Ölüm oruçları, hapishane baskınları, genç polislerin yürüyüşleri, ekonomik krizin daraltıcı, kıstırıcı, büzdürücü etkilerinin dışında ülkede ekranlara yansımayan güzellik: Balalayka...
Ali Özgentürk, Balalayka'yı Kemal Sunal'la çekecekti. Başrolu Kemal oynayacaktı.
Ölüm geldi... Kemal Sunal'ı aldı...
Kemal Sunal, Batum'a filmin ilk sahnelerini çekmek için giderken uçakta yönetmen Ali Özgentürk'ün yanında can verdi.
Beklenmeyen başlangıç...
Dünya sinema tarihinde; "filmin çekimine başlamaya giderken başrol oynucusunun kalp krizinden öldüğü..." böyle bir olay yok. Ölüm gelmiş yanından geçmiş bir yönetmen bu filmi başka bir başrol oyuncusu Uğur Yücel'le nasıl çekecekti?
Filmin konusu aşk hikayesiydi.
Aşk, ölüme nasıl kafa tutacaktı?
Asıl merak edilen buydu...
Ali Özgentürk, merak edileni filmin gala gecesinde; "İki Balalayka çektim. Birinci Balalayka Kemal Sunal'la birlikte öldü. İkinci Balalayka; ölüme kafa tutan aşk cesaretinin filmi oldu" diye açıkladı.
Balalayka: Namuslu bir film.
Hiç kimseyi satmıyor.
Amerikan filmlerindeki nerdeyse tiksindirici noktaya ulaştırılan "kadın eti satışı" yok...
Saldırganlık da..
Ölümler, kan, ceset de yok...
Kimse kimseyi öldürmüyor.
Kimse kimseye saldırmıyor.
Kimse kimsenin malını çalmıyor.
Kimse kimsenin canını almıyor.
Ama Balalayka; izleyicisini filmden koparmadan başından sonuna kadar sürükleyebiliyor. Yalınlığın, basitliğin, sadeliğin altından kaynayan bir yanardağ gibi aşk çıkıyor. Filmde, yüzyılın sinemasının temeli olan, günlük gazete gerçekçiliğinin dışında başka bir dünya buluyorsun.
Aşkın dünyasını...
Bu film, bence izleyenlerine mantarlaşmış, yozlaşmış, sıradanlaşmış ilişkilerin üstünde bir dünya teklif ediyor. ABD Berkeley Üniversitesi müzik bölümü mezunu kompozitör Aşkın Arsunan'ın klasik müziği, caz müziğini, Türk ve Rus folklor müziğini birbiri içinde rafine bir yaratıcıkla birleştirdiği müzikle başlıyor ve sürüyor Balalayka... Hafif tarzda bir müzikal film bile diyebilirim. Ve bu rafine müziğin çekimiyle izleyende masal sineması lezetti bırakıyor.
Balalayka; hareket sineması değil...
Gerçeküstü sinema da değil...
Realist sinema da değil...
Ama hepsinden birer parça alarak; insanın iç dünyasındaki pskolojik duyguların dilini yakalayan sinema... Batum'dan Kuşadası'na doğal mekanları masal sineması tadıyla sunuyor seyirciye...
Diyeceksiniz ki... Aşk bu filmin neresinde?
Film rejisörlüğü herhalde bu olmalı; Ali Özgentürk, bir tabutun bir otobüs içindeki yolculuğundan 20 aşk öyküsü çıkartıp sunuyor izleyiciye..
Tertemiz... Lekelenmemiş...
Bozulmamış.... Örsenlenmemiş...
Çürümemiş... Ve mantarlaşmamış aşklar...
Batum'dan vücutlarını Türkiye'de satmak için yola çıkan 20-25 yaşlarında çok çok güzel, alımlı, çekici, büyüleyici bir otobüs dolusu Rus kızı ile babalarının vasiyetini yerine getirmek için tabutu otobüse yükleyip getirmeye çalışan parçalanmış aile çocuğu üç kardeşin hikayesinde aşkın meydan okuyuşunu izliyorsunuz.
Ciddi vergi memuru duruşlu...
Geleneklerine bağlı...
Kendi içinde zengin bir dünya biriktirmiş, babasının güzel değerlerine bağlı Necati (Uğur Yücel), Tanya'ya Sardunya Oteli'nde billur bir aşkla bağlanıyor. Otobüsün muavini köy çocuğu Mustafa (Atalay Ergüven....) Olga'ya masum bir aşkla kenetleniyor, Almanya'da babasından ve iki kardeşinden ayrı annesinin yanında büyümüş teknik ressam Mehmet (Ozan Güven) tiyatro sanatçısı Nina'ya hesapsız bir aşkla vidalanıyor, sergüzeşt gemici Cem Davran, aşık olma duygusuna aşık olarak şişman Rus kızı Luba'ya bağlanıyor. Otobüsün şoförü Ercan Yazgan, ulaşılamayan Mecnun aşkına düşüp Tanya'ya bağlanıyor. Kore gazisi Türkiye aşkına bağlanıyor. Karısı Luna'dan ayrılmak istemeyen eli silahlı Rus köylüsü "ailenin bütünlüğüne" bağlanıyor. Vücutlarını satılığa çıkarmış olsalar da Rus kadınları yüksek bir insanlık onuruna bağlanıyorlar. Ve parçalanmış ailenin çocukları üç kardeş de birbirine kenetleniyor.
Balalayka: Namuslu bir film.
Kimseyi satmıyor.
Baş oyuncu filmi değil..
Kemal Sunal filmi de değil..
Üç kardeşin filmi...