kapat

24.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )


Ve gemi giderek uzaklaşıyor bizden...

Akşam karanlığında kasaba halkı sahilde toplanır: Gelin gibi süslenmiş, ışıl ışıl yolcu gemisini seyretmeye gelmişlerdir.

Kimbilir ne renkli hayatlar vardır o gemide.

Kimbilir yolcularını alıp hangi uzak ve güzel limanlara götürecektir.

Kendileri ise o kasabada ömür tüketmeye yazgılıdır. Bu kaderi değiştirmek ellerinden gelmez.

Ve sonra limandan demir alan geminin uzaklaşmasını büyük bir hüzünle seyrederler. Gemi onların hayallerini de birlikte götürmektedir şimdi. Giderek uzaklaşır ve ışıkları yavaş yavaş karanlığa karışır.

Federico Fellini'nin Amarcord filmindeki bu gemi bana çocukluğumun Fethiye'sini çağrıştırırdı.

Oraya da yabancı gemiler gelir ve kasabanın savcısı olan babam gemilere konuk giderdi.

***

Ama şimdi bu gemiyi hatırlamamın nedeni Fethiye ve çocukluğumun turunç kokulu yaz geceleri değil.

Arada bir hepimizin burun kemiğini sızlatan yakıcı bir "daüssıla" ya yakalanmış da değilim.

Giderek uzaklaşan gemi imgesi, bana Avrupa Birliği'ni çağrıştırıyor.

Biz kıyıda elimiz kolumuz bağlı kalakalırken Avrupa Birliği gemisi, arkasındaki suları köpürte köpürte başka limanlara doğru dümen kırmış, gidiyor.

Uzaklaşıyor bizden.

Işıkları görünmez oluyor.

Biz kendi kasabamızın loşluğuna dönüyoruz yine: Yerel kavgalarımıza, boğazımıza bir yumruk gibi tıkanan tatminsizliklerimize gömülüyoruz.

***

Geçen hafta, kitabımla ilgili bir toplantı nedeniyle iki günlüğüne Atina'ya gittim.

İlk kez 1975'te gördüğüm bu kentin, Avrupa Birliği yardımıyla nasıl parladığını, nasıl mutlu, umutlu ve keyifli bir yaşam düzeni tutturduğunu görünce içim bir kez daha yandı.

Onların böyle olmasına değil; bizim halimize!

Çetin Altan'ın sık sık hatırlattığı gibi 65 basamak üstümüzdeki yaşam düzeyinin pırıltıları; ve zenginliği adil bölüşmenin yarattığı "orta sınıf" kavramı bir yılbaşı çamı kadar süslü ve heyecan vericiydi doğrusu.

1975'te ilk gittiğimde bir Yunan drahmisi 50 kuruştu. Bir Türk lirasına iki drahmi alabiliyordunuz. Azçok bize benzeyen bir ülkeydi.

Bugünkü farkı ise ne siz sorun, ne ben söyleyeyim!

Yalnız Atina değil, Avrupa Birliği'ne girmeden önce Lizbon da köy gibi bir yerdi.

Şimdi o da pırıl pırıl parlamakta.

Belki de dünyanın en muhteşem, en büyülü şehri olan İstanbul ise yangın yerine döndü. Sefalet çeken kitlelerin birbirini boğazladığı bir Ortadoğu salhanesi olmak bu kente hiç yakışmadı doğrusu.

***

Avrupa Birliği gemisi giderek uzaklaşıyor bizden; başka limanlara yelken açıyor.

Çocuklarımız üç beş yıl sonra Avrupa Birliği üyesi olan Bulgaristan'a, Güney Kıbrıs'a, Çek Cumhuriyeti'ne, Polonya'ya gıpta ile bakacaklar.

Biz ise kendi karanlık kasabamızın aşiret kavgalarında birbirimizi düşman ilan ederek, sonu gelmez kan davalarının öfkeli gümbürtüleri arasında yitip gideceğiz.

Hem de; "1970'lerde hangi başbakan Avrupa Birliği'ne girmemize engel olmuştu? Bizi kim, dar görüşlülüğü yüzünden bu kadere mahkum etti? " sorusunu bile soracak basireti gösteremeden.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır