


Diş kirası kitapları...
Üç gün sonra bayram...
İslam âlemi tam 1420. kez Ramazan Bayramı'nı idrak edecek. Ama, insanlar şimdiden çil yavrusu gibi tatil yörelerine dağıldılar bile...
İlk bayram eğlencesini altmış yıl kadar önce Şehzadebaşı'ndaki ünlü Letafet Apartmanı'nda izledim. Küçük bir "hayal perdesi" gerilmiş ve Karagöz oynatılmıştı. Sihirbazlardan, hokkabazlardan, düetlerden çok Karagöz'ü sevmiştim.
Meğer o yıllarda Türk aydınları, Karagöz'ün geleceğini tartışıyorlarmış...
***
Kırk yıl önce Paris'teki dünya tiyatro festivaline Yunanlılar, bizim Karagözümüz'le gitmişlerdi. Ağızlarında bir iftihar cümlesi vardı: "Karagöz" iki bin yıllık trajediler kadar bizimdir" diyorlardı.
Sabri Esat Siyavuşgil'in çığlıkları Türkiye'yi ayağa kaldırmıştı; ama ilgilenen çıkmamıştı. Siyavuşgil, "yemeyenin malını yerler, kızmaya hakkımız yok" diyordu.
Beş yıl kadar önceydi; rahmetli Sadık Ahmet'in duruşmalarını izlemek için Selanik'teydim. Bir Pazar günü bizi Korent Boğazı'na götürdüler. Çevredeki mağazalarda Ege kültürüne ilişkin kitap, dergi ve folklorik malzemeler satılmaktaydı. Naylon torbalar içinde iki şey dikkatimi çekti. Birisi Yunan mitolojisinin tanrıları, diğeri kartondan yapılmış Karagöz ve Hacivat suretleriydi.
Yunanlılar Karagöz'e, "Karagöziadis" adını vermişler ve Türk kültürünü pervasızca sahiplenmişlerdi.
Aynı yıllarda Türk musikisine arka çıkanlar, "yakında birileri Itri'ye, Itriyadis derse şaşmayın..." diyorlardı.
Bugün bu endişenin abartılı olduğunu söyleyebilir misiniz?
Hayır!...
***
Değerlerimizi kaybediyoruz. Türk kültürüne sahip çıkan yayınevlerinden "Kitabevi", Ramazan münasebetiyle yayınladığı "diş kirası" kitaplarını bu yıl Karagöz'e ayırmış. İçinde, Karagöz'e ilişkin ne ararsanız var... "Karagöz Kitabı"nı hazırlayan Sevengül Sönmez'i kutluyorum.
Biz Karagöz'ü, çocukluk hatıramız olarak içimizde büyüttük. Sonra gördük ki, büyüklerimiz de bizim gibi çocukluk hatıraları olarak içlerinde yaşatmışlar. İşte bir sanatsal etkinliğe köklü kültür niteliği kazandıran düzey, bu süreklilikten kaynaklanıyor. Bu sürekliliğe, kültür mirası diyoruz.
Çocukluğumuzun en başarılı taklitlerini Karagöz oyunlarında izlerdik. Ermeni'yi, Rum'u, Yahudi'yi, Laz'ı, Arnavud'u, Ak Arab'ı, Çerkez'i, Kürd'ü, değişik lehçelerle konuşan İstanbul esnafını Karagöz oyunlarında tanıdık. Günün sevilen şarkılarını da Karagöz'ün boğuk sesinden dinlerdik.
1950'li yıllarda popülizm amacıyla Demokratik Parti'nin mahalle aralarında gerçekleştirdiği sünnet düğünleri, Karagöz'ün vazgeçilmez eğlence olduğunu bir daha gösterdi.
Karagöz bize koskoca bir tarih getiriyor ve yaşanan günleri omurgasından yakalıyordu, ama geleceğe ilişkin ümit ve heyecan vermiyordu. Sinema çağında Karagöz izlemenin geri kalmışlık olduğunu ileri sürenler vardı.
O tarihlerde Karagöz ile ilgili çağdaşlaşma niyetlerinin hiddetle karşılandığını hatırlıyorum. Karagöz'ü sadece geleneksel muhtevasıyla canlı tutmayı kültür sayan anlayışın egemenliği dikkat çekiyordu. Karagöz tutkunlarına gelişen teknoloji ile köklü kültür değerlerinin uzlaşabileceğini anlatmak zordu. Bu uzlaşmaya direnilirse kaybedenin teknoloji değil, kültür olacağını anlatmak adeta imkansızdı.
***
Karagöz, günlük yaşamın ilginç tiplerini "hayal perdesinde" yaşatan düzeyli nükte ve estetik sunuş bileşimiydi. Ama anlaşılmaz bir ihmal ve ilgisizlikle kaderine terk etmiştik.
Altmış yıl önce Walt Disney'in "Micky Mouse"u, hızlı hareketleriyle Karagöz tiplerinden daha çok ilgi çekmiş; hatta kıskançlık yaratmıştı. Devlet, Türk Karagözü'nü Walt Disney hareketliliğine kavuşturacak projeyi başlamıştı. O çalışmayı şimdi raflarda bile bulamazsınız.
Yarım yüzyıl bu hayali sürdürdük, ama ucundan tutulacak kadar bile somut nitelik yaratamadık. Demek ki inatçı ihmalimiz halâ sürüyor.
***
Karagöz'ün Kitabı'nı, altmış yıllık dostumun hayat hikayesini tazeler gibi okudum. Hafızamın derinliklerinde bir "hayal perdesi" kuruldu. Heyecanla seyre başladım; o perdenin gölgelerinde bütün ihmal ve ilgisizliğe rağmen ayakta kalmanın sabır ve gururuyla Karagöz ve Hacivat gülüyordu.
Bütün okuyucularımın bayramını kutluyorum.