedi. Yine eskiden olduğu gibi Fenerbahçeli kime rastlasam "Ne olacak bizim takımın hali?" diye soruyor
Açıkçası öfkelenmemek elde değil. Ne istiyorsunuz yani?
Fenerbahçe şu anda averajla ikinci durumda. Liglerin en çok gol atan takımı. Böyle giderse gol rekoru kıracak. Kendi sahasında hiç yenilmeyen takım. Galatasaray gibi en önemli rakibine, üstelik onun sahasında yenilmemiş.
Lig fikstürüne bakılınca da derbi maçları açısından çok şanslı durumda.
Takım oturmuş, oyuncular birbirini tanıyor va daha iyi oynuyor. Peki bu durumda Fenerbahçe'nin ve Denizli'nin daha ne yapması gerek?
Bu arada bazı spor yazarlarını da anlamakta zorluk çekiyorum. Öyle sanıyorum ki, bunlar kendi sözlerinin dinlenmemesinden son derece rahatsız. Bu nedenle ligin başından beri "Fenerbahçe'nin bu yıl da hüsrana uğrayacağını" yazdılar sürekli.
Fenerbahçe puan cetvelinde zirveye oturmuş durumda. Bu kez spor yazarları "Fenerbahçe aslında çok kötü, böyle giderse takım şişecek, siz bakmayın şimdi iyi gibi göründüklerine" türünden yazılar yazıyorlar.
Allahım sen hepimizin aklını koru.
Bilgisayarı merak eden öğrenciler
Adıyaman'dan bir mektup aldım. Bir öğretmen öğrencilerinin bilgisayarı duyduklarını ama görmedikleri için merak ettiklerini söylüyor sonra da bizlerden bir istekte bulunuyor.
Mektubu aynen yayınlıyorum, ilginizi de rica ediyorum:
Merhaba; köşenizden bizlerinde seslerimizi duyurabilmesine olanak verdiğiniz için teşekkürler. Ben Adıyaman'da köyde görev yapan fen bilgisi öğretmeniyim.
Öğrencilerimiz bilgisayarı çok merak ediyorlar ama okulumuzun maddi durumu uygun olmadığı için bilgisayar alamıyoruz. Ellerinde fazla veya kullanmadığı eski bilgisayarları olan kurum, okul ve şirketlerin bu bilgisayarlarını okulumuza vermeleri biz öğretmenleri ve öğrencilerimizi çok sevindirecektir. Teşekkür ederim.
Adres:Doyran İlköğretim Okuluf Merkez/ADIYAMAN Okul Telefonu: 0416/ 275.41.11