kapat

24.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )


Şimdi reform zamanı

Cezaevleri operasyonu başladığından bu yana, yetkililerden, cezaevlerinin nasıl örgüt karargâhı olduğuna dair şikayetler dinleyip duruyoruz. Adalet Bakanı ve Başbakan sık sık bu cezaevlerine dokuz yıldır giremediklerini ifade ediyorlar. İçişleri Bakanı, "ele geçirilen" cezaevlerini basına açarak, "rezaleti" göstereceğini söylüyor.

Bütün bunlar çok garip.
Çünkü bize gösterilen bu rezalet, yetkililerin rezaleti. Bu konuda şikayet mercii biz değiliz. Bizim sorumlulardan şikayetçi olmamız gereken bir konuda, sürekli sorumlulardan şikayet dinliyoruz.

Ve artık, şikayet istemiyoruz. Başta Adalet Bakanlığı olmak üzere, cezaevi savcılarının, müdürlerinin görevlerini yapmalarını istiyoruz.

***

F Tipi cezaevlerine nakiller, ağır bir bedel ödenerek de olsa gerçekleşti.

Şimdi sıra, Adalet Bakanı Türk'ün verdiği sözleri hayata geçirmesinde...

Sayın Türk, Terörle Mücadele Yasası'nın ilgili maddesini değiştireceklerine ve "tutuklu ve hükümlülerin sosyal birlikteliğini açıkça öngören bir yapıya kavuşturacaklarına" daha Ağustos ayında söz vermişti. Bu söz sadece içerdekilere değil, tüm kamuoyuna, hücrenin insanlık dışı bir uygulama olduğunu söyleyen herkese verilmiş bir sözdür. Cezaevlerine müdahale koşullarında, F Tipleri'ni sözkonusu yasal değişiklikleri yapmadan devreye sokmak kaçınılmaz hale gelmiş olabilir. Ama TMY'nın 16. Maddesi'ni kaldırmak bu sözü verenlerin boynunun borcudur.

İkinci nokta, cezaevi denetleme kurullarının kurulmasıdır. Tarafsız olacağı söylenen bu denetleme kurullarının bir an önce kurulması ve sağlıklı bir şekilde işlemesi için derhal harekete geçilmelidir.

Üçüncüsü, artık şu "hasta tutuklu ve hükümlüler dramı"na bir son verilmelidir. Bir tutuklu ya da hükümlünün tedavi görmesi ya da hastaneye sevkedilmesi için ille de ölümcül hasta olması gerekmez. Kaldı ki şimdiye kadar cezaevi yönetimleri ölümcül hastalar için bile parmaklarını kıpırdatmamayı gelenek haline getirmişlerdir.

Dördüncüsü, F Tipleri için hazırlanacağı söylenen Cezaevi İç Yönetmeliği'nin, keyfiliğe yol açacak belirsiz hükümler içermeyen objektif kurallar getiren çağdaş bir tarzda düzenlenmesidir.

Ama bu da tamamen, devletin islah anlayışını değiştirmesine bağlıdır.

Devletin yerleşik islah anlayışı esas olarak davranışları değil, fikirleri islah etmeyi öngörüyor. Bunun da temelinde, fikri eylemden çok daha büyük suç olarak görmesi yatıyor. Cezaevi yönetimiyle tutuklular arasındaki gerginliklerin bir çoğu bu anlayıştan kaynaklanıyor. Cezaevi yönetimi "eline düşen" hükümlüyü, kendince "iyi vatandaş" "iyi insan" yapmaya çalışmayı, istediği biçime sokmak için kişiliğini eğip bükmeyi meşru görüyor.

Oysa islah denen şey, fikirlerin değil, davranışların islahı olabilir ancak. Davranışların islahı deyince de, hoşa gitmeyen davranışlar değil, suç olan ve başkalarına zarar veren davranışlar anlaşılmalıdır.

Ama devletin islah anlayışını değiştirmesi yetmez. Bir de bu değişikliğin onu uygulayacak olanlara benimsetilmesi, bir başka deyişle gardiyanlar başta olmak üzere cezaevi görevlilerinin yeniden eğitilmesi gerekir.

Cezaevleri, şimdiye kadar ideolojik devletle karşıtları arasında en şiddetli çatışmaların yaşandığı sınır karakolları olagelmiştir. İnfaz görevlileri de, bu sınır karakollarında, "cumhuriyet düşmanlarına karşı yürütülen kutsal savaşın neferleri"...

Bu anlayış değişmeden; infaz görevlisi, karşısındaki hükümlünün düşman değil, suçlu vatandaş olduğunu kavramadan; kendisinin de cezaevinde yasaların ve kuralların uygulanmasından sorumlu basit bir memur olduğunu içselleştirmeden, yapılacak reformlar yine güdük kalacaktır.

***

Haziran ayında yazdığım ilk mektupta, cezaevindeki bir tutukluya şöyle demiştim:

"Ben kendi payıma, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün o toplantıda bize verdiği teminatların sıkı takipçisi olacağıma ve söylenenler doğru çıkmadığı takdirde kalemimin bütün gücüyle yanınızda olacağıma söz veriyor, senden ve arkadaşlarından sağduyulu davranmanızı istiyorum."

O tutuklu şimdi yaşıyor mu, yaşamıyor mu, kendini yakanlardan mıydı, yoksa açlıktan ölüme mahkum edenlerden miydi, bilmiyorum. Ama o yaşasa da yaşamasa da, ben ona ve arkadaşlarına verdiğim sözü tutacağım.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır