


Adına 'Hediye' dediğimiz mucize
Bizde toplanmış maç izliyoruz dostlarla.. Bu yaz bizim bahçenin adını "Miskinler tekkesi" koyduran grup bu.. Kimse aramaz, sormaz, haber vermez, bahçe kapısından içeri girip arka bahçeye geçer, çoğu zamanda bir tilki uykusu ile kestirirdi şezlonglarda.. Kazım da, tatil için gelmiş Los Angeles'ten.. Tekkenin baş müdavimi.. O grup işte..
Telefon çaldı.. Kimin aradığını öğrenmeden açmıyorum ya.. Hoparlörden Kazım'ın sesi salona yayıldı:
"Miskinler tekkesi.. Yeni yılınız, Şeker Bayramınız, noeliniz kutlu olsun.."
Yapıştık tabii telefona sıra ile..
"Yahu nerde, benim fıkralar.. Okuyucu sağlığını merak etmeye başladı nerdeyse, pazarları adını görmediği için.." "Hıncal durumu bilemezsin.. Ne dergilerim geliyor, ne gazetelerim.. Çıldırıyorum.."
"Hayrola, Amerikan Postası greve mi girdi" dedim..
"Daha kötü" dedi.. "Felç oldu.."
Açıklanan resmi rakam, noel ve yılbaşı dolayısı ile postaya verilen paket sayısı 2 milyar.. Tam 2 milyar hediye yolluyor insanlar birbirine.. Elden verilenler, posta ile gidenlerin enaz beş mislidir.. Yaşadım biliyorum.. İndirin, deyin toplam 5 milyar.. Noel gecesi 5 milyar paket açılacak Amerika'da..
Ülke nüfusu 250 milyon olduğuna göre, kundaktaki bebekten, huzur evindeki dedeye kadar adam başı ortalama 20 hediye paketi demek bu.. Bir gecede 20 tane paket açan insanın keyfini düşünebiliyor musunuz?.. Her biri bir sevdiğinden gelen, unutulmadığını gösteren 20 paket..
İşte size, herkesin konuştuğu reklamın mutlu sonu.. Baba gözyaşları içinde şekerlere bakarken, anne perdenin arkasından son bir umutla sokağı gözlerken, kapı çalınsa ve postacı gelen bir kucak dolusu rengarenk hediye kutusunu önlerine boşaltsa.. "Aaaa.. Bak hanım, bu torunum İrem'den.. Minik minik elleri ile nasıl eğri büğrü yapmış hediye paketini.." "Ya bu bey, ya bu.. Askerdeki oğlumuz Şırnak'tan yollamış.. Orda ne bulmuş da ne yollamış acaba?.."
Şırnak'taki Mehmet, annesinin elleri ile ördüğü kar kaşkolünü boynuna dolarken..
***
Bu yılbaşı gene yayınlayacağım merak etmeyin, Hediye denen mucizenin öyküsünü.. "Bu öyküyü cebimde taşıyor, yanımdan hiç ayırmıyorum.. Ama bu yılbaşı gene yayınlayacaksınız, değil mi" diyen okuyucularım var..
Her noel, her yılbaşı Holly'yi bir başka hatırlarım.. Hediye denen mucizeyi ailemize sokan Holly'yi..
Aralık ayı geldi mi, Noel ağacını diker, süslerdi.. Ondan sonra bitmez tükenmez paketleme servisi başlardı.. PX'ten cicili bicili rengarenk paket kağıtları, süslemeler, gene rengarenk paket kağıtları alırdı.. Bazan sabaha kadar sürerdi paketleme işi.. Fatma Karanfil, Ali Kocatepe'nin eşi o zamanlar, İstanbul'dan onu çağırırdı.. Fatma da onun kadar özenli ve güzel paket yaptığı için.. Ve de eğer o sıralar Ankara program yapıyorsa Nükhet de kurtulamazdı paketleme işinden.. Abartmıyorum.. Yüzlerce paket hazırlardı Holly.. Kendi ailesi, benim ailem ve dostlarımız için.. Ankara'da olmayanların hediyeleri postaya verilir, Ankara'da olanların ki, Noel ağacının altına, üzerlerinde isimleri yazılı etiketlerle konurdu.. İşkence öyle başlardı işte.. Bize gelip gidenler 15 gün, o paketin içinde ne olduğunu merak eder, ipucu için yalvarır dururlardı.. Renk vermezdi Holly.. Yılbaşı gecesi, fırından nar gibi hindiyi çıkarır, herkesi masaya toplardı.. Ama inanın, kimse o hindinin tadına pek varmazdı.. Yemek faslı kısa kesilsin de, paket açma faslı başlasın diye.. Atilla Koryürek ile, Kurthan Hoca hariç.. Onlar aslında bize, Holly'nin içinde her tür içki bulunan dolabında yıllık temizlik yapmak için geldiklerinden sabaha kadar sofradan kalkmazlar, hediyelerini de bütün şişelerin dibini bulduktan sonra açarlardı..
Bu kadar hediyeyi hangi para ile aldığımızı merak edeceksiniz.. Amerikalıların 5 milyar hediyeyi nerden, hangi para ile bulduğunu merak edeceksiniz..
Hediyenin ne olduğu önemli mi o kadar..
Bunu bana Holly öğretti.. İki tanesi bir dolara satılan bir kalp şeklinde sabun mesela.. Bir mum seti.. En fazla 1.5 dolar..
Şaşardım önceleri.. "Bu kadar basit şey de hediye olur mu" diye.. Kendisine gelen hediye paketini açınca içinde fındık fıstık görüp "Bak sen bunları alamazsın, ben sana yolluyorum" diye yorumlayan meslektaşım kadar kaba ve ruhsuz olmasam da, genelde hediyenin birazcık değerli olması gerektiğine inanırdım.. "An beni bir kozla (Yani cevizle), o da çürük çıksın"ı atalar sözü yapan bir geleneğin bireyi olduğum halde..
Kaç yılbaşı geçti, Holly'nin o paketlere, bir minik sabun, iki renkli mum, bir küçük çikolata değil, "Sevgi" sardığını farketmem için.. Nasıl sımsıcak olurdu o salonun içi, açılan paketlerden geri kalan dağlar gibi çöplerin arasında.. Nasıl bir sevgi yumağı gibi sarılırdık birbirimize, sabaha karşı ayrılırken..
O içinde nerdeyse "Hiç" olan paketler nasıl bir mucize yaratır, nasıl bir aile, bir dost, bir sevgi kucağında yaşadığımızı bize hem de öyle güzel anlatırdı ki..
1982'de Holly gitti.. Bir daha ne yılbaşı ağacı.. Ne hediye paketleri.. O güzel geleneği o başlatmıştı, biz sürdüremedik..
Ama işte bakın Amerika sürdürüyor.. 2 milyarı postada, siz deyin beş, ben diyeyim on milyar hediye paketi dolaşıyor bugünlerde ülkelerinde..
Bugünlerde Amerika nasıl sıcaktır bilir misiniz, karlar altında?..
Peki siz, hiç sürpriz bir hediye paketi hazırladınız mı, bu yılbaşı için, içine göstermekten, söylemekten korktuğumuz sevgimizi koyarak!.. Siz içinde sevgi olan paketten daha değerli bir hediye düşünebiliyor musunuz?..
Peki o zaman, daha ne duruyorsunuz?..
Kim demiş 21'inci yüzyılda mucize olmaz diye.. Deneyin.. Göreceksiniz..
Sevgi en büyük mucizedir.. Kullanın onu.. Tepe tepe.. Korkmayın, bitmez, tükenmez, ufalmaz.. Tersine, bir kartopu kadarken, çığ gibi devleşir.. Umut olur, mut olur!..
Mutlu noeller, mutlu bayramlar, mutlu yıllar Sevgili Dostlarım..
TEBESSÜM
Parkinson hastası ihtiyar sokaktaki dondurmacıya girmiş "Bana" demiş "bir dondurma..." "Tamam amcacığım" demiş dondurmacı "Neli olsun?" "Farketmez" demiş ihtiyar "Nasıl olsa yere düşüreceğim!"
SEVDİĞİM LAFLAR
"Yılbaşı gelecek yılın parası ile bu yılın hediyelerini alma sezonudur."
Anonim
Tecelliden Abuzittin'e mektuplar
Abuzittinciğim,
Hükümeti habire eleştiriyoruz ama yapılan iyi işler de var.. Bunları da yazmamız "bravo, aferim, devam..." dememiz lazım.. Fakat inatla görmezlikten geliyoruz. Hep pahalılıktan şikayet ederiz... Oysa Türkiye'de çok ucuz şeyler de var... Mesela insan canı!
Ne Amerika'da, ne Avrupa'da hatta ne de yanıbaşımızdaki Yunanistan'da insan canı bu kadar ucuz değildir.
Ha, bizden de daha ucuzları da var.. Irak, İran, Cezayir , Güney Afrika.. Onların ki sayılmaz.. Düpedüz "damping" yapıyorlar.. Bu haksız rekabete girer!
Cezaevi olaylarına bak... Operasyonun ilk gününde 2 jandarmayı şehit verdik.
Haftalar süren koca Irak savaşında ölen Amerikalı asker sayısı sadece 54...
Biz hapishaneye gireceğiz iki şehid!
Yugoslavya harekatında da ya 5, bilemedin 6 Amerikalı ölmüştü.
Başbakanımız "zafer"den söz ediyor.
Irak'a girip, bi zamanlar bizim olan petrol kuyularına mı elkoyduk? Kendi memleketimizde, top tüfek, helikopter, vinç buldazör, kendi hapishanelerimize giriyoruz. Daha doğrusu girmeye çalışıyoruz.. Sana yazarken iki cezaevinde direniş sürüyordu. İnşallah daha fazla insan kanı akmadan bitmiştir.
Abuzittinciğim bi devlet adamı düşün, televizyonlardan gözümüzün içine baka baka "..9 yıldır bu kovuşlara giremiyorduk..." diyebiliyor.
İnsan biraz sıkılır... Adama "9 yıldır devlet nerede? Senin devlet yönetiminde işin ne!f...f? demezler mi?
Operasyonu yap ama kameraların karşısına geçip de övünme.. Çünkü bu övünülecek değil üzülecek bi iş... Hem kan akıyor hem de sen devlet olarak yıllarca teröristler karşısında aciz kaldığını dünya aleme ilan ediyorsun. Yapılan, çok gecikmiş bi hatanın tamiratıdır... Ne dereceye kadar başarılı olur o da ayrı bir soru.. Neden dersen, asgari ücret açıklandı.. Adamın eline net 102 milyon lira geçecek. Bu paraya Ankara'da kafanı sokacak köpek kulübesi bile kiralayamazsın. Hadi diyelim kiraladın ne yiyip ne içeceksin.?
Bi tarafta 102 milyon liraya mahkum adamlar öte tarafta "ayda 2 milyar yetmiyor" diyip Anayasa'ya madde eklemeye kalkanlar.
İnsanlar arasında bu kadar büyük uçurum oldukça bu ülkenin kanını emmeye çalışan teröristler de mutlaka kendilerine yandaş bulurlar Abuzittinciğim.. Sokaklar "aç" dolu... Sen de, F tipi yok Ğ tipi boyuna hapishane kur.. Beş yıl geçmez oralarda da yer kalmaz.. hadi bi af daha!
Şimdi bunları sana yazarken Başbakanımız televizyonda konuşuyordu:
"..operasyonlar , daha fazla can ve mal kaybı olmaması için çok yavaş ve dikkatli şekilde sürdürülmektedir"
Demek ki ilk gün biraz aceleye gelmiş: 20'ye yakın ölü 1000'e yakın yanık. Pek muhtemeldir ki kırmızı telefonlar da çalışmıştır.
"..sizi ayakta alkışlıyoruz ama rica etsek operasyonu biraz yavaşlatır mısınız?"
İşte ben buna kıl oluyorum Abuzittinciğim.. Yok insan haklarıymış, yok Amerika'ymış efendim AB'ymiş... Size ne yahu... Kendi ülkemizde kendi mahpuslarımızı istediğimiz gibi öldüremiyecek miyiz?
Yanlış mı düşünüyorum Abuzittinciğim...
Münasip yerlerinden öperim. Kardeşin:
Güneş
BİZİM DUVAR
Amerika'da VOTE KRİZİ sona erdi ama Türkiye'de VETO Krizi bitmek bilmiyor.
HAKAN UTKU