kapat

21.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )


Annelerin acısına saygı göstermeliyiz!

Yağmur altında cezaevi kapısında bekleyen bir annenin yüzü televizyon ekranına yansıyor: Sarışın bir hanım dehşet içinde elini ağzına kapıyor, gözyaşları fışkırıyor birden. Bir insan yüzünde görülebilecek olan en ürkütücü dehşet anlatımı.

Çünkü yüzlerce askerin girdiği, duvarları iş makinalarıyla yıkılmakta olan, silah ve bomba seslerinin duyulduğu cezaevinde yavrusu var: Dokuz ay karnında taşıdığı, canın candan ayrılması sancılarıyla doğurduğu, kucağına ilk kez verildiğinde içini sevinçle dolduran yavrusu...Göğsüne ağzını dayayıp minik pembe dudaklarıyla ana sütünü emen gözbebeği.

Şu anda onun gövdesini parçalıyorlar mı acaba? Yıllar boyu özenle bakıp büyüttüğü, ateşlendiği geceler endişeyle başında beklediği çocuğunun narin gövdesi cayır cayır yanıyor mu şimdi?

Hiç bir bilgi alamıyor. İtip kakıyorlar onu. İçeri giren askeri araçları kaygıyla izliyor, bir cankurtaran çıktığında içindekini görmek için ıslak sokaklarda koşmaya başlıyor. Acaba yavrusu mu var bu ambülansta?

Ananın yüreğine ateş düşüyor!

***

Bir başka ana, yavrusunu askere göndermiş. Fidan gibi oğlu askerden döner dönmez evlenecek. Nişanlısı bekliyor. O ananın da yüreği pır pır etmekte. Çünkü o gün oğlunun cezaevi operasyonuna gönderildiğini haber almış. Yavrusu, günlerdir duyduğu, televizyonlarda seyrettiği koğuşlara girecek. Anasının en nazlı oğlu; bir tanesi. Yemeyip yedirdiği, giymeyip giydirdiği...Binbir güçlükle, kan tükürüp kızılcık şerbeti içtim diyerek büyüttüğü aslan oğlu.

***

Aynı anda bir başka evde genç bir kadın bekliyor. Çünkü assubay olan kocası sabaha karşı evden çıkarken, cezaevine operasyona gittiklerini söyledi.

Acaba bir şey gelir mi başına?

Acaba göz açıp gördüğü, gönül verip sevdiği kocası çocuklarını yetip bırakıp da kör bir kurşuna kurban gider mi?

Ramazan günü oruçlu ağzıyla dua üstüne dua okuyor genç kadın.

Bu duaların kocasını koruması için cezaevine doğru üflüyor sonra da!

"Onu çocuklarına bağışla Allahım!" diye mırıldanıyor.

***

Akşam kara haber bu üç kadını da vuruyor; kara kuşun kanadı üç ocağı birden söndürüyor.

Cezaevi kapısındaki kadın, yavrusunun yanarak öldüğünü öğreniyor.

Oğlu askerde olan ana kara haberi alır almaz olduğu yere yığılıp kalıyor.

Vurulan assubayın eşi ise bütün mahallenin kanını donduran bir çığlıkla, bu haksızlığa isyan ediyor.

Bu üç kadın da "Niye ben?" diye düşünüyorlar. "Niye beni buldu bu felaket! Niye benim evladım gitti? Niye benim kocam yavrularını yetim bıraktı?"

Derinden derine artık bir daha eskisi gibi olamayacaklarını, yaşamlarının sakatlanmış olduğunu hissediyorlar.

***

Ve bu arada birileri ölmüş, parçalanmış insan gövdeleri üzerinden politika yapıyor.

Kimi gebersinler diyor, kimi bu olaydan ne yarar sağlarım diye fıldır fıldır gözlerle olayları izliyor.

Kimi tutuklunun ölümüne seviniyor, kimi assubayın, askerin ölümünü alkışlıyor.

***

Beyler!
Ölümseverlik çığlıklarını bırakın!

Ölüm acısına saygı duyun!

Hiç olmazsa; ölüm karşısında insanoğlunun takındığı vakur sessizliğe bürünün.

Bu kin ve nefret ortamı büyürse, bir gün sizin ocağınıza da ateş düşebilir!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır