kapat

23.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
MEHMET ALTAN(maltan@sabah.com.tr )


İyi ki Sezer var...

Türkiye yeniden bir "ara rejim" kabusu içine çekilmek isteniyor sanki. Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı Belgesi'nin açıklandığı 8 Kasım ertesinde gelişen ve sürekli tırmandırılan olayları topluca değerlendirdiğinizde, yeniden bir "12 Mart" modelini denemek isteyenleri görür gibi oluyorsunuz.

"Milli Mutabakat Hükümeti" diye telaffuz edilenin, aynı 12 Mart Darbesi'nde olduğu gibi bir "teknokratlar" hükümeti olacağı, kumandası askerin elinde olan "tarafsız" bir Başbakan arandığı hissediliyor.

"Ara rejim" için karanlık düğmelere basanlar Türkiye'nin "askeri müdahaleler" nedeniyle bir türlü normalleşemediğini umursamıyorlar. Ara rejimler çözümü olsaydı, Türkiye hala bugünkü sıkıntılardan muzdarip olmaz, kişi başına gelir de üç bin doları aşardı. Türkiye kendi normalleşme sürecini sadece özgürleşerek tamamlayabilir. Siz bu süreci hızlandırmak yerine darbeler ile keserseniz, sadece ve sadece bir ikinci darbeye yol açarsınız, hiç bir sorunu da çözemezsiniz.

AMERİKA NE DER?
Askeri ihtiyacının yüzde 85'ini Amerika'dan karşılayan Türkiye gibi NATO üyesi bir ülkede, yeniden bir "ara rejim" aranışı akılları karıştırıyor.

Bugüne kadar tüm darbelerin icazetini Amerika verdi. Ama galiba bu son aranışın kâbesi orası değil. Bu, kendinden menkul bir zorlama.

Türkiye'yi dünyadan iyice kopararak, buraları Afganistan'a döndürmek isteyen ara rejim tutkunları, belki de Amerika'daki Cumhuriyetçi Başkan adayının, Demokratlar'dan farklı olduğu tespitine yaslanmayı hedefliyorlar. Bush'un dış politika konusundaki atamalarına bakarak, bu ülkenin yeniden nisbi olarak içine kapanacağını, evrensel değerlere, Demokratlar kadar ilgi göstermeyeceğini düşünmekteler. Bu arada da, Türkiye'de bir 12 Mart Rejimi, kim vurduya getirilerek yürürlüğe sokulacak onlara göre.

Amerika'nın Ankara Büyükelçisi W.Robert Pearson ise önceki gün Milliyet'e yazdığı yazıda "Yeni yönetim, güçlü, açık ve demokratik bir Türkiye'nin barış ve istikrar yolunda önemli bir güç olacağının farkındadır. Türkiye geniş kapsamlı değişimler ve tartışmalardan geçiyor. Ancak Amerikalılar'ın da başkanlık seçimleri sırasında gördüğü gibi bir demokrasi, gücünü, toplumu uzlaşmaya yönelten sağlıklı ve ilkeli tartışmalardan alır" diye yazmaktaydı.

Türkiye'yi yeniden bir 12 Mart Rejimi'ne savurmak isteyenler, kısaca Kopenhag Kriterleri denen, hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları ve piyasa ekonomisinin yerleştiği "demokratik bir cumhuriyet"e karşılar aslında. Babadan kalma eski tek parti rejimini ve her türlü soygunun aracı olan devletçiliği sürdürmek için çabalıyorlar.

HUKUK KALESİ
Allahtan, Türkiye'deki rejimi "demokratikleştirmek" için çırpınan ve bu nedenle evrensel hukuk anlayışından taviz vermeyen, Ahmet Necdet Sezer gibi bir Cumhurbaşkanı var.

Toplumsal bir kabusun herkesin üstüne bütün ağırlığıyla çöktüğü bugünlerde, hukuk adına en önemli iki çıkış da Cumhurbaşkanı'ndan geldi.

Birincisi, Türk halkının da kesinlikle arzulamadığı af konusundaydı. Sezer, bir ucubeden başka bir şey olmayan Af Yasa Tasarısı'nı, kendisine ilk gelişinde, tamamen hukuksal ilkelerin titizliği ile reddetti. İç tutarlılığı bulunmayan ve halkın tepkisine yol açan bu af tasarısını ne hikmetse hükümet yeniden dayattı. Parlamento halktan biraz daha koptu. Buna karşılık, hem hukukun gereklerini, hem de halkın eğilimlerini ciddiye alan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in halk desteği her gün biraz daha çoğalmakta. Türkiye'nin en güvenilir kişisi haline gelmekte...

ANDIÇCI SAVCI
Ahmet Necdet Sezer'in hukuksal titizliğini ortaya koyan ikinci çıkışı ise hafta başında yaşandı, Vural Savaş'ı veto etti.

Hukukçu kimliği taşıyan birisi eğer hukuksal görüşlerini açıklarken "sıfatlardan" medet umuyorsa, onun hukukçuluğundan her zaman şüpheye düşmek gerek. Vural Savaş, bir parti kapatma davasının iddianamesinde "kan içerek beslenen vampirler" ya da "malum olanın ispatı gerekmez" diyen bir Yargıtay Başsavcısıydı. Sanırım Savaş'ın hukuk dışı bu davranışlarından dolayı SABAH Gazetesi Sezer'in bu vetosunun "yargının siyasallaşmasına fren" diye yorumlandığını yazdı. Gene aynı gün manşette Savaş'ın gidişiyle birlikte 28 Şubat askeri darbesinin "son önemli isminin" de sahneden silindiği vurgulanmaktaydı...

Hukuk adamlarının darbelere karşı durması gerekirken, Başsavcı Savaş'ın darbenin alkışçısı olması Türkiye'deki hukuk anlayışının bir zaafı olarak anılacak. Düşünün ki, Cumhuriyet tarihinin en yüz kızartıcı belgelerinden biri olan ve ne hikmetse bugüne kadar hiç bir "cumhuriyet savcısının" dikkatini çekmeyen andıçta, "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı" nezdinde girişimde bulunularak HADEP'in genel seçimlere girmesinin önlenmesi yazılıdır. Bizce Savaş'ın hukuku ne ölçüde siyasallaştırdığı bu andıçta açıkça görülmekte...

1996 yılında yapılan başsavcı seçimlerinde kendisi de ikinci gelmiş ama Demirel tarafından göreve atanmıştı. O zaman sesini çıkarmayıp bugün şikayetçi olmasını da, "demokratik bir Cumhuriyet" isteyenlere karşı asılsız iddialarda bulunmasını da pek ciddiye almamak gerekiyor.

YAKIN GÖREV
Sezer'in Türkiye'yi hukukun üstünlüğüne saygılı, çağdaş bir demokratik ülke haline getirme azmi ile ülkeyi dış dünyadan tamamen tecrit etmeye yönelik 12 Mart türü bir kanserli girişim çabası belli ki gittikçe daha sık karşı karşıya gelecek.

Sezer, Türkiye'nin içine sürüklenmek istendiği tehlikeler karşısında hukukun ve demokrasinin en önemli güvencelerinden biri olarak durmakta.

İç karmaşayı artırıp, ülkeyi kanlı bir panayıra dönüştürerek kolonyalist mantıklarıyla egemenliklerini biraz daha sürdürmek isteyenleri izledikçe, iyi ki Sezer var demekteyiz...

Sezer'in olması hukukun ve dürüstlüğün olması anlamına geliyor çünkü.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır