Yoğun bir kargaşa haftasından sonra uzun bir tatil başlıyor.
Şimdi çok kişinin kafasına takılan soru şu:
- Tatil günlerinde ve tatilden sonra da, bir takım yeni kargaşalar yaşanacak mı?
Bu soruya:
- Hayır yaşanmayacak, diyebiliyor muyuz?
Diyemiyoruz.
Neden diyemiyoruz peki?
Çünkü "sanal"dan, "saydam"lığa geçme dönemlerine geldiğimizin farkında bile değiliz.
O!smanlı tarihi gerçekte tam bir anarşi tarihiydi. 36 Padişahdan 14'ünün devrilmiş olması da gösteriyor bunu; 1453-1821 arasında boğdurulan 44 Sadrazam'ın; zaman dilimine göre ortalaması alındığında, hemen her 8 yılda, bir Sadrazam'ın Ğyani bir başbakanın- idam edilmiş olması da; Yeniçeri ayaklanmaları da; Sipahi ayaklanmaları da; tam 100 yıl sürmüş olan Celali ayaklanmaları da...
Ya durmadan boğdurulmuş şehzadeler?
Ya hele hele 1826'da kılıçtan geçirilen 140 bin kişilik Yeniçeri ordusu?
Başta Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa olmak üzere, sıram sıram sürüp gitmiş başkaldırılar da cabası...
Osmanlı tarihinin "şanlı tarih" sanallığından kurtarılıp, neden saydamlaştıralamadığı önemli bir sorudur.
Sultan Aziz'e kadar olan Padişahlar'ın neredeyse tümü, hep "büyük" olarak empoze edilmiştir genç kuşaklara...
"Yönetenler büyüktür, yönetilenler küçük" koşullanması bozulmasın diye...
Jöntürkler'in ve sonra da İttihatçılar'ın iktidar kavgasına başlamasıyla, Padişahlar da çürütülmeye başlanmıştır; özellikle de II. Abdülhamit...
Cumhuriyet dönemi de, "yönetenler büyüktür, yönetilenler küçük" koşullanmasını değiştirmek şöyle dursun, zaman zaman daha da pekiştirdi.
Ve olduğundan da üstün ve büyük görünme sanallığıyla, salt görüntüde çağdaşlaşma imajları; asla saydamlaştırılamayacak resmi bir "devlet dekoru" olarak kondu ortaya...
Türkler'in en temel özelliği mesleksiz oluşlarıdır. Mesleksiz halk yığınları ve mesleksiz yönetici kadrolar...
Yönetici kadroların tepelere tırmananları, "astığı astık, kestiği kestik" birer gizli padişah olarak görmeye başlamışlardır kendilerini. Ve asık bir suratla bunun görüntüsünü yaratmaya kalkışmışlardı çevrelerinde...
Böylesi bir sanallık, elbet de saydamlaşmak istemez..
Sanallıktan saydamlığa geçilemeyiş, çok pahalıya mal oldu Türkiye'ye... Ve Türkiye, acı bir fiyaskoyla sade biten yüzyılı da köküne kadar ıskalamadı; "yaşam kalitesi" açısından Yunanistan'ın bile 65 basamak altında kaldı.. "Ulusal gelir dağılımındaki dengesizlik" açısındansa, Tanzania'nın bile altında...
Böylesi çağdışı toplumsal bir tabloda, en büyük rantı siyasetçilik getiriyorsa; gizli bir padişah olma hırsı yaygınlaşmaz mı?
Egemenlerin kulu olmak yerine; bizzat egemen olup, başkalarını kendine kul yapmak...
Kendi mesleğinde evrensel bir kalite yaratma tutkusu pek yoktur Türkiye'de.. Sadece ya siyasal, ya parasal açıdan üstün olma tutkusu vardır.. Bu da, kendini olduğundan daha değerli gösterme şarlatanlığıyla, servetin kaynağını perdelemek zorunluğunu doğurmaktadır.
Bütün bu çarpık yozluk, bir hamaset afyonlamasının arkasını sığınıp, saydamlaşmayı reddetmekde...
Tıpkı Osmanlı tarihinde olduğu gibi, sanallık saydamlaşamadığı zaman; kargaşaların önü alınmaz...
21'inci yüzyıl ise bir saydamlaşma çağı... Türkiye de, ırgalana sarsıla, sonunda saydamlaşacaktır; enseyi karartmayın...