Adına "af" denilen şartla salıverme kanunlaştı.
Ankara'nın dayatmasına karşın, kamuoyunun büyük tepki gösterdiğini herkes biliyor.
Affa karşı rüzgar çok güçlüydü.
Ama gelin bugün biraz olsun "rüzgara karşı" konuşalım. Cumhuriyet tarihinin 52'inci affı bu...
Demek ki, ilk değil...
İkide bir çıkartılan afların, insanlarda "kolaylıkla suç işleme" eğilimini güçlendirdiği de pek geçerli bir tez değildir.
Bunun tersi de doğru değildir.
Hiç af çıkartılmayan ve çok katı infaz sistemi uygulanan Amerika, suç oranlarının en yüksek olduğu ülke konumunu muhafaza ediyor.
Çünkü suç işleyecek olan bir kişi, daha önce oturup da, "ben bu suçu işlersem, yakında nasılsa af çıkar" diye düşünmez. Suçu teşvik eden temel iki sebep, yoksulluk ve eğitimsizliktir.
Üçüncü sebep de, gizli "psikolojik arazlar"dır.
O halde, bu şartla salıvermenin, suçları körükleyeceğini ve arttıracağını savunmak zordur.
Öte yandan Adalet Bakanı Türk'ün altını çizdiği, 74 affından yararlanan hükümlülerin sadece yüzde 20'sinin cezaevine dönmüş olması gerçeği, bizim üzerinde durmak istediğimiz bakış açısını güçlendiren bir realitedir. Affın yararları da vardır.
Bu yararlar hem toplumsal hemde yararlanan aileler açısından bireyseldir.
Affedilen hükümlülerin yüzde 80'inin büyük oranda topluma kazanılmış olması, toplumdaki barış psikolojisi açısından çok önemli...
Bu şartla salıverme sonucunda, özgürlüğüne kavuşacak 40 bine yakın insandan, yarısı topluma kazanılmış olsa, o bile yeter... Üstelik, çok gergin toplumumuza, bir "barış çağrısı"da olabilir bu yasa...
Ayrıca...
Son derece haklı sebeplerle de olsa affa karşı çıkan insanlarımız birazcık da, genel yaşam koşullarının, yoksulluğun ve yoksunluğun, kent hayatındaki gaddarlık, kıyıcılık, kabalık ve hoyratlığın bizleri giderek daha fazla merhametsiz hale getirdiğini, mahkumların da ihtiyacı olan şefkatimizi azalttığını düşünmelerini istemek acaba çok şey mi istemek olurdu? Bu insanlık merhameti, işlenen her tür suçu benimsemek ve desteklemek anlamına gelmez!.. Pişman ve perişan olana bir kez daha yaşam hakkı tanımak anlamına gelir.
Şartla salıvermenin, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.
Geliyor!
IMF'in göndereceği 4.8 milyar dolar kredi, yola çıkıyormuş... 11 milyar doları bulacak kredi toplamının ilk dilimi bu kadar...
4.8 milyar dolar yola çıkmış ama çok merak ediyorum, neyle geliyor?..
Trenle mi, uçakla mı?..
Trenle geliyorsa yandık, çok acil ihtiyacımız var, biliyorsunuz!
Özellikle televizyonların, son olaylar sırasında cezaevlerindeki "terör" suçlularından, "siyasi mahkum" diye bahsetmesini, bazı okurlar yanlış buluyorlar. "Teröristin, katilin siyasisi olur mu?" diyorlar...
İtiraz noktaları esas olarak, "legal siyaset" yapanların, söz gelimi Recep Tayyip Erdoğan'ın veya Hasan Celal Güzel'in mahkumiyetlerindeki "siyasi" nitelik ile, bu mahkumiyetlerdeki niteliğin karıştırılmasında düğümleniyor. Ben de, yazılarımda yer yer "siyasi mahkum" diye bahsettiğim için, kendimi izaha mecbur hissettim.
Bir kişinin yahut örgütün eylemi, terör de olsa, suikast veya cinayet de olsa, "siyasi söylem ve hedefleri" varsa "siyasi" niteliklidir...
Aksi halde, "siyasi cinayet" diye bir kavram olmazdı. Bence, okurların unutulmamasını istedikleri fark şudur. "Düşünce suçu" ile "terör" arasındaki büyük fark!
Evet bu iki suç birbirinden çok farklıdır ama ikisi de "siyasi" nitelikli olabilir.
Bu sebeple, cezaevlerindeki mahkum ve tutuklulara "siyasi mahkum" denilmesinde bir hata yoktur.