Kamuoyu oluşturan bazı yazarları okuduğumda, gözlerime inanamıyorum.
Sırf, dışarda kendisini devrimci hisseden okurlara şirin görünmek için kaleme alınan bu yazıların, nelere sebep olduğunun, teröre nasıl cesaret verildiğinin farkında bile değiller.
Bu yazılar, siyasi mahkum ve tutukluları açmaza sürüklediği gibi, örgüt liderlerine de "ölüm kararları" yönünde "cesaret" veriyor.
Dünkü operasyondan sonra şimdi de devlete soruyorlar:
"Hani F Tipi'ne sevk yapılmayacaktı?"
Bu "yanlış soru"yu hükümete yönelterek, terör liderlerine yeni eylemleri için cesaret ve destek verdiklerinin farkında değiller.
Şimdi terör örgütleri, F Tipi'ne sevk sebebiyle "yeni terör eylemlerine" başlarlarsa ne olur, düşünebiliyorlar mı, F Tipi sorusunu soranlar?
Bu soru çok yanlış, çünkü meselenin özü, "cezaevi mimarisi" değil...
Mesele, yeni tip cezaevlerinde, mahkum ve tutukluların "yaşam dokunulmazlıklarının" devam edip etmeyeceğidir.
Yaşam güvenliğinin, devlet tarafından sağlanıp sağlanmayacağıdır.
Devlete sorulacak soru işte budur!
Burada açıkça yazıyorum:
Hukuk en büyük güvence ve garanti olarak hayata geçirilmeli, hangi suçtan olursa olsun mahkum ve tutuklunun yaşam güvenliği garanti altına alınmalıdır.
Eğer bu şart sağlanırsa, F Tipi sendromu diye bir sendrom kalmayacaktır.
Ayrıca, mahkum ve tutukluların kişiliklerini koruyup geliştirebilmeleri için gerekli olan "kollektif yaşam ortamlarının" da sağlanması koşuluyla...
Eğer meseleyi bu doğru açıdan tahlil etmiş olsaydık...
Devlete, "hukukun üstünlüğünü" sağlamakla mükellef olduğunu söylerken; siyasi tutuklu ve mahkumlara da, "sizin de cezaevlerini örgüt karargahı olarak kullanmanıza izin verilemez" diyebilseydik, belki o zaman bu ölüm tablolarını engelleyebilmiş olurduk.
Devletin arşivlerinde, bir sürü cinayet dosyası hala faili meçhul olarak dururken...
Mahkumların kendi yaşam haklarında diretmesi son derece doğaldır ve desteklenmelidir.
Ama bizler, mahkumların "yaşam dokunulmazlığını" mı savunuyoruz, yoksa "cezaevindeki örgüt dokunulmazlığını" mı savunuyoruz?
İkiyüzlülüğü bırakıp, analizleri doğru yapalım.
Koğuş sistemi "terör karargahları" yaratmışsa, buna son verilecektir.
Fakat bunu yaparken "devrimcilere" sempatik görünme gayretindeki kimi yazarlar, F Tipi'ne karşı çıkarken, devletin isterse koğuş sisteminde de bir mahkumu "perişan edebileceğini" unutuyorlar.
Çünkü bunların derdi, kendilerini "solcu" veya "devrimci" hisseden dışardaki okurlara hoş görünmek...
Fakat "terör baronlarına" cesaret verdiklerinin farkında değiller...
"Terör"ün yenik düştüğünü, şimdi değil, çok yıllar önce yenik düştüğünü onlar da biliyorlar ama "ikiyüzlü olduları" için bunu dile getiremiyorlar.
Ve en iğrenci de, bunu, kendilerine "aydın imajı" yaratmak ve "demokratlık rantı" elde etmek için yapmalarıdır.
Sırf "sosyalist eğilimleri" sebebiyle veya "devlete duydukları kin" yüzünden bu tür yanlış analizler yapanlar bile mazur görülebilir.
Her ne kadar, teröre dolaylı destek ve cesaret veriliyorsa da...
Ama benim kabul edemediğim davranış, "aydın imajı" ve "demokratlık rantı" peşinde koşan ikiyüzlülerin, riyakar analizleri...
Bunlar, sorun en kritik noktaya geldiğinde, "duygusal yazılarla" topu başkalarına atarlar.
En sıkıştıkları zaman da "edebiyata" sarılırlar...
Genç insanlar "terör liderleri yüzünden" ölüyormuş, ne gam!..
Kitap fuarlarında, imza dümeniyle oturdukları standların önünde, kendilerini solcu, devrimci ve de edebiyatçı hisseden gençler kuyruklar oluştursun, yeter!..
Bunları "yazar zannetsin" yeter...
Tabii Babıali'nin patronları da, bu kitap kuyruklarına bakıp, bu ikiyüzlüleri "yazar sınıfında" kabul etsin, bu da yeter!..
Sadece devlete verip veriştirmekle kalmayıp, terör örgütlerine açık açık yazsınlar da göreyim:
Arkanızda en küçük bir halk desteği yok!..
Boşuna ölüyorsunuz!
Eyleme inanmak, başarı için yeterli değildir!
Diye yazsınlar da göreyim!..
Mahkum ve tutukluların yaşam dokunulmazlığını savunmak, bunları da söyleyebilmekle bir anlam ifade eder!
Gerisi ikiyüzlülüktür!
Bu riya beni tiksindiriyor!